Boğaziçi Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Boğaziçi Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2013 Cuma

Boğaziçi Üniversitesi Forum Notları (16 Temmuz)

-Meclis yabancılaşmayı kırmak için kurulmak istendi. 

-Var olan örgütün alternatifini kurmaya çalışıyoruz. Ne istiyoruz nasıl istiyoruz. Üniversiteye paralel demokratik-yapıcı bir örgüt kurmak isteniyor. 

-Üniversitede yoğunlaşmış politik hareketlilik var Çap büyük. 

-Öz, yaşanabilir örgütlülğük nasıl olmalı? 

-İsteyen herkesin doğal üye olduğu adalet olan bir meclis olabilir İş yapma değil, hak ara peşinde koşuldu. 

-Mecliste farklı tarzda mücadeleler ortay kunulabilir Olana depresif cevap vererek değil alternatifle iktidari işlevsizleştirmek. 

-İkincisi eylemsizlilik mi? Red mi? Bilgi gereksiz mi? 

-Starbucks örneği yeni öğrenme modeli ortaya çıkarmıştı. Alternatif deneyler. 

-Üniversite daha güçlü örgütlenebilir. Yüzbinler sokakata nasıl örgütlenir? 

-Yunanistan’da meclis-örgüt artıyor. Genel meclis altında çalışma grupları var. 

-Mücadele eden çlaışma grubu olacak genel meclsi öznelerin dönüştüğü yer olabilir (doğrudan demoktası). 

-Üniversite meclisi nasıl bir yapıda olacak konusu yabancılaştırıyor. 

-Çalışma grupları ne şekilde, hangi modelde alacak. Forumlara katılım düşüyor bir öncü grup çıkarılabilir bu grup duyuruları yapabilir. 

-Foruma çağrı duyuru ile yapılsın, katılım artırılsın. 

-Polis üniversitelerde güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başlayacak yasa Ağustos ayında geçecek okullar açılınca polis öğrenci karşı karşıya kalacak. Polisin okullara yerleştirilmesi YOK yasası değil bu konu İçişleri Baknalığı’ndan geçiyor. 

-Çalışma grupğlarıyla video-afiş-performatik eylemler yapılabilir. Bu konuda ayrı bir forum oluşturulsun. 

-Çeşitli gündemlerde inisiyatif alabilecek çalışma grupları oluşsun. Yaz döneminde meclis oluşturulamaz insan sayısı az oysa temsiliyet gerek. Şimdiden belli çalışma grubu kurulsun, bilgiler oluşturulsun. Mesela remedial grubu kurulması. 

-Hak arayan örgüt mü? var olanın kendisi mi olmalı? Sendika hayır diyen eylemler yapıyor. Hayır demenin ötesine geçebildiği yer Boğaziçi Üniversitesi. BUYEM çocuklar için fiyatı fazla olan yaz okulu yapıyor HAYIR denilmedi alternatif yaz okulu açıldı. 

-Mecliste, örgütlülük ve ekonomik güç gerekiyor. Devleti tanımlayan kapitalist bir sistem var. 

Devlet kurumsal yapı tanımıyor TUMOB kapatılıyor. Hak üretimine geçilmesi gerekiyor. Bugünkü kapitalizme uygun düşen cevap üretebilen yeni haklar üretebilen yapıya ihtiyaç var. YOK yasası polis yasası adalet talebiyle engellenemez. Öz savunma güçleri ile karşı konulabilir ancak. 

-Remedial öğrenci değil alternatif dersler olabilir. 

-Forumlarda AKP ileri faşizminin teşhir edilmesi gerekmektedir. Disiplinler (tarih-sosyoloji-ekonomi) yalanları anlatmalı. 

-Gezi olayarını Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasında herkes bilmiyor. Medya olayları yansıtmıyor bunları deşifre etmek bizim elimizde bunun yöntemini bulalıyız. Örneğin Kadıköy’de 2 Temmuz günü yüzbinler yürüdü basında bu gösterilmedi. 

-AKP disiplinlerle bilimsel bir şekilde teşhir edilmeli 

-Forumlara katılmayanların katılımı sağlanmalı neler yapılabilileceğine dair çalışmalar yapılmalı. 

-Halkın anlayacağı maddeler blog halinde anlatılacak. Bunun için çalışma yapılıyor katımak isteyenler isimlerini bildirebilir. 

-Yaz Okulu bitiyor, yıllık izinler başladı insanlar evlerine gidecek. 15 Eylül gibi okula dönüldüğünde burada nasıl bir hava olacak? 

-Baskı olunca bir araya gelir cevap veririz. 

-Çalışma grupları kurulabilir. 

-İletişim ağı güçlendirilebilir. Yüzyüze görüşmeler yapılabilir. 

Bunlar pratik slourlar üzerinden düşünülmeli. 

-Hatay olaylarında eylemler yapıldı, iletişim olmadığı için dışarıda kalanlar oluyor. Duyarlılık var ama örgütlenilemiyoruz. 

-Öğrenci meclisinden beklenen öğretim üyesi-akademisyen-personel hep beraber adım atmalı. Adım atıp eyleme dökebilmeli. Meclis sahip çıkmalı. 

-Sendika sürekli eylem yapmaktaydıUmutsuzluk hakimdi ama ilk defa bu kırıldı. 

-Katılım düşüklüğü biilnmemekten değil Gezinin progmatis bir yönü olmasından. Enerji dağıolıyor. Irak-Suriye iç savaşı , Suriye var kafalar başka yerlerde. 

-Gezi hayır olayı değil. Asıl sen kimsin ben de yaparım kibar efeliği var. Tepeden bakan mazlum tipi üretmek lazım. Yönetem üzerinde düşünmek gerek. 

-Game theory-İstatistik dersi yardımıyla seçimi nasıl demokratik yapabiliriz? 

-Gezi yeni bir olay eskiye bakarak gezi anlaşılamaz gezi kendi dinamiğini yarattı. 

-Kapitalizm kendini adapte ettiği için ayaktadır. 

-Sosyal medya kullanılsın. Bilgisayar dahileri pragmatist, hedef bulup bir üste çıkmak istiyor. 

-Türkiye’de yeni siyasi hareketler üretebiliyor. 

-Yaz Okulu projesi kapsamında mahallelere gidilip eğitim verilebilir. 

-Mesele sosyalizm tartışmasına hapsedilmedi. Mücadele, sürekli yenilenerek canlılığını korur. 

-Gezi kendiliğinden oldu sonuçalıcı değildi. Gezide vicdan var. Siyasi ayrışmaya yol açtı. Solda küçük gruplar yeniliği görüyor, yeni deneyimler sunabiliyor. 

-Boğaziçi’nde meclisin kurulması yeni değil. Starbucks isgali ile gelinen yer burasıydı başarılı olamadık, yöntemsel değişiklik yapılmalı. Bu katılımla olmaz. Çalışma grubu inisiyatifleriyle ileride meclis kurulacak bir dalga oluşabilir. Meclis kuruluşu için Eğitim Sen, BUKOP ve klüpler güclenerek devam etmeli. Ayakları yere basan birimler organlar güçlendirilmeye çalışılırsa meclise giden yol oradan açılabilir. 

Değinilen Diğer Konular: 

-Öğrenci Kooperatifi çalışması sunumu yaılabilir. 

-Kamusal mekan 

-Öğrencinin yönetime katılması 

-Beslenme alternatifi 

-İleride meclis organı olabilecek yapılar. 

-Forumlara Abbasağa-Yoğurtçu Parkı’nda da katılım düşüyor. İnsanlar kendilerinin temsil edilmediğini ve varedilmediklerini düşünüyor. 

-Çağrılar yapılmalı (Çapulcular toplanıyor gibi.) 

-İnsanlara kendilerin var edecek alan açılacağını göstermek gerekiyor. 

-Klasik örgüt modeli koyarsak birilerini dışarıda bırakmış oluruz.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Boğaziçi Üniversitesi Forum Notları (4 Temmuz)

Tarih: 04.07.2013
Yer: BTS Binası Arkası
Saat: 12:30

Giriş: Kamusallık-Kamusal Alan-Siyasetle İlişkisi

-Olaylar başladığından beri dünyada olanlar, bu gerilimleri anlama adına, gerilimden siyaset üretme adına kamusallık-kamusal alan-siyaeset ilişkisi meseleleri önemlidir.


-Günümüzde ekonomik dönüşümlerde eskiye göre ciddi farklılıklar var. Son 20-30 yıldır birçok ülkede eşitsizlik çoğalııyor, ortak kullanımda olan birçok alan kamusal olmaktan çıkarılıp özelleştiriliyor alınır satılır mala dönüştürülüyor(Gezi Parkı-Haydarpaşa Garı-Emek Sineması)

-Birbuçuk aydır yaşanan hareket şehir merkezli, enişlemek başka mecralara taşımak, dönüşüm yolu açmak isteniyorsa buralarla iletişime geçmek gerek.

-Kamusal ve kamusal fayda, kamusal çıkar ne ifade ediyor.

-Olay salt kentle sınırlandırılmamalı. Dünya ve dünya ötesinde kaynaşmamız yerinde olur.

-Önemli bir sorun lokale indirgenmesin. Birleşilirse daha da cesaretli olunur. Ayırdımda olmak insanı güçlendiriyor.

