12 Temmuz 2013 Cuma

Abbasağa Parkı Tüketim Kooperatifi Sohbeti Notları (9 Temmuz)

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ TÜKETİM KOOPERATİFİ (BÜKOOP)
 DENEYİM AKTARIMI VE SOHBET

ABBASAĞA PARKI
09/07/2013

  • Öncelikle BÜKOOP kısa bir giriş yaptı. Bu sohbetin amacının BÜKOOP’taki deneyimimizi aktarmak, paylaşmak ve mahalle kooperatifleri fikrinin tohumlarını atmak için katkıda bulunmak olduğu vurgulandı. Alternatif bir ekonomik ve sosyal model olarak kooperatifin kısaca tanıtılacağı, neden kooperatif kurulduğu ve nasıl işlediğini, üreticilerle ilişkilerin kısaca aktarılacağı ve sonra sohbete geçileceği söylendi.
  • BÜKOOP’un kurulmasına dair ilk fikir tohumları 2008 (???) yılında atıldı. O yıl, Çiftçi-SEN Başkanı Abdullah Aysu’nun Türkiye’de tarımın ve küçük çiftçilerin içinde bulunduğu zor koşullar, gıda üretim, dağıtım ve tüketim sistemindeki ciddi sorunlara dair yaptığı konuşmaları dinledik. Ve tüm bunlara karşı biz neler yapabiliriz diye düşünmeye başladık. 8-9 ay kadar bir süre kafa yorduk, tartıştık. Üniversitede Eğitim-SEN’deki örgütlüyüz. Çiftçiler tarafında da Çiftçi-SEN var. Tüketicilerle üreticiler arasında ilişkilerin koordinasyonu için de Tohum İzi Derneği var. Bu iki örgütün de dayanışması ile şehirde bir tüketim kooperatifi kurmaya karar verdik. Böylece 2009 yılında BÜKOOP kuruldu. Köylüler de üretici kooperatifi etrafında örgütlü olacak ve bu sayede üretici-tüketici arasında yeni bir gıda ve dayanışma sistemi kuracaktık. Bu kararı aldık. İlk önce yola bir üretici kooperatifi (KİBELE) ile başladık. Daha sonra başka üretici kooperatiflerinden de ürün alarak devam ettik.
  • Kooperatifimizin işleyişinde küçük çiftçilerle aramızda bir güven ilişkisi var. Biz, onların koşullarına uyuyoruz. Üreticilerle fiyat pazarlığına girmiyoruz. Ürünlere biz kefiliz. Her ürünün gönüllü bir ürün sorumlusu var tüketici kooperatifinde. O ürüne dair üreticiden tüm bilgileri alıyor, ürünün takibini yapıyor, üreticiyle ilişkileri kuruyor. Tüm çalışmalarımız gönüllü yürüyor. Kasada fiş kesmekten, ürün takibi yapmaya, ürün satışına, defter tutmaya ve üreticiyle ilişki kurmaya kadar…
  • Kooperatif kurarken derdimiz neydi? Şehirde yaşayan insanlar olarak egemen tüketim sisteminin içinde kendimizi kıstırılmış ve alternatifsiz hissediyorduk. Süpermarketlere giderek daha çok mahkum olan, yediğimiz gıdanın nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, üreticinin yaşam ve iş koşullarını tanımadan, bilmeden bir yaşantı sürerken buna karşı neler yapabiliriz diye düşünmeye başladık. Buna karşı yerel bir çözüm aradık ve o sırada beraber kafa yorduğumuz kişilerle yerelimiz üniversite idi. Küçük çiftçiler, Çiftçi-SEN ve üretici kooperatifleri ile iletişimimiz vardı. Onlardan birçok şey öğrendik, bu soruları ve düşünceleri geliştirmemizi sağladı. Onlarla ilişkilerimiz sayesinde kooperatif kurarak, farklı bir üretici-tüketici ilişkisi geliştirme fikri ortaya çıktı. Amacımız da hem tüketiciler olarak daha iyi, güvenilir, adil, şeffaf ve sağlıklı gıdaya erişebilmek hem de bu üretimi gerçekleştiren küçük üreticilere destek olmaktı. Varolan gıda ve tarım sisteminde çok zor durumda olan ve yok edilmeye çalışılan küçük çiftçiliğin yaşam mücadelesine destek vermekti. Üretici-tüketici dayanışma ilişkisine dayalı alternatif bir sistem oluşturmak istedik. Bu ilişki sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal ve politik bir ilişkilenme şekli oldu.