-Boğaziçi Üniversitesi diğer üniversitelerden politik-sendikal ve öğrenci hareketleri açısından farklı. Diğerlerinde idare üzerinden kamusallık gidiyor. Boğaziçi kollayıcı olmalı, devlete karşı pozisyonunu farklı almalıdır.

-Gezi süreci ve öncesinde gündeme gelen kentsel dönüşüm deprem konusu vurgulanarak yapılmakta. Doğrudan kamu alanı  özelleştirmesi sözkonusu –muhalefet sözkonu. Sulukule-Tarlabaşı  örneğinde sınıfsal ve yapısal değişim oluyor. Sulukule’de mülk transferi oldu (Elif İnce haberi)

-Hisarüstü’nde kiralanacak daire stoğu-metro-kentsel dönüşüm ile rant yükselecek. Hisarüstü platformu ile görüşülsün.

-Görüşmede yapıcı olunmalı ve öğrencinin para kaynağı olmadığı hissettirilmeli.

-Devlet insanın üzerine çok geliyor.  Şirketlerdeki çalışma zaman kısıtı içinde buraya enerji aktarımı zor olacak.

-Sermaye-Boğaziçi Üniversitesi işbirliği kariyer günleriyle kısıtlı kalıyor.

-Doğatepe Platformu’na belirlenen gündemle gitmek gerek.
-Mahalle-okul ilişkisi,
-ne konuşulacak,
-komitedekiler okula davet edilsin mi?
-Oradan okula temsilci gelsin mi,
-duyurular iki tarafa eş güdüm gitsin,
-kentsel dönüşüm,
-depreme dayanıklılık

-Akademik dil soğutabilir. İkna ile;
-ileriye dönük proje ne olacak
-Hisarüstü’ne tapu verilmedi binalaşma sürecinde işlerler seçimlerle üzerinden
  Yürüdü
-Hisarüstünde kooperatif kuruldu gündeme dahil olalım
-Doğatepe platformu mülküyet-kooperatif
konuları üzerinde durulabilir.

-Uzun kentsel dönüşüm konuşuluyor ancak ne Hisarüstü  ne de akademisyenler deprem söylemine ikna değil. Tapu-ev mutahitlere satıldı, hakkın yok deyip tek tek satın alındı, muhtarlarla satın alındı.

-Gezi döneminde 20 semt kooperatifi bir üst yapı  kurulumuna gidiyor.

-Kentsel dönüşüm atölyesi var mı? Dönüşüme müdahil olunacaksa alternatif atölye çalışması yapılabilir.
-Mimarlar Odası’nın  çalışması var
-uzmanlık ve toplumsal talep birleşsin
-önce mahallenin kaygisi görülsün
-dönüşüm ada olarak olsun kamuya karşılığında hizmet almak gibi
-Belediye başkanı  çağrılsın mı?
-Hukukçular kentsel dönüşüm konusunda sunum yapsın
-Hisarüstü mahallesi kooperatifleri (3 adet) gelsin

-Hukuk –Mülkiyet. Tapu kadastro birçok yerde yok. Arsalar kimin, tapulu mu tapusuz mu konuları gerilim ve manipülasyon yaratıyor. Köylük-kırsal bölgelerde toprak ihtilafı arttı. Biri mera-orman diyor diğeri belediyenin diyor mahkemelik durumlar var. Hukuk bu anlamda siyasi bir alan. Hukuk bu mücadelenin elini güçlendirir.

-Kentsel dönüşümde okulların şehirdışına taşınması projesi gündeme gelebilir. Okullar alışveriş  merkezi gibi olabilir.

-Doğu Karadeniz HES’de çay 1-2 km uzanıyor, parçalara ayrılıp farklı şirketlere baraj üzerine ihaleye çıkıyor. Doğa tahribatı yapılıyor. Çay milim milim özelleşiyor. İktidar bu yola kendine yakın sermayeye kaynak aktarimi yapıyor. Siyasi olarak bunu yapmaya mecburlar. Gezi-kışla yaptırmak dönüşerek hangi şirket nemalanacak çok ciddi. 1939 milli burjuvasi örneği var elimizde. David Harwey milliyet üzerinde hak kuramı hatırlatıldı.

-Kırsaldaki dönüşüm burayla nasıl bağkanır. BUKOP üreticiyi besler. Burada pratik bir ilişki kuruluyor HESlerin yapıldığı (Doğu Karadeniz çay-fındık üretimi gibi)

-BUKOP üreticiyi desteklemsi açısından çok önemli. Üreticililer örgütlenmiş durumda Bir şemsiye sendika var. Tarımda sendikalaşma nadir görülür. BUKOP nasıl geliştirilir?

-Kentsel dönüşüm birleştirilip hep beraber direnme olmasında ziyade özelde kalınca bu tarz davranışlar irrasyonalize edilebiliyor.

-Forumun formatı ne olacak. forumbogazici@googlegroups.com hatırlatıldı.

- Seçimler konusunda nasıl bir çözüm getirilebilir

-Dış politika nasıl takip ediliyor (Ortadoğu-Suriye-Mısır)
-BUKOP

-Cuma günü Doğa Tepe forumundan bilgi alınsın

-Avukatlar forumda kentsel dönüşüm ile ilgili bilgi versin
- I. Su savaşları çağrısı

-YÖK yasası

-Gözaltın cinsel taciz-tecavüz

-Mısır forumları-Akademisyenlerin sunumu talebi

-Kadın forumları blogu açılımı süreci

-Polis şiddet-psikolojik eğitim-psikoloji testi

-Pazar günü yapılacak olan Takas Pazarı hatırlatıldı.

12 Temmuz 2013 Cuma

Boğaziçi Üniversitesi Forum Notları (11 Temmuz)

"FORUMUN GELECEĞİ VE ÜRETTİKLERİ"

1) Forumda genel olarak tartışılan konu, hem makro düzeyde ülke gündemine dair hem de mikro ölçekte üniversitemizdeki örgütlenme hakkında somut önerilerin konuşulması ve pratikte de hayata geçirilmesi üzerineydi.
2) Tüm forumlarda konuşulan meselelerin, sunulan önerilerin ve alınan kararların derlemesini ve tasnifini yapmak üzere Boğaziçi Forum'unda gönüllü arkadaşlar çalışıyor. Aynı çalışmayı, “Gezi Araştırmaları” adı altında yürüten gönüllü profesyonel araştırmacılar da olduğunu öğrendik. Bu kişilerin önerisi üzerinde onlarla beraber çalışmaya karar verildi. Bu çalışmanın amacı forumlarla ilgili ham maddenin derlenmesi ve dokümantasyonunun yapılması olacak.
3) Yerel seçimlerde aday belirleme meselesi üzerine konuşuldu:             Şu an belli olan belediye başkan adayları tatmin edici değiller. Bu durumda yapılacak olan şey, direk bir aday belirlemeye çalışmaktan ziyade, bir belediye başkanında olması beklenen ilkelerin belirlenmesi olmalıdır. Nasıl bir belediye başkanı istiyoruz, bunu öncelikli olarak belirlememiz gerekir. Öncelikli ilkeler şeffaflık, denetlenebilirlik, geri çağırma vb. olabilir. Beklentilerin sıralanması, adayların da kendini bu ilkeler üzerinden değerlendirmesine yarayabilir.
                Bu konuya dair bir başka öneride de adayın Gezi ruhunu yansıtmasının öncelikli olması gerektiği vurgulandı.  Örneğin, aday Kemalist gruplarla da Kürtlerle de iletişim kurabiliyor olmalı. Mahallelerin ihtiyaçlarının belediyelere doğrudan ileteilebileceği bir sistem olmalı. Kadın bir aday da çıkarılması da gündem yapılabilir.  Eğer Gezi ruhu böyle bir harekete dönüşürse, partiler üzerinde de bir etki gücü olur. İstanbul'daki yerel seçimler önemli, bu nedenle seçim sırasında sandık başında durmak bile çok mühim.
4) Genel seçimlerdeki %10 barajı kadar yerel seçimlerdeki baraj uygulamalarının da önemli olduğu konuşuldu. Belediye meclislerinin öneminin altı çizildi.
 5) Yerel seçimleri beklemeden, şimdiden belediyeler ile iletişim kurup, icraatların denetimini yapabilecek mahalle konseyleri kurulabilir, ki bu hem şimdi hem de gelecek için önemli bir oluşum olabilir denildi. Bunlar kent konseylerine benzer örgütler olabilir.
6) belediyeleri denetleyebilmek için seçimleri beklemeye gerek yok. Şimdiden belediyeleri denetleyecek ve mahallelerin isteklerini belediyelere iletecek gönüllü grupları kurulabilir.
7) Taleplerin forumda nasıl geliştirebileceği tartışıldı ve kurulacak bir üniversite meclisinin bu açıdan önemli olabileceğinin altı çizildi. Galatasaray ve Mimar Sinan Üniversitesilerinde kurulan üniversite meclislerinden ve bu meclislerin öğrenci, akademisyen ve idari personel gibi üniversiteyi oluşturan tüm bileşenleri bir araya getirebileceğinden bahsedildi. Boğaziçi Üniversitesi'nde şu anda böyle bir meclis yok. Eğitim-Sen bu tarz bir işleyişi sağlıyor şu anda fakat bu daha çok kişisel tanışıklıklar üzerinden ilerliyor. Bunun, üniversite meclisi çatısı altında formal bir zemine oturtulması önemli. Fakat, Boğaziçi Üniversitesi, Mimar Sinan ve Galatasaray Üniversiteleri'ne kıyasla hem idari personel hem de öğrenci sayısı açısından çok daha büyük bir üniversite. Bu nedenle Boğaziçi'nde böyle bir meclis kurmak ve işleyişini sağlamak nasıl mümkün olur, bunu tartışmak gerekir diye konuşuldu. Bu konu hakkında çeşitli öneriler geldi. Bunlardan biri ilk etapta meclisi kuracak kurucu bir küçük meclis oluşturulması oldu. Bu kurucu meclis ilk etapta bölümleri örgütleyebilir. Aynı zamanda, öğrenci kulüpleri ve yurtlar da örgütlenme açısından önemli. Bu kurucu meclisin özelliği hızlı iletişim kanalları oluşturmak olacak. Kurulacak asıl üniversite meclisinde ise farklı bileşenlerin varlığı sayesinde farklı talepler dillendirilebilir. Bunun da temelini bölümlerin örgütlenmesi ve temsiliyetleri oluşturur dendi.   
                Bu parçalı örgütlenme fikri etraflıca tartışıldı. Böyle bir meclisin her şeyden önce YÖK gibi iktidar yapılarına karşı ortak paydada bir mücadele zemini olması gerektiği vurgulandı. Ayrıca, bölümleri esas alan böyle bir parçalı örgütlenmenin temsiliyet sorunu yaratacağı, hali hazırda bölümlerin ve disiplinlerin birbirinden ayrı düşünülmesinin problemli olduğu da tartışıldı. Temsilcinin oranın lideri değil, iletişim kanallarından gelen bilgi ve istekleri buluşturacak bir görevli olması gerektiğine değinildi. Temsiliyet konusu ayrıntılı konuşuldu.
8) Diğer forumlarla bizi iletişime geçirebilecek gönüllü bir grubun olmasının avantajlarına değinildi.  Diğer forum ve üniversite meclislerinden birilerini (ya da profesyonelleri) davet edip, panel düzenleyerek onlardan birşeyler öğrenebilir. Paneller on-line yayınlayabilir yada you-tube gibi kanallardan paylaşılırsa daha fazla kişiye ulaşması imkanı da olur.
9) Boğaziçi Üniversitesi'ndeki remedial öğrencilerin sorunları, yemekhane fiyatlarının yüksekliği, kampüste yemekhane dışında sağlıklı ve uygun fiyatları yemek yenebilecek yerlerin azlığı, spor merkezlerinin yetersizliği ve pahalılığı, öğrenci kulüp ödeneklerinin yetersizliği gündeme geldi. Bunlar talepler olarak not edildi.
10) Şu anda üniversitedeki öğrenci temsil kurulu'nun işlevsizliği gündeme geldi. Bu tür kurumların neden işlemediğinin sorgulanması gerektiği vurgulandı. Yatay örgütlenme modeli ile örgütlenen oluşumları incelemenin ve tartışmanın yararlı olabileceği ve bunun için de bir çalışma grubu oluşturulabileceği önerisi geldi.
11) Kilyos Kampus’undaki plajdan personelin yararlanması meselesi gündem oldu. Plaj Mezunlar Derneği'ne devredilmiş. Daha önce personelden giriş için ücret istenmezken şu anda plaj ücretli. Bunun yanı sıra, akademik personel ise plajdan ücretsiz yararlanabiliyor. Bunun, Kilyos Kampüsü Plajı'nı elitleştirme girişimi olduğu tartışıldı. Occupy hareketini üniversite içinde Kilyos'tan başlayabiliriz denildi :)
12) İspanya örneğine bakılarak, bu hareketin işyerlerine yayılmasının hareketi güçlendireceğinden bahsedildi.
13) Talepleri, herkesin görüp paylaşabileceği bir zeminde toplamak önerildi.
14) Yassıada ve Sivriada'nın imara açılmasına karşı, Cuma gününe kadar acil bir şekilde itiraz edilmesi için imza toplandı. 
15) Muğla Akkaya'nın imar planları ile betonlaşmasına karşı şu anda aktif olan bir imza kampanyasından bahsedildi. change.org'dan bu kampanyaya katkı sağlanabilir.
16) Yerel ve genel seçimler ile ilgili de bir çalışma grubu oluşturulması önerildi.
17) Forum sonunda, üniversite meclisi için çalışmaları yürütecek bir komisyon oluşturuldu.
18) Forumun organizasyonu ve duyurularının yapılması gibi işleri halledecek bir forum koordinasyon grubu kuruldu.

Abbasağa Parkı Tüketim Kooperatifi Sohbeti Notları (9 Temmuz)