  • Kooperatife fındık sağlayan üretici Emin Bey: Türkiye’de 80 darbesi bilgi aktarımını sekteye uğrattı. 80 öncesi Köy Koop’lar da  Halk-Koop’lar da çok güçlüydü. Sendikalarla beraber darbenin ilk kapattıkları oldu kooperatifler. Sonra Köy-Koop’lar yeniden kuruldu ama marketlerle çalışmaktan dolayı çok zarar ediyorlar. Fisko-Birlik de gitmiş durumda. Tüm bunlar yüzünden üretici ve tüketici kooperatiflerinin kurulması, beraber dayanışma içinde olması çok önemli. Şehirde okullar ve işyerlerinde ve sitelerde örgütlenmek daha kolay, mahallelerde kooperatif biraz daha zor olabilir.
  • Aslında kooperatif kurmak çok da zor değil. Belli bir mevzuat var, ona uymak gerek. Apartman yöneticiliği gibi aslında. Mahalle bakkalı da buna katılabilir.
  • Teknik bazı zorluklar olabiliyor. Ürün talebini iyi tahmin edebilmek gerek.
  • Bu kısa girişten sonra sohbet sorularla ve cevaplarla devam etti.
  • Kooperatif için illa ki bir adres lazım mı? Ve mutlaka ürün stoklamamız gerekli mi? => Evet adres mutlaka gerekiyor. Yani kooperatifin mutlaka küçük bir oda da olsa bir yeri olmalı. Stok da gerekebilir. Ama bu duruma ve ürüne göre değişir. Bazı ürünleri üretici de sizin için stoklayabilir. Ortak olmak içinse (kooperatif üyelerine ‘ortak’ deniliyor) bir sefere mahsus bir ödeme gerekiyor, 100TL.
  • Üretici seçimindeki kriterler nedir?
ð    Küçük çiftçi olması şart. Ayrıca örgütlü olması (kooperatif ya da sendika) önemli bir önceliğimiz. Ama bunlar tek başına yeterli değil. Ürün sorgu formumuz var, bu formda üreticilere ürünlerini nasıl ürettiklerine, işlediklerine dair sorularımız var. Hangi tohumu kullandığından, varsa ilaç kullanımına kadar.
·         Fiyatları nasıl belirliyorsunuz?
ð    Kooperatifin kar etmesi asıl amacımız olmadığı için, kendini döndürebilmesini sağlayacak fiyatla satıyoruz. %20 kooperatif payı koyuyoruz ürün için üreticiye ödeden ve nakliyeye harcanan kısmından sonra. Bu pay da kooperatifin sabit masrafları için gerekiyor. Eğer hacim artarsa kooperatif payı yüzdesi de düşebilir.
  • Neden büyütemediniz bu çalışmayı, yani neden birçok kooperatif daha oluşmasını, bunun yayılmasını sağlayamadınız? Bu bir tercih miydi yoksa zaman mı olmadı? Bir de mahallelerde kooperatif kurma girişimi olursa organizasyonda yardım eder misiniz?
ð    Başta bir yayılma planı vardı aslında Eğitim-SEN şubeleri üzerinden. Ama kooperatif çalışması bizim için de çok yeniydi. Kooperatifi devam ettirebilmek için günlük gerekli çalışmalar ve sorunlar vardı, onlara yoğunlaşmak durumunda kaldık. Fırsat bulamadık. Deneyim ve bilgi paylaşımına, dayanışmaya açığız.
ð    Tüketim Kooperatifleri Birliği var. Onunla iletişime geçilebilir. Ayrıca 7 kooperatif bir araya gelip yeni bir birlik kurabilir. Çok avantajlı oluyor birlik olmak.