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ TÜKETİM KOOPERATİFİ (BÜKOOP)
 DENEYİM AKTARIMI VE SOHBET

ABBASAĞA PARKI
09/07/2013

  • Öncelikle BÜKOOP kısa bir giriş yaptı. Bu sohbetin amacının BÜKOOP’taki deneyimimizi aktarmak, paylaşmak ve mahalle kooperatifleri fikrinin tohumlarını atmak için katkıda bulunmak olduğu vurgulandı. Alternatif bir ekonomik ve sosyal model olarak kooperatifin kısaca tanıtılacağı, neden kooperatif kurulduğu ve nasıl işlediğini, üreticilerle ilişkilerin kısaca aktarılacağı ve sonra sohbete geçileceği söylendi.
  • BÜKOOP’un kurulmasına dair ilk fikir tohumları 2008 (???) yılında atıldı. O yıl, Çiftçi-SEN Başkanı Abdullah Aysu’nun Türkiye’de tarımın ve küçük çiftçilerin içinde bulunduğu zor koşullar, gıda üretim, dağıtım ve tüketim sistemindeki ciddi sorunlara dair yaptığı konuşmaları dinledik. Ve tüm bunlara karşı biz neler yapabiliriz diye düşünmeye başladık. 8-9 ay kadar bir süre kafa yorduk, tartıştık. Üniversitede Eğitim-SEN’deki örgütlüyüz. Çiftçiler tarafında da Çiftçi-SEN var. Tüketicilerle üreticiler arasında ilişkilerin koordinasyonu için de Tohum İzi Derneği var. Bu iki örgütün de dayanışması ile şehirde bir tüketim kooperatifi kurmaya karar verdik. Böylece 2009 yılında BÜKOOP kuruldu. Köylüler de üretici kooperatifi etrafında örgütlü olacak ve bu sayede üretici-tüketici arasında yeni bir gıda ve dayanışma sistemi kuracaktık. Bu kararı aldık. İlk önce yola bir üretici kooperatifi (KİBELE) ile başladık. Daha sonra başka üretici kooperatiflerinden de ürün alarak devam ettik.
  • Kooperatifimizin işleyişinde küçük çiftçilerle aramızda bir güven ilişkisi var. Biz, onların koşullarına uyuyoruz. Üreticilerle fiyat pazarlığına girmiyoruz. Ürünlere biz kefiliz. Her ürünün gönüllü bir ürün sorumlusu var tüketici kooperatifinde. O ürüne dair üreticiden tüm bilgileri alıyor, ürünün takibini yapıyor, üreticiyle ilişkileri kuruyor. Tüm çalışmalarımız gönüllü yürüyor. Kasada fiş kesmekten, ürün takibi yapmaya, ürün satışına, defter tutmaya ve üreticiyle ilişki kurmaya kadar…
  • Kooperatif kurarken derdimiz neydi? Şehirde yaşayan insanlar olarak egemen tüketim sisteminin içinde kendimizi kıstırılmış ve alternatifsiz hissediyorduk. Süpermarketlere giderek daha çok mahkum olan, yediğimiz gıdanın nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, üreticinin yaşam ve iş koşullarını tanımadan, bilmeden bir yaşantı sürerken buna karşı neler yapabiliriz diye düşünmeye başladık. Buna karşı yerel bir çözüm aradık ve o sırada beraber kafa yorduğumuz kişilerle yerelimiz üniversite idi. Küçük çiftçiler, Çiftçi-SEN ve üretici kooperatifleri ile iletişimimiz vardı. Onlardan birçok şey öğrendik, bu soruları ve düşünceleri geliştirmemizi sağladı. Onlarla ilişkilerimiz sayesinde kooperatif kurarak, farklı bir üretici-tüketici ilişkisi geliştirme fikri ortaya çıktı. Amacımız da hem tüketiciler olarak daha iyi, güvenilir, adil, şeffaf ve sağlıklı gıdaya erişebilmek hem de bu üretimi gerçekleştiren küçük üreticilere destek olmaktı. Varolan gıda ve tarım sisteminde çok zor durumda olan ve yok edilmeye çalışılan küçük çiftçiliğin yaşam mücadelesine destek vermekti. Üretici-tüketici dayanışma ilişkisine dayalı alternatif bir sistem oluşturmak istedik. Bu ilişki sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal ve politik bir ilişkilenme şekli oldu.
  • Kooperatife fındık sağlayan üretici Emin Bey: Türkiye’de 80 darbesi bilgi aktarımını sekteye uğrattı. 80 öncesi Köy Koop’lar da  Halk-Koop’lar da çok güçlüydü. Sendikalarla beraber darbenin ilk kapattıkları oldu kooperatifler. Sonra Köy-Koop’lar yeniden kuruldu ama marketlerle çalışmaktan dolayı çok zarar ediyorlar. Fisko-Birlik de gitmiş durumda. Tüm bunlar yüzünden üretici ve tüketici kooperatiflerinin kurulması, beraber dayanışma içinde olması çok önemli. Şehirde okullar ve işyerlerinde ve sitelerde örgütlenmek daha kolay, mahallelerde kooperatif biraz daha zor olabilir.
  • Aslında kooperatif kurmak çok da zor değil. Belli bir mevzuat var, ona uymak gerek. Apartman yöneticiliği gibi aslında. Mahalle bakkalı da buna katılabilir.
  • Teknik bazı zorluklar olabiliyor. Ürün talebini iyi tahmin edebilmek gerek.
  • Bu kısa girişten sonra sohbet sorularla ve cevaplarla devam etti.
  • Kooperatif için illa ki bir adres lazım mı? Ve mutlaka ürün stoklamamız gerekli mi? => Evet adres mutlaka gerekiyor. Yani kooperatifin mutlaka küçük bir oda da olsa bir yeri olmalı. Stok da gerekebilir. Ama bu duruma ve ürüne göre değişir. Bazı ürünleri üretici de sizin için stoklayabilir. Ortak olmak içinse (kooperatif üyelerine ‘ortak’ deniliyor) bir sefere mahsus bir ödeme gerekiyor, 100TL.
  • Üretici seçimindeki kriterler nedir?
ð    Küçük çiftçi olması şart. Ayrıca örgütlü olması (kooperatif ya da sendika) önemli bir önceliğimiz. Ama bunlar tek başına yeterli değil. Ürün sorgu formumuz var, bu formda üreticilere ürünlerini nasıl ürettiklerine, işlediklerine dair sorularımız var. Hangi tohumu kullandığından, varsa ilaç kullanımına kadar.
·         Fiyatları nasıl belirliyorsunuz?
ð    Kooperatifin kar etmesi asıl amacımız olmadığı için, kendini döndürebilmesini sağlayacak fiyatla satıyoruz. %20 kooperatif payı koyuyoruz ürün için üreticiye ödeden ve nakliyeye harcanan kısmından sonra. Bu pay da kooperatifin sabit masrafları için gerekiyor. Eğer hacim artarsa kooperatif payı yüzdesi de düşebilir.
  • Neden büyütemediniz bu çalışmayı, yani neden birçok kooperatif daha oluşmasını, bunun yayılmasını sağlayamadınız? Bu bir tercih miydi yoksa zaman mı olmadı? Bir de mahallelerde kooperatif kurma girişimi olursa organizasyonda yardım eder misiniz?
ð    Başta bir yayılma planı vardı aslında Eğitim-SEN şubeleri üzerinden. Ama kooperatif çalışması bizim için de çok yeniydi. Kooperatifi devam ettirebilmek için günlük gerekli çalışmalar ve sorunlar vardı, onlara yoğunlaşmak durumunda kaldık. Fırsat bulamadık. Deneyim ve bilgi paylaşımına, dayanışmaya açığız.
ð    Tüketim Kooperatifleri Birliği var. Onunla iletişime geçilebilir. Ayrıca 7 kooperatif bir araya gelip yeni bir birlik kurabilir. Çok avantajlı oluyor birlik olmak.
  • Üretici fiyatı kendi mi belirliyor? Aynı ürünü birkaç farklı üreticiden alıyor musunuz? Ödemeler nasıl oluyor üreticiye?
ð    Biz üretici ile pazarlık yapmıyoruz verdiği fiyatla ilgili. O ne derse kabul ediyoruz. Güveniyoruz. Ve bununla övünüyoruz biz. Ama Üzüm-SEN Başkanı Adnan Abimiz bize anlattı. Biz yine de üreticinin tüm emeğinin karşılığını vermiyormuşuz. Bu sistemde ne yazık ki fiyat yine tekellere ve egemen tarım sistemine göre belirleniyormuş. Küçük üretici kendi ailesinin emeği ile üretim yapıyor ve aile fertlerine ödeme yapılmamış oluyor. Sigortası için ödeme yapılmıyor vs. Gerçekten o gıdanın tüm bu masraflarla beraber gerçek fiyatını ödemeye kalksak çok daha yüksek bir rakam çıkarmış ortaya. Bize “Siz o gerçek fiyattan satabilir misiniz üniversitede bu gıdayı?” diye sorduğunda sustuk kaldık tabii. Zor bir konu bu. Ancak çok fazla sayıda böyle kooperatif olursa egemen sistemin dışında bir fiyat ve sistem belirleme şansımız olabilir belki.
ð    Tamamen aynı ürünü farklı üreticilerden almıyoruz, rekabet yaratmıyoruz. Sadece mesela farklı türde zeytinler varsa o zaman farklı üreticilerden alabiliyoruz.
ð    Üreticilere ödemeyi bazen peşin bazense satıştan sonra yapıyoruz. Ama ödemeleri asla fazla geciktirmiyoruz. 30 günü geçmiyor.
  • Katılımcı bir tüketim kooperatifi modeli uyguluyorsunuz anladığım kadarıyla. Tüketicilerin, üreticilerin yaşam ve iş koşullarını tanıması, katılması da önemli sanırım. Bu konuda deneyimleriniz, tarlada gönüllü çalışma sistemi gibi sistemleriniz var mı?
ð    Evet, bu çok önemli. Farklı bir üretici-tüketici ilişkisi açısından. Bu konudaki (tarlada gönüllü çalışma) deneyimimiz henüz kısıtlı. Birkaç deneyimimiz oldu. İznik’e zeytin üreticimizi ziyarete gittik ve bir gün onunla beraber zeytin topladık mesela. Bunun dışında da birkaç ziyaretimiz daha oldu.
  • Fiyat pazarlığı hiç mi yapmıyorsunuz yani?
ð    Üreticiyle ilişkimiz güven üzerine kurulu. Birinci tercihimiz kooperatifler ile çalışmak. Fiyatı belirlemeyi üreticiye, kooperatiflerine bırakıyoruz. Muadil ürünleri aynı anda tutmuyoruz. Yani süpermarket zihniyetinin dışında kalıyoruz.
  • Yorum: Organik gıda dediğimiz şey de çok masum değil. Şirketleşmiş bir yapı var. Organik tarım yapan üreticilerin kooperatifleşmesi önemli. Ben bu konuda çalışıyorum.
  • Ürün kalitesi ve güvenliğini nasıl denetliyorsunuz?
ð    Üretici ile birebir yakından ilişkilenmek çok önemli. Bizim için bu aslında bir “denetleme” değil. Ürün takibi ve güven ilişkisine dayalı. Daha önce bahsettiğimiz ürün sorgu formu var ve her ürün için ürün sorumlusu var. O sorgu formundaki tüm soruların üreticiler tarafından yanıtlanmasını sağlıyoruz. Ürün sorumlusu, üretici ile yakın ilişkide oluyor, gidip üretimi yerinde görmek de bunun bir parçası olabiliyor. Üretici ile birbirimizi yakından tanıma ilişkisi kuruyoruz. Tabii burada üretici örgütlerinin (kooperatif, dernek ya da sendika) işlevi ve önemi var. Örgüt sayesinde üreticiler de bir güven ve takip sistemi kuruyor birbirleri içerisinde. Bir kooperatif varsa örneğin, kooperatifin sözü ve verdiği teminat önemli. O kooperatifin içinde bulunan üreticiler için de bu teminat çerçevesinde üretim yapmak önemli oluyor. Sonuç olarak küçük üreticiler ve onların üretim aşamalarıyla ile yakın ilişki içinde olmak güven sisteminin önemli bir parçası.
ð    Türkiye’de çok fazla zirai ilaç kullanımı var. Ve denetleme yok denecek kadar. Ama bir üretici kooperatifi söz konusu olunca bunu didikleyebiliyor, sorguluyor üretici üyelerini.
ð    Organik sertifikasyon günümüzde fazlasıyla ticarileşmiş bir sektör. Buna karşı da dünyada yeni bir hareket var: Katılımcı Garanti Sistemleri. Burada bir şirketin verdiği sertifika baz alınmıyor. Aksine, Katılımcı Garanti Sistemi’nde üreticilerle tüketiciler kendi güven mekanizmalarını ve sertifikalarını (asla para ödenmeyen sertifikalar bunlar) oluşturuyor. Denetlemeden ziyade birbirini tanıma, güvenme, şeffaflık ve katılımcılık üzerinden yürüyen bir mekanizma. Biz de bu doğrultuda yol alıyoruz, bu sistemi oluşturuyoruz kooperatif ile.
ð    Yani aslında bu sistemin temelindeki güven ilişkisi çok önemli. Ve bu güven ilişkisinin mümkün olduğunu, oluşturulabileceğini aslında en güzel örneğiyle Gezi Mücadelesi süreci ve deneyimi öğretti bize.
  • Bakkallar da katılabilir dediniz. Onlarla işbirliği nasıl olabilir? Bakkalı dışlayan bir sisteme nasıl dönüşmez bu çalışma?
ð    Şu anda BÜKOOP mahalle bakkallarına karşı bir sistem geliştirmiş değil. Kampüste de zaten bir market ya da bakkal yok. Kantinler var. Onların da bizden aldıkları ürünler olabiliyor. Ayrıca okulda Tarlataban Kolektifi var. Okulda oluşturdukları bir tarlada üretim yapıyorlar. Onların ürettiği domateslerden yapılan doğal domates soslarını kooperatifte sattık örneğin.
  • Mali ve finansal sorunlar var mı karşılaştığınız? Ve bu sorunlara yönelik bir sistem geliştirdiniz mi?
ð    Hesaplarımız ve ölçeğimiz şu anda küçük olduğu için büyük sorunlarla karşılaşmadık. Döndürebiliyoruz sistemimizi. Mesela ürünlere için oluşacak talebi tahmin edebilmek önemli bir şeydi mali açıdan kontrollü olabilmek için. İlk başta bunu sağlayabilmek için önce talepleri toplayıp ona göre üreticiye sipariş veriyorduk. Sonra yavaş yavaş her ürün için aşağı yukarı talep belirlenmiş oldu. Buna göre hareket eder olduk. Bu zamana kadar herhangi bir sorun da olmadı ürünün elimizde kalması gibi.
  • Mahalleli de kooperatiften alışveriş yapabiliyor mu, ortak olabiliyor mu?
ð    Merkezileşmemek ve yerellik önemli. Mahallelerde kendi yerelliklerinde, kendi ihtiyaç ve koşullarında kooperatifler kurulması önemli. Biz de bunun için dayanışmaya ve paylaşıma açığız. Ama dileğimiz her yerelin kendi örgütlenmesini kurabilmesi. Biz üniversite yerelinde oluşturduk bunu ama her yerde çoğalması dileğimiz. Bunun için buradayız.
  • Aslında tüm bu deneyimle beraber pasif tüketicilikten aktif tüketiciliğe geçtik. Gıdamızın nasıl üretildiğini, üreticisini tanıyan, seçebilen, bunlar üzerine düşünen, üretici ile ilişki kuran tüketiciler haline geldik.

11 Temmuz 2013 Perşembe

Boğaziçi Üniversitesi Forum Notları (9 Temmuz)

“KENTTE ALTERNATİF BİR ÖRGÜTLENME MODELİ: BUKOOP”
A) BUKOOP'un tarihçesinden bahsedildi.
Eğitim-Sen ve Çiftçi-Sen'in 2008'teki girişimleri ile başlıyor. İlk etapta kooperatifin modeli üzerine tartışılıyor. İki sendikanın tüketici ve üretici kooperatiflerinin olması  düşünülüyor. Asıl amaç sadece Boğaziçi Üniversitesi ile sınırlı kalınmayıp daha geniş bir kitleye ulaşabilmek. Koordinasyon için de bir dernek kurulması planlanıyor.
Kooperatif çalışmaları ilk olarak pilot uygulamayla başlıyor. Daha sonra tüketici ve üretici sayısı  artıyor. Önce akademik personel sonra öğrenciler ve mezunlar üye olmaya başlıyor. 
B) Üretici ile ilişkilerin nasıl kurulduğundan konuşuldu.
Kooperatifin amacı sadece iyi ürün sağlamak değil. Tüketicilerin süpermarketlere mahkum olmadan, iyi ürünü doğrudan çiftçiden temin etmesini sağlamak ve bu şekilde var olan dominant tüketim biçiminin dışına çıkabilmek. Bu işin tüketici tarafı.
Üretici tarafında da üreticiye destek olmak amacı var. Mümkün olduğunda ekolojik ve üreticiye zarar vermeyen üretim pratiklerine katkı sağlamak amaçlanıyor. Aracıları aradan çıkartmak esas. Bu sayede küçük üretici destekleniyor. Üreticiyi seçerken de örgütlü olması tercih ediliyor.
Bu ilişki güvene, iletişime ve bilgi paylaşımına dayalı. Ürünlerin nasıl üretildiği takip edilebiliyor. Örgütlü üreticilerin kooperatifleri ile görüşülüyor. Üreticilere ziyaretler düzenleniyor, üretimin çeşitli aşamalarında yardımlaşma sağlanıyor.  
C) Katılımcı sertifikasyondan bahsedildi.
Organik Sertikasyona karşı, Katılımcı Sertifikasyonu destekleniyor. Paraya dayalı, bir kurumdan alınan sertifikadan ziyade üretici-tüketici arasındaki güven ilişkisine dayalı bir sistem olması hedefleniyor. Böylece büyük organik ürün firmalarına alternatif bir sistem kuruluyor.
D) Üreticiden fiyat alma
Fiyat belirlemede üretici kooperatifleri ile görüşülüyor, onların verdiği fiyat zaten bellidir, fiyat konusunda pazarlık edilmiyor. Ancak aracı ortadan kaldırıldığı için üreticinin kazancı artıyor. Küçük üretici, tüccara sattığından daha fazlasına BUKoop’a satıyor, ama kârı kendisine satıyor. Böylece aracıyı ortadan kaldırarak yaklaşılabilirse, üretici yani köylü yüzünü kooperatiflere döner ve maliyet ilerde daha da düşebilir.
E) Neden üretici ile doğrudan değil, kooperatif aracılığıyla görüşülüyor?
Kooperatiflerle çalışarak, hedeflediğimiz ilişki biçimi daha geniş coğrafyaya ulaşabiliyor. Sorularımıza direk cevaplar alabiliyoruz ve şeffaflık sağlanıyor. Böylece daha büyük, kapsamlı bir sistem kurulması hedefleniyor.
Bu büyük sistem önemli ve pratik bir etkisi var; büyük bir kitlenin talebini konsolide ederseniz karşı tarafa fiyat kabul ettirirsiniz, büyük şirketler böyle çalışıyor. Amerikada bizimki gibi kooperatifler var ama çoğunlukla örgütsüz üreticiyi eziyorlar. Amaç üreticinin örgütlü olmasını sağlamak, genel olarak sizin her sene belli bir miktar ürün alacağınızı bilirlerse ona göre davranır, fiyat belirlerler. Üreticinin ürünü satıp satmayacağı riskini ortadan kaldırdığınız zaman, güven ilişkisi nedeniyle daha ucuza satacaktır.
F) Fiyatların yüksek olduğu mevzusu tartışıldı. 
Fiyatların yüksek olmasını neyi neyle karşılaştırarak söylediğimiz önemli. Marketteki ürünlerle karşılaştırmak hatalı çünkü çoğu, örneğin nar ekşisi, nar ekşisi değil nar ekşisi sosu. Örneğin süt üretiminde maliyet 1TL iken, büyük şirketler 80 kuruştan alıyor ürünü ve bu üreticiyi kaliteden ödün vermeye itiyor. Örneğin ABD’de çiftçiler yem fiyatlarını karşılayamadıkları için hayvanlara şeker yediriyorlar.
Kooperatif büyük dominant bir sistemin içinde var olmaya çalışıyor ve bu sistemde organik ürünler çok pahalı. Organik ürünleri üst orta sınıf tüketebiliyor. Kooperatif, organik ürün marketlerine göre daha iyi fiyat sağlıyor fakat alt gelir grubuna ulaşamıyoruz henüz. Uzun vadede kooperatif benzeri sistemlerin, alternatif ağların çoğalmasıyla belki fiyatlar daha ucuzlayabilir.  
Nakliye ücretleri çok yüksek. Kargo firmaları ile görüşmeler yapılsa bile bir sonuca ulaşılabilmiş değil, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olduğu vurgulanmasına rağmen, kargo bedeli almamaya ya da indirim yapmaya yanaşmıyorlar.
Fiyat belirleme konusunda üreticiyle pazarlık yapılmıyor. Mesela incirin kilosu 10 TL ise üzerine %20 nakliye ve % 15 kooperatif giderleri için pay konuyor, 14 TL gibi bir fiyattan satılıyor. (kooperatifin aylık gideri 800-1000 TL arası).
G) Kooperatiflerin deneyim paylaşımının  öneminden bahsedildi. Bu sadece ekonomik bir örgütlenme değil, aynı  zamanda politik bir modeldir. Dayanışmaya, örgütlülüğe ve küçük  üreticiyi desteklemeye dönük bir siyasi ruhtur.
H) Kooperatifin gelişimi ve geleceği hakkında
İlk fazda 20, 30 kişilik bir gruptu. Süt satılmasıyla ikinci fazda sayı 150 katılımcıyı buldu. Kooperatifin 3. bir faza ihtiyacı var.
Boğaziçi Üni.’de 20bin kişi var. Herkes tohumdan meyveye nasıl üretim yapılıyor bilmiyor. Bize gelen, aldığımız besin ürünlerini sorgulayabildiğimiz bir sistem değil market sistemi. BUKoop’un yaptığı işlerden biri de bu sorgulama mekanizmasını oluşturmak, üreticinin kendi yediğini satması. Mesele kurumsallaşma değil, karşılıklı güven politikaları oluşturmaktır. Yemek örgütlenmektir, yemeğinizi örgütleyin J
Marketten aldığımız besinleri normalde tanımıyoruz ve sorgulama şansımız da yok. Kooperatif bu bilgi aktarımını sağlıyor. Ürün bozuk çıkarsa, ya da erken bozulursa ya da hoşnutsuzluk olursa bu direk üreticiye soruluyor, bilgi alınıyor. Market alışverişinde böyle bir imkan yok.  
BUKOOP kopyalanabilir sistem değildir. Kooperatiflerin işleyişi yerelde belirlenir. Eğer işleyişe dair öneriler olursa, BUKOOP'un haftalık toplantılarında bunlar konuşulabilir. Gönüllü çalışmak isteyenler için saat ve günler de konuşuldu. 
I) Bu sistem üreticinin de kendini tanıması  ve örgütlenmesi anlamında dönüşümünü sağlıyor.