  • Üretici fiyatı kendi mi belirliyor? Aynı ürünü birkaç farklı üreticiden alıyor musunuz? Ödemeler nasıl oluyor üreticiye?
ð    Biz üretici ile pazarlık yapmıyoruz verdiği fiyatla ilgili. O ne derse kabul ediyoruz. Güveniyoruz. Ve bununla övünüyoruz biz. Ama Üzüm-SEN Başkanı Adnan Abimiz bize anlattı. Biz yine de üreticinin tüm emeğinin karşılığını vermiyormuşuz. Bu sistemde ne yazık ki fiyat yine tekellere ve egemen tarım sistemine göre belirleniyormuş. Küçük üretici kendi ailesinin emeği ile üretim yapıyor ve aile fertlerine ödeme yapılmamış oluyor. Sigortası için ödeme yapılmıyor vs. Gerçekten o gıdanın tüm bu masraflarla beraber gerçek fiyatını ödemeye kalksak çok daha yüksek bir rakam çıkarmış ortaya. Bize “Siz o gerçek fiyattan satabilir misiniz üniversitede bu gıdayı?” diye sorduğunda sustuk kaldık tabii. Zor bir konu bu. Ancak çok fazla sayıda böyle kooperatif olursa egemen sistemin dışında bir fiyat ve sistem belirleme şansımız olabilir belki.
ð    Tamamen aynı ürünü farklı üreticilerden almıyoruz, rekabet yaratmıyoruz. Sadece mesela farklı türde zeytinler varsa o zaman farklı üreticilerden alabiliyoruz.
ð    Üreticilere ödemeyi bazen peşin bazense satıştan sonra yapıyoruz. Ama ödemeleri asla fazla geciktirmiyoruz. 30 günü geçmiyor.
  • Katılımcı bir tüketim kooperatifi modeli uyguluyorsunuz anladığım kadarıyla. Tüketicilerin, üreticilerin yaşam ve iş koşullarını tanıması, katılması da önemli sanırım. Bu konuda deneyimleriniz, tarlada gönüllü çalışma sistemi gibi sistemleriniz var mı?
ð    Evet, bu çok önemli. Farklı bir üretici-tüketici ilişkisi açısından. Bu konudaki (tarlada gönüllü çalışma) deneyimimiz henüz kısıtlı. Birkaç deneyimimiz oldu. İznik’e zeytin üreticimizi ziyarete gittik ve bir gün onunla beraber zeytin topladık mesela. Bunun dışında da birkaç ziyaretimiz daha oldu.
  • Fiyat pazarlığı hiç mi yapmıyorsunuz yani?
ð    Üreticiyle ilişkimiz güven üzerine kurulu. Birinci tercihimiz kooperatifler ile çalışmak. Fiyatı belirlemeyi üreticiye, kooperatiflerine bırakıyoruz. Muadil ürünleri aynı anda tutmuyoruz. Yani süpermarket zihniyetinin dışında kalıyoruz.
  • Yorum: Organik gıda dediğimiz şey de çok masum değil. Şirketleşmiş bir yapı var. Organik tarım yapan üreticilerin kooperatifleşmesi önemli. Ben bu konuda çalışıyorum.
  • Ürün kalitesi ve güvenliğini nasıl denetliyorsunuz?
ð    Üretici ile birebir yakından ilişkilenmek çok önemli. Bizim için bu aslında bir “denetleme” değil. Ürün takibi ve güven ilişkisine dayalı. Daha önce bahsettiğimiz ürün sorgu formu var ve her ürün için ürün sorumlusu var. O sorgu formundaki tüm soruların üreticiler tarafından yanıtlanmasını sağlıyoruz. Ürün sorumlusu, üretici ile yakın ilişkide oluyor, gidip üretimi yerinde görmek de bunun bir parçası olabiliyor. Üretici ile birbirimizi yakından tanıma ilişkisi kuruyoruz. Tabii burada üretici örgütlerinin (kooperatif, dernek ya da sendika) işlevi ve önemi var. Örgüt sayesinde üreticiler de bir güven ve takip sistemi kuruyor birbirleri içerisinde. Bir kooperatif varsa örneğin, kooperatifin sözü ve verdiği teminat önemli. O kooperatifin içinde bulunan üreticiler için de bu teminat çerçevesinde üretim yapmak önemli oluyor. Sonuç olarak küçük üreticiler ve onların üretim aşamalarıyla ile yakın ilişki içinde olmak güven sisteminin önemli bir parçası.