GÜNDEME DAİR ÖNERİLER
A) Bugünkü forumun, forum formatından çok bilgilendirmeye yönelik olduğu söylendi. Gezi'de aktif olarak yer alan insanların neden Boğaziçi forumuna ilk zamanki gibi katılmadığı, sayının azaldığı konuşulduğu. İlk zamanki katılımı  sağlamak için gündeme dair daha acil konuların (Mısır, müdahaleler, seçimler gibi) öncelikli tartışılması gerektiği söylendi. Park toplantılarında bir örgütlenme sorunu olduğu ve bu hareketin kalıcı hale gelmesi için örgütlenme üzerine tartışılması ve kararlar alınması gerektiğine değinildi.
B) Üniversite meclisi kurmanın örgütlenme anlamında önemli olabileceği vurgulandı. Bundan sonraki forumda, örgütlenme üzerine tartışılsın  ve üniversite meclisi kurulsun denildi.
C) Forum duyurularının daha çok insana ulaşması  için Halkla İlişkiler'den mail atılması kararlaştırıldı. Forumla ilgili afiş hazırlanması ve üniversiteye bu afişlerin asılması kararı alındı ve çalışmalara başlandı.
D) Herkesin inisiyatif alabilmesinin önemine değinildi.
E) Forum formatı hakkında da konuşuldu. Moderatörler değişik insanlar olsun, açılış konuşması olmasın, organizasyon komitesi kurulsun gibi öneriler geldi.

4 Temmuz 2013 Perşembe

Boğaziçi Üniversitesi Forum Notları (2 Temmuz)


* Forum, Sivas katliamında hayatını yitirenler için 1 dakikalık saygı duruşu ile başladı.
* Son on yılın ekonomisi sunumu yapıldı:

- 2003 oncesi buyume oranlari ile 2003 sonrasi buyume oranlari arasinda pek bir fark gormemekteyiz (buyume, gayri safi yurt ici hasila’ya bakilarak degerlendirildiginde)
- Gini katsayisi, esitsizlik olcumleri icin kullanilan olcum yontemlerinden biridir. Bu sayi sifira yaklastikca daha esit, 1e yaklastikca daha esirsiz bit kisi basi gelir dagilimina isaret etmektedir. Son 5 yildir bu rakam ortalamada degismemektedir, 0.43-0.40 arasi degismektedir. Ancak bu olcumun iki problem vardir. Birincisi, eger kisi basi gelir yerine hane halki basina dusen gelire odaklanilsa, esitsizligin arttigini gozlemlemek mumkun olacaktir. Bu ayrim onemlidir cunku ailedeki cocuk sayisi Turkiye’de gitgide azalmaktadir. Ikincisi, istatistiki veriler toplanirken en ust gelir grubu ile gorusmeler genellikle yapilamamaktadir, bu sebeple de bu grubun geliri verilere yansitilamamaktadir. Oysa ki genel kanaat bu grubun eskiye nazaran daha com kazanmaya baslamistir ve bu da gelir dagilimini olumsuz etkiledigidir. Ayrica zengin kesimin zenginligine zenginlik katmasinin kisisel iliskiler uzerinden gerceklestigi de vurgu yapilmasi gereken onemli bir konudur. Ornegin yakin zamanda yururluge gececek olan yazarkasa ve POS cihazlarinin birlestirilmesi teknolojisi –her nedense- sadece tek bir firmada vardir ve bu firmanin hukumet ile yakinliklari oldugu bilinmektedir. Bu tip iliskilerin gun yuzune cikarilmasi onemlidir. Gezi direnisinin bu tip iliskileri teshis etmede guc vardir.
- Her ne kadar ekonomimiz dunyada en buyuk 17. olarak lanse edilse de (ki Gayri Safi Yurt Ici Hasilaya bakilinca oyledir), gelisme, cinsiyetler arasi esitsizlik, toplumun ortalamada kac yil yasadigi gibi toplumun refahini onemli olcude etkileyen degiskenler de ekonomi olcum endeksine eklendiginde Turkiye’nin hic de iyi bir durumda olmadigi gozlemlenmektedir. Ornegin, Human Development Index (HDI-Insani gelisme endeksi)’e bakildiginda Turkiye 90. siradadir. Ulke ekonomilerinin sadece Gayri Safi Yurt Ici Hasila ile degil, bu denli kapsamli bir endeks ile olculuyor olmasi, tahmin edilecegi uzere onem arz etmektedir, ulkelerdeki durumu daha genis bir perspektiften yansitmaktadir.
- Ayrica Turkiye ekonomisi insaat sektoru gibi kenti donusturen ve rantlasmaya kapi acan, ve enerji gibi cevreyi olumsuz yonde donusturen sektorlere odaklanmis durumdadir. Ayrica turizm sektoru de “her sey dahil” basligi altinda yine sehri ve cevreyi donusturmek suretiyle etkileyen Turkiye’de onemli sektorlerden biridir.
- Turkiye’de calisma saatleri artmaktadir ve buyume issizlige yansimamaktadir. Ayrica taseronlasma suretiyle calisanlarin haklarindan feragat etme durumunda birakilmasi ve “rekabet” adi altinda asgari ucretli calismaya itilmesi onemli bir problemdir.
- Turkiye’nin IMFye olan borcu kalmamistir denmektedir, ancak bu borcluluk ozel sektore olan borcluluga donusmustur ve IMFe odenen faizlerden daha yuksek faiz odenmektedir.
- Turkiye ekonomisi borclanma ile donmektedir. Bu borcluluk cogunlukla sicak para ile saglanmaktadir. Bu, Turkiye’ye dis kaynaklarin dogrudan yatirim yolu ile degil, stok satin alimlari ile gerceklestigi anlamina gelmektedir. Bu da Turkiye’nin herhangi bir istikrarsizligi durumunda gelen paranin hizlica ekonomiden cekilabilecegi anlamina gelmektedir (zaten bu tip dis kaynaklarin “sicak para” olarak adlandirilmasinin sebebi de budur). Bu anlamda Turkiye ekonomisi kirilgan bir yapidadir.
-Disaridan gelmekte olan sicak para Turkiye’de ihtiyac kredilerine donusturulmektedir. Yani alinan borc tuketiciye borc olarak verilmekte ve bunun uzerinden faiz kazanilmakta, bu kazanilan faiz ise yine ulkenin dis kaynaklardan aldigi borcun faizi olarak disariya cikmaktadir.
- Ozetle, Turkiye’deki dongu su sekilde ilerlemektedir: ulke dis borc almaktadir, bu borc ile tuketerek buyumektedir, sonrasinda ulkede uretim olmadigi icin daha fazla tuketmek icin tekrar borc alinmaktadir.
- Bugun ekonominin bozulmakta olmasinin sucu Gezi Parki olaylari uzerine atilmaya calisilmaktadir. Direnisin bu suclamaya bir karsi cevap olusturmasi, bu bozulmasinin olaylardan dolayi degil, ekonominin kirilgan yapisindan kaynaklandiginin altinin cizilmesi gerekmektedir.
ñ  Ana baslik ekseninden cikan konusmalar/gorusler/oneriler:
- Dogatepe forumunda cok az Bogazicili var; somut adimlar atmak istiyorsak o foruma en az buradaki forum kadar sahip cikmak gerek (bu forumlar Sali-Cuma gunleri saat 21:00’de duzenlenmekte). Karar: iki forum arasi koordinasyonu saglayacak bir grup belirlendi. Ayrıca üniversite&mahalle ilişkileri ile ilgili özel bir forum yapılması önerisinin mahalle forumuna iletilmesi kararı alındı.
- Duyuru: Gazdan Adam etkinligi 7 Temmuzda saat 17:30’da Kadikoy’de.
- Duyuru: BUMED araciligi ile yapilmasi planlanan, genis katilim beklenen bir forum var. Facebook’ta “Turkiye Demokrasi Platformu” basligi altinda bilgilere ulasilabilir. Yandaş olmayan medyadan katılım bekleniyor. Ayrıca diğer üniversitelere de açık olacak.
- Karar: Forumlarimizda ses kaydı ve desifre yapmayalim, tutulan notlari kullanalim konusulanlarin bilgisinin paylasilmasi icin.
- Bugün yapılan sunumu (Son 10 yılda Türkiye ekonomisi) bir küçük broşür ya da sticket haline getirelim ve yayalım.

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Boğaziçi Üniversitesi Forumu (27 Haziran)


ñ  Bugünün gündemi, yerel ekonomikler ve yönetimler olarak belirlenmişti. Hem alternatif ekonomileri nasıl oluşturabileceğimizi, hem de bir üniversite meclisine doğru yol almayı da konuşabiliriz.
ñ  Yahya Madra konuya bir girizgah yaptı:
Başkanlık modeli CEO modelidir. Tepeden aşağıya işler. Siyasetsizleştirmedir, yani tartışmaların önünü kapamadır. Buna karşın yerelleşme, yerel siyaset ve ekonomi katılımcıdır, yatay örgütlenmeye dayanır.
Gezi'de de bu model uygulandı. Yatay karar mekanizmaları ve yerel sorunlar vardı.
6 önemli nokta üzerine düşünülmesi gereken, bunlar:
1. İhtiyaçlar: Nasıl belirliyoruz?
2. Artık değer ve emek: Yaratılan kar kime/nereye gidiyor? Kim el koyuyor?
3. Karşılaşma: Doğayla ve diğer insanlarla nasıl ilişkileniyoruz, karşılaşıyoruz?
4. Tüketim: Hangi biçimde tüketiyoruz?
5.Müşterekler: Sular, topraklar gibi doğal müşterekler ve bir de facebook/twitter gibi beşeri müşterekler
6. Yatırım: Nereye ve neye yapılacak?
ñ  AKP'nin ekonomi ve siyaseti birbirinden ayırma, ayrı gösterme projesi var.
ñ  Bütçe açığı nereden kapatılıyor? Kaynaklar nereye aktarılıyor?
ñ  Yerel ekonomi, yerel yönetime gitmek bazı tehlikeler doğurabilir. Sonuçta kapitalizm şekil değiştirebiliyor. Onlar üzerinden ilerleyebiliyor. Fakat yerelden siyasi hat, muhalefet oluşturulabilir.
ñ  Ekonomi ve siyasetin kesiştiği bir konu bu. Önce faiz lobisi dediler, şimdi finans tekelinin darbesi diyorlar. İktisatçıların bu argümanları açıklamasına ihtiyaç var.
ñ  Mevzuyu genişletmek gerek. Gezici kantin var mesela üniversitede. Bunu birimiz anlatsın.
ñ  Güney Kampüs sit alanı. Kuzey Kampüse inşa ediliyor herşey ama orası da doldu. Şimdi Kilyos Kampüse yönlendi. Aynı zamanda hemen yanıbaşımızdaki mahalle dönüşüyor. Buna müdahil olmamız gerek. Üniversite ve mahalle dayanışması önemli.
ñ  Yapabileceğimiz yeni oluşumlar, alternatifleri konuşurken var olanları da unutmayalım. Üniversitede 3-4 senedir bir tüketim kooperatifi var. Bükoop. Bir yerel ekonomik, katılımcı bir örgütlenme. Üreticilerin ve tüketicilerin hangi gıdanın nasıl üretileceğine ve tüketileceğine beraber karar verdikleri gıda egemenliği modeli çerçevesinde işleyen bir ağ bu kooperatif. Bu tür varolan yapılara hep beraber katılmamız, sahiplenmemiz gerekiyor. Öğrenci kooperatifi girişimi ve gezici kantin de öyle. Burada onların çalışmalarını bilen biri varsa biraz anlatabilir mi? Nasıl destek verebiliriz bu oluşuma vs.
ñ  Müfredata dair taleplerimizi sunmak girişimi var üniversitede. Bu çerçevede bazı görüşmeler de yaptık, destekler aldık. Yaşadığımız alanın akademik yönüne dair de müdahil olmak gerek.
2005'te Siyaset Bilimş Bölümü'nde ve sonra da Felsefe'de bu tür toplantılar yapıldı. Bölümün programına, derslerine, müfredata öğrencilerle beraber karar verilmesi için.
ñ  Yeni YÖK Yasası ile üniversitelerin özerkliği daha da ellerinden alınacak. Buna karşı üniversite yerelinde bir alternatif oluşturabiliriz. En azından burada bir örnek oluşturabiliriz öğrencilerin söz hakkı olduğu farklı bir üniversite yapısı oluşturarak.
ñ  İnsanları ''hükümet istifa'' sloganı biraraya topladı. Küçük yerellikleri tartışmak o yüzden biraz apolitik kalıyor. Gözaltılara karşı akademik ve mahalleliler olarak biraraya gelinip imza toplanabilir.
ñ  Apolitik argumanına karşıyım. Neyin, nasıl politik olduğu hakkında farklı değerlendirmeler olabilir. Hepsi politiktir. Yerel de politiktir.
ñ  Yerel yönetimin mekanizmaları oluşturulurken sosyolojik analizler yapılmalı. Farklı bölgelerde, farklı ihtiyac ve yapılara göre farklı yerel yönetim modelleri olabilir.
ñ  Boğaziçi internet sitesinde üniversitenin 5 yıllık stratejik planı var. Okuyalım. Bazı sıkıntılar var. Mesela şirketlerin paydaş olması gibi. Bu plana bakıp müdahil olabiliriz.
ñ  AKP'nin egemenliği elimnde tutma kaygısı var. Forumlar buna karşı en iyi araç. Ama tekrar dönüyor muyuz?
ñ  Bir siyasi harita çıkarmaya ihtiyaç var. Yani bu farklı sorunsalları içeren bir liste gibi olabilir. Bir toparlama, harita gibi. Tüm forum notlarının düzenlenmesi ile başlayan böyle bir çalışma yapılabilir.
ñ  Forumdan somut şeylere doğru yol almak gerek. Ama ''fazlalığı'' (bu direnişin bizi aşan kalabalığı ve genişliği) ehlileştirmeye gitmemek gerek.
ñ  İnsanlar ilk defa İstanbul'u memleket bildi. Burada ne yapılacağına biz karar veririz dedi.
ñ  Ölen polisin de adının okunmasını isterdim Taksimde. Polis, bir teşkilat olarak sonuna kadar eleştirilmeli karşı durulmalı. Ama polisin de canı candır., onu öldüren de devlettir.
ñ  O polis, 48 saat uykusuz çalıştırılırken dalgınlıkla düşüyor. Bu bir iş kazasıdır. Ve çok önemlidir.
ñ  Polis sendikası girişimi oldu. Kurucuların 7si de işten cıkarıldı.
ñ  Temsiliyet sorunu yaşıyoruz. Geçersiz sayılan oylar çok fazla. 24 milyon secmenden 8 milyonu neden sandığa gitmedi, araştırılabilir.
ñ  ''Büyüyen ülke'' mitini kurcalamak gerek. Birçok bakımdan eleştiriliyor AKP ama sanki büyüyen ülke mitini herkes kabul ediyor gibi. Büyüdü mü Türkiye? Nasıl büyüdü? Hangi maliyetleri beraberinde getirdi? Bu genel kabul gören ekonomik başarı mitini sorgulayalım, araştıralım.
ñ  Sivas'ta 37 insanın katledildiği söylenir. Ölenlerden 2si oradaki saldıran gruptan. Beraber anılması önemli bir tavır.
ñ  O adam, insanları yakmaya, katletmeye giderken öldü. Onu sahiplenemem. Bu şekilde yerelle de ilişkilenme olmaz.
ñ  Doğatepe Parkı'nda sadece salı ve cuma toplanma kararı alındı. Oraya gelin, katılın.
ñ  Somut öneriler unutulmamalı. Mesela bir önceki forumda Üniversitelerarası Kurul Metni'ni okumak ve ona karşı bir metin yayınlamak üzerinden çalışmak fikri cıkmıstı.
ñ  Kampüsteki Starbucks'ı da unutmamalıyız, konuşmalıyız.
ñ  Bir sonraki forum 2 Temmuz Salı günü yine 12:15'te Güney Kampüs'te saatli binanın arkasındaki çimenlikte olacak. Konu AKP'nin ekonomik başarı miti olacak. Bir grup arkadaş önceden bu konuda ufak bir araştırma yapıp forumda girizgah yapacak.

26 Haziran 2013 Çarşamba

Boğaziçi Üniversitesi Forumu Notları (25 Haziran)


Boğaziçi Üniversitesi Forumu
25.06.2013

  • Genel tartışmaya geçilmeden önce, forumların konu başlığı altında toplanması ve tartışılması (bugünkü forumda olduğu gibi) meselesi konuşuldu. Ayrıca bu konu başlıkları çerçevesinde bir girizgah sunumunun olup olmamasıda tartışıldı.
  • Bu süreçte Halk Meclisleri ortaya çıktı. Durum böyleyken sunum yapılması biraz garip. Ama konu başlıkları olması toparlayıcı olmak açısından iyi olabilir.
  • Forumların başında sunumlar olmasın, ama belli konular çerçevesinde toplanmak iyi olur.
  • Forum başındaki sunumlar, bir dersten ziyade girizgah gibi. Bunlar olabilir.
  • En başta girizgah/sunum gibi birşey olmasın. Ama tartışma içerisinde, herhangi bir konuda daha derin/iyi bilgisi olanlar olursa o zaman onların konuşma süresini (herkes onaylarsa, gerekli görülürse) uzatabiliriz.
  • Forumların, belli konu başlıkları ile toplanması konusunda hemfikir gibiyiz.
  • Girizgah/sunum yapılması konusunda ise tartışmalar var gibi.
  • Çok kısa olsa da konuyu iyi bilen birini dinleme konusuna destek çıkıldı ama bu tartışmaya sonra (mesela sosyal medyada) devam etmek fikri belirtilip bugünkü foruma başlayalım denildi.
  • Fikret Adaman: “Tercihlerin/Seçimlerin Toplumsal Düzeyde Yansıtılması: Farklı Seçim Sistemleri/Farklı Demokrasi Yöntemleri”
-Farklı pozisyonların olduğu bir ortamda nasıl demokratik karar alınır sorusu çok önemli. Konsensus'a ulaşmak çok güzel bir yöntem ama kişi sayısı çok olduğunda başka mekanizmalar da ortaya çıkabiliyor.
-Bir topluluktan bahsederken, oradaki birimleri nasıl tanımlamak gerekiyor?
-Kent meclislerinde fonksiyonel yapılar mevcut. Sivil toplum, sendika, iş çevreleri gibi...
-Katılımcı  meclisler, forumlar çok güzel, konsensus ve karar alma için de çok iyi ama tabii bunlar zaman gerektiriyor.
-Kent meclisleri konuşulması gereken bir konu. Kenti ilgilendiren bir konunun referandumla çözüldüğünü görmedim. Çünkü bu konular tartışma gerektiriyor. Bu da fonksiyonel mekanizmalarla olabiliyor. Tabii katılımcı mekanizmaların da olması önemli. Mesela Ekvator'da kent meclisleri 2 aşamalı: 1) Katılımcı mekanizmalar, forumlar 2) Bu forumlardan sonra, fonksiyonel yapılar.
-Seçim sistemlerinin özellikleri ne olacak? Mesela %40 ile bir projeyi seçtik diyelim. Fakat o proje geri kalan %60 için en felaket seçenek olabilir. Ya da %51 ile bir proje seçilmiş olsun, ama kalan %49 için ilk sırada olan diğer proje, %51 için de 2. sırada olabilir. Dolayısıyla seçimde birinci sırada seçilenin ne olduğuna bakmanın ötesinde, seçim sonuçlarının sıralamasına bakmak daha faydalı olabilir.
-Temsiliyet olacaksa hangi şapkayla olacak?
  • Fikret Adamanın girizgahından sonra genel tartışmaya geçildi.
  • %10 Barajı çok önemli. Barajın kaldırılması gerek.
  • Üniversitelerarası Kurul geçen hafta bir metin yayınladı. 170 üniversitenin imzacı olduğu söyleniyor ama bunların ahngi üniversiteler olduğu tam belli değil. Metin çok kötü, Gezi ve takibindeki eylemleri olumsuzlayan bir metin. Bu metin hakkında Boğaziçi Üniverstesi'nin tavrı nedir?
  • Bu metnin karara bağlandığı toplantıda Boğaziçi Ünviersitesi yoktu. İmzacı değil. Ama bu konuda, bu metne dair net bir pozisyon koyan bir metin çıkarılabilir.
  • Referanduma karşıyız. Baraj sistemine de.
  • Mücadele organlarının oluşması gerek. Örgütlülük şart. Üniversite meclisleri olabilir.
  • Örgütlenme hakkı olmadan demokratik seçim de olmaz.
  • Somut ve hızlı adımların konuşulması gerek.
  • Gezi hareketinin birleştirici noktası özgürlük ve demokrasi mücadelesidir. Buna karşı bazı söylemler geliştiriliyor. Kemalist – dindar ikiliği/karşıtlığı üzerinden söylemler yaratılıyor bu özgürlükçü mücadeleye karşı. Onun meşruiyetini yok etmek için. Bu tür efsaneleri, söylemleri reddetmek gerek.
  • Demokrasinin bir ayağı seçimdir ama demokrasi sadece seçim değildir. Dünyada seçim olmadan da hükümetler değişebilir, değişir ve bu illa ki darbe demek değildir. Darbe olmadan da (ve de seçimsiz) hükümetler düşebilir.
  • Hükümete sürekli somut sorular sormamız gerek.
  • Elde muhalefet olarak CHP var örneğin. Ne yapacağız peki, yeni parti mi kuracağız yoksa varolan muhalefetle mi yola devam?
  • Bu mücadele özgürlük haklarının gaspedilmesine karşıydı. Şimdi bunu seçim sistemine indirgemek sorunlu. Dayanışma meclisleri ve yatay örgütlenme olmalı. Süreklilik içermeli.
  • Mesele siyaset üstü. Örneğin seçim barajı partileri birleştirmek için bir araç da olabilir. Birleşip seçime girmek için. Ama o zaman bile etkili olamadığını da görüyoruz.  İktidarın gizli  oyunları var.
  • Anayasaya 1-2 madde koyabilirsek bu iyi olur. Gezi'nin başarısı olur. Mesela devletin hayatımıza bu kadar girebilmesine engel olmaya dair.
  • Kendi yerelimize dair birşeyler yapmalıyız. Üniversiteye dair bir pratik geliştirip, iktidarı boşa düşürebiliriz kendi yerelimizde.
  • Pratik olarak oy sayımında kontrol etmek için/gözetmen olarak bulunabiliriz.  
  • Seçilenleri (adayları) seçemediğimiz sürece barajın kaldırılmasının da anlamı yok.
  • Muhalefet çok güçsüz ve etkisiz, kalitesiz. Ayrıca çok fazla kendi içimizdeyiz. Ayrışmış haldeyiz.
  • Akşam mahalle forumlarına gitmeliyiz.
  • Sesimizi her yerde duyurmamız gerek. Anlatmamız gerek.
  • Partilere gidelim. Politikalarını soralım. Aktif rol oynayalım. Kamuoyu baskısı yapalım. Haklarımızı öğrenelim.
  • Bu okuldaki Müslümanlarla ne kadar iletişim içindeyiz? Mesela bugün burada görece homojen bir topluluğuz.
  • Tartışmaların oylama, karar kısmını internetten yapabiliriz. Çok pratik olur.
  • El ilanı ve afişleme olmalı.
  • Özellikle hocalar, Doğatepe Forumu'na gelsin.
  • 10 yılda çok büyük dönüşümler var. Gezi'den sonra ortaya çıkan “yeniyi aramak”tan korkmamak lazım. Hızla hareketlenmek, örgütlenmek gerek partilerüstü. Moral üstünlük ve kamuoyu vicdanı Gezi'den yana.
  • Bir dahaki toplantı ne olacak? Konu odaklı mı devam edeceğiz, yoksa açık forum gibi mi? Bugün konu odaklı belirlenmişti ama yine de açık forum gibi konuşuldu.
  • Yeni olan apolitizmin kırılması. İlla yepyeni bir siyasetin çıkması değil. Taraflaşmak kötü değildir. Herkesi kapsayamayız. Birileri gelsin diye apolitikleşerek, kendimizden taviz vererek devam etmemeliyiz.
  • Geçen hafta yayınlanan üniversiteler arası kurul metni paylaşılacak herkesle. Daha sonra
üzerine ne söz söylenebileceği konuşulur.
  • %50 ile iletişime geçmek gerek. Sokağa çıkmak, halka gitmek lazım. Onların anladığı dilden anlatmak gerek.
  • Ayrıştırıcı, ayrımcı dil çok hassas bir konu. Mutlaka bunu yıkmak gerek.
  • Birbirimizi anlamak, kendimizi empoze etmemek, dinlemek, ve hepimizin “öteki” olduğunu fark etmek önemli. Knedimizi törpülemeliyiz. Kimseye birşey öğretmek üzerinden düşünmemeli, konuşmamalıyız.
  • Ön seçim, partilerin adaylarının belirlenmesi uygulaması geri gelmeli.
  • Bir sonraki toplantı için gündem önerisi: 1)Yerel ekonomiler ve yerel yönetimler beraber konuşulsun. 2) Şu anki muhalefetten umudumuzu kesecek miyiz?
  • Resmi bir STK kurulabilir, sözümüzü resmileştirmek önemli.
  • Yol haritasına ihtiyaç var. Temsili demokrasinin kalkması önemli, barajın kalkması da. Bunun için somut ne yapabiliriz?
  • “Kararlar (forumlarda) nasıl alınacak?” konusu çok önemli, tartışmak gerek. Atlamayalım bunu.
  • Demokrasinin özü, pratiği bugün bu forumlarda oluşuyor, gerçekleşiyor zaten. Buradan ne çıkacak sorusu aslında çok geçerli değil, demokrasi forumların varlığı ile gerçekleşiyor zaten.
  • Moderasyonda şöyle sistemler var: Bir öneri olduğunda onaylamayanlar önce fikirlerini belirtiyor. Sonra onaylayanlar fikirlerini söylüyor. Sonra yeniden değerlendiriliyor öneri.
  • Gündem önerilerine ek: Yök Yasası, Cadı Avı denilen yeni bir soruşturma dalgası gelebilir. Ne yapacağız?
  • İnternette direkt demokrasi uygulama modelleri, anket programları var. Uygulanabilir.
  • Üniversitedeki sivil polisleri teşhir edebiliriz.
  • Yarınki (çarşamba) Eğitim-SEN toplantısı'nda, bir sonraki foruma dair somut konu önerileri  tartışılabilir.
  • Br sonraki forum bu perşembe 12:15'te Güney Kampüste olacak.