ð    Türkiye’de çok fazla zirai ilaç kullanımı var. Ve denetleme yok denecek kadar. Ama bir üretici kooperatifi söz konusu olunca bunu didikleyebiliyor, sorguluyor üretici üyelerini.
ð    Organik sertifikasyon günümüzde fazlasıyla ticarileşmiş bir sektör. Buna karşı da dünyada yeni bir hareket var: Katılımcı Garanti Sistemleri. Burada bir şirketin verdiği sertifika baz alınmıyor. Aksine, Katılımcı Garanti Sistemi’nde üreticilerle tüketiciler kendi güven mekanizmalarını ve sertifikalarını (asla para ödenmeyen sertifikalar bunlar) oluşturuyor. Denetlemeden ziyade birbirini tanıma, güvenme, şeffaflık ve katılımcılık üzerinden yürüyen bir mekanizma. Biz de bu doğrultuda yol alıyoruz, bu sistemi oluşturuyoruz kooperatif ile.
ð    Yani aslında bu sistemin temelindeki güven ilişkisi çok önemli. Ve bu güven ilişkisinin mümkün olduğunu, oluşturulabileceğini aslında en güzel örneğiyle Gezi Mücadelesi süreci ve deneyimi öğretti bize.
  • Bakkallar da katılabilir dediniz. Onlarla işbirliği nasıl olabilir? Bakkalı dışlayan bir sisteme nasıl dönüşmez bu çalışma?
ð    Şu anda BÜKOOP mahalle bakkallarına karşı bir sistem geliştirmiş değil. Kampüste de zaten bir market ya da bakkal yok. Kantinler var. Onların da bizden aldıkları ürünler olabiliyor. Ayrıca okulda Tarlataban Kolektifi var. Okulda oluşturdukları bir tarlada üretim yapıyorlar. Onların ürettiği domateslerden yapılan doğal domates soslarını kooperatifte sattık örneğin.
  • Mali ve finansal sorunlar var mı karşılaştığınız? Ve bu sorunlara yönelik bir sistem geliştirdiniz mi?
ð    Hesaplarımız ve ölçeğimiz şu anda küçük olduğu için büyük sorunlarla karşılaşmadık. Döndürebiliyoruz sistemimizi. Mesela ürünlere için oluşacak talebi tahmin edebilmek önemli bir şeydi mali açıdan kontrollü olabilmek için. İlk başta bunu sağlayabilmek için önce talepleri toplayıp ona göre üreticiye sipariş veriyorduk. Sonra yavaş yavaş her ürün için aşağı yukarı talep belirlenmiş oldu. Buna göre hareket eder olduk. Bu zamana kadar herhangi bir sorun da olmadı ürünün elimizde kalması gibi.
  • Mahalleli de kooperatiften alışveriş yapabiliyor mu, ortak olabiliyor mu?
ð    Merkezileşmemek ve yerellik önemli. Mahallelerde kendi yerelliklerinde, kendi ihtiyaç ve koşullarında kooperatifler kurulması önemli. Biz de bunun için dayanışmaya ve paylaşıma açığız. Ama dileğimiz her yerelin kendi örgütlenmesini kurabilmesi. Biz üniversite yerelinde oluşturduk bunu ama her yerde çoğalması dileğimiz. Bunun için buradayız.
  • Aslında tüm bu deneyimle beraber pasif tüketicilikten aktif tüketiciliğe geçtik. Gıdamızın nasıl üretildiğini, üreticisini tanıyan, seçebilen, bunlar üzerine düşünen, üretici ile ilişki kuran tüketiciler haline geldik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme