Abbasağa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abbasağa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2013 Çarşamba

Abbasağa Park Forumu Notları 12 Ağustos 2013



Tarih: 12 Ağustos 2013, Pazartesi
Konu: Gezi Direnişi’nin Kazanımları

Konuşmacı 1: Küçük Armutlu’dan geliyorum. 18 Ağustos’ta saat 19.00’da Kentsel dönüşüm üzerine Küçük Armutlu’da forum yapmak istiyor ve parklardan destek bekliyoruz.
Taksim ayaklanmasında şehit düşenler için 17 Ağustos 16.00’da Galatasaray Lisesi önünde şehit aileleriyle birlikte eylem yapacağız. Herkesi bekliyoruz.
Konuşmacı 2:  Hükümetin yapmaya çalıştığı Türkiye’yi bölmek sonra bizi kovacaklar. Dine de saldırıyorlar. Bunları dikkat edelim. Müslümanmış gibi görünen Sabateistler gibi davranıyorlar. Bunu teşhir etmek lazım. Gerçek dinciler tavır almalı. Seçimlerde ortak aday çıkarmayı öneriyorum.
Konuşmacı 3 : (Almanca konuşuyor.) Almanya’nın güneyinden anti-faşist ve anti-kapitalistler olarak buraya geldik.  Gezi Direnişini öğrenmek için buradayız. Sizlerle dayanışmamızı ifade etmek istiyoruz.  Geldiğimiz yerde Gezi’yle dayanışmak için mitingler organize ettik. Sizin mücadelenizi kendi mücadelemiz olarak görüyoruz.
Moderatör: Bugün, Gezi Direnişi’nin bizim için ne ifade ettiğini konuşmak istedik. Gezi ruhuyla adaylarımızı açıklayacaksak Gezi direnişiyle ilişkilendirerek tartışalım. Bugün pek çok konuda kadın, LGBTT hakları, kentsel dönüşüm, şehrin sorunları, ulaşım hakkına kadar sözlerimizi henüz derli toplu ifade edemedik. Gezi Direnişi’nin bize ne kattığı üzerine ısrarla tartışmayı öneriyoruz çünkü buradaki tecrübe bundan sonra nasıl ilerleyeceğimizi de gösterecek.
Konuşmacı 4: Hayatım Gezi’den önce ve sonra diye ikiye ayrıldı. İki ağaç meselesiyle başladı ama benim için yaşam hakkımın, özgürlüğümün alınmasına, kadınların yaşam hakkına dönük saldırılara karşı çıkmak öncelikliydi. Gezi eylemlerinin arkasında dış güçler, faiz lobisi gibi gruplar aransa da Gezi Direnişi bir halk hareketidir. Kimse bunu dış mihraklara, para olayına çevirmesin.
Konuşmacı 5:  Geçen hafta Gülsuyu Mahallesi’ndeki uyuşturucu çeteleri halka yönelik saldırılar yaptı. Sonra ESP bürolarına saldırıldı. Bu olayları protesto etmek için Gülsuyu halkı karakola yürümek istedi. Çeteler üzerlerine ateş açtı. Haklarında herhangi bir dava açılmadı; tutuklama yapılmadı. Bu nedenle saldırıların polis destekli olduğunu düşünüyoruz. Bu saldırılar devam edebilir. Herkesi Gülsuyu Mahallesi’yle dayanışmaya çağırıyoruz.
Konuşmacı 6: Ülkemizde ters gideni doğruya çevirmek için hepimiz Gezi’ye çıktık ve orada yeni bir inşanın temelleri atıldı. Hepimiz bir olursak güç oluruz.
Bizi birleştiren Gezi kimliğidir. Bu nedenle kimse burada alt kimliklerini açıklamasın.
Seçimler için Gezi Direnişi’nde yer alan bağımsız bir aday çıkaralım.
Konuşmacı 7: Gezi eylemlerine katıldığımdan beri artık duyduklarımdan ve eskiden korktuğum düşüncelerden rahatsız değilim. Gezi Direnişi bize farklı bakış açılarından bakmayı öğretti. Artık “ben biliyorum” demiyorum. Bilmediğim çok şey olduğunu Gezi’de öğrendim. Birbirimizin düşüncelerini kabul etmesek de dinlemeyi öğrenelim. Düşüncelerimiz nedeniyle çatışmayalım. Ben bunu öğrendim ve milyonlarca kardeş kazandım.
Konuşmacı 8:  Gezi’nin ruhu demokratik, ekolojik toplum ruhudur. Gezi Direnişi, özgürlük için kadının ve doğanın mücadelesiydi. Kürt halkının özgürlük mücadelesiydi. Alt kimlik diye bir şey yoktur. Bu alt kimlik söylemi Gezi ruhuna uygun değil. Çünkü Gezi demokrasi ve özgürlükler hareketidir. Babalık, erkeklik yapmak isteyen başbakana karşı özgürlük ve demokrasi talebidir. Biz bu değerler üzerinden kendimizi gözden geçirmeliyiz. Bu ruhun arkasından yürümeyi bilmeliyiz.
Konuşmacı 9: Geçen gün arkadaşımla metroya binecektik. Birimiz metroyu kaçırdı. Görevli arkadaşıma “merak etme bayan benim yanında sen bir sonrakine bin”  demiş. Kadınlara toplumda bu şekilde bakıyorlar. Hiçbir sistem kadına özgürlüğünü vermedi. Hangi parti gelirse gelsin vermeyecek. 17 gün boyunca komün yaşamı biz savaşarak kazandık. Bu savaşı sürdürmeliyiz.  Biz faşizmi ezmedikçe o bizi ezecek. Biz kendi hukukçularımızı, milislerimizi çıkarabilecekken neden sandığa gidiyoruz? Bize verileni seçmeyelim. Kendimi kendim yönetmek istiyorum. Hepinizi alanlara savaşmaya çağırıyorum.
Konuşmacı 10: Gezi öncesinde çok fazla sorunun yarattığı bir birikme vardı. Gezi’deki ilk polis baskınlarından sonra protestolar halk ayaklanmasına dönüştü. Sonra Gezi’de komün hayatı nasıl sürdüreceğimizi pratik olarak öğrendik. Bu hayat hükümeti korkuttu ve Gezi’ye müdahaleler devam etti. Şimdi parklarda toplanıyoruz. Bundan sonra herkesin çalışması ve örgütlenmesi gerekir. Beşiktaş’ın yerelindeki sorunları çözmek, buranın ihtiyaçlarına yanıt verecek bir mücadele zemini oluşturalım. Her mahalle ve ilçenin sorunlarına müdahil olurken nasıl hareket edeceğimizi geliştirelim. Gezi’den sonra Beşiktaş’ın sorunlarını konuşalım ve ortak eylemlilikler örgütleyelim diye öneriyorum.
Konuşmacı 11: Gezi’den önce biriken çok fazla şey vardı. Gezi’den kısa bir süre önce Beşiktaş’ta 1 Mayıs ve Taksim’de 6 Mayıs’ta şiddetli müdahaleler olmuştu. Gezi gibi bir isyan bekleniyordu. İnsanlar umutsuzluğa kapılmışken hiç olmayacak sandıkları şeyin olduğunu gördüler. İki ağaçla başlayan eylemler bir halk isyanına dönüştü.
Şimdi görece daha az hareket ediyoruz. Somut çalışmalar, birlikte üretimler yaparsak birbirimizi yıpratmayız. Beşiktaş’ın ve ülkenin genel sorunları üzerine plan yapan forumlar haline gelelim.
Konuşmacı 12: Gezi’de Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, kadın, erkek, transseksüel, Müslüman, Hristiyan, Yahudi yoktu. İnsanlar olarak vardık. Oradaki güce ve otoriteye karşı direndik. Ben ağaçlar için değil, polisin faşist müdahalesine karşı sokağa çıktım. Bana göre, Gezi ruhu bu faşist tavra karşı çıkmaktır. Forumda konuşurken alt kimliklerimizden sıyrılmamız gerekiyor. Üst kimlik insan olmaktır bunun üzerinden konuşalım.
Konuşmacı 13: Gezi Direnişi’ne İzmir’den geldim. Oradaki insanların yanında durmak gerektiğine inandım. Bir ağaç için gelip binlerce ağaç görmekten gururluyum. İyi ki varsınız.
Konuşmacı 14: Bayramda neler olduğuna bakalım. Başbakan halktan korkan açıklamalar yaptı. “Neyiniz eksik, 3 çocuk diyemez miyim?” dedi. Beyoğlu’nda bir kadın bıçaklanarak öldürüldü. Gezi’de destan yazan polisler Beyoğlu emniyetinin yakınındaki bu cinayeti engelleyemediler. Bakan Suat Kılıç tribünleri ve üniversiteleri tehdit etti. Gezi ruhu bundan sonra her yerde, tribünlerde, üniversitelerde ve seçim döneminde devam ettirelim. Cevabı seçimde verelim.
Konuşmacı 15: Ankara 100. Yıl Mahallesi’nden geliyorum. Biz orada neden sayımızın azaldığını tartışmıyoruz. Forumlara katılım azalsa da yapacağımız her somut iş yeni bir Gezi yaratacaktır. Ankara’da halk şenliği düzenledik. Kadınlar kadın çalışma grubu oluşturdular. Ev ziyaretleri yapmak ve somut işlerle örgütlenme zemini yaratmak istiyoruz.  Gezi ruhu bitmedi. Forum ve parkları somut işler üzerinden ilerletelim.  
Konuşmacı 16: Olayları başlatan iki ağaç özgürlüğün ifadesine ve umuda dönüştü. Milliyet yazarı Kadri Gürsel bir yazısında Gezi ruhunun uluslararası alandaki önemine değinmişti. Amerika’da pek çok yerde Gezi olaylarının Ortadoğu’ya, Türkiye’deki barış sürecine etkisi tartışılıyor. Gezi olayları dünyada da çok önemli bir konu.
Abbasağa Eğitim Grubun’dan bir kişi parka dev bir satranç alanı yapmak istediğini ve Belediye ile görüştüğünü söyledi. Belediye halkın onayını talep ettiği için konuyla ilgili imza topladığını iletti.
Konuşmacı 17:  Alt kimlik üst kimliğe gerek yok. Tartışmaları bunun üzerinden ilerletmeyelim. Burası Anadolu, biz demokrasinin ve medeniyetin toprağındayız.
Konuşmacı 18:  Sürekli bahsedilen üç-beş ağaç cümlesi aslında gerçek bir anlamı ifade etmeliydi. Biz gerçekten üç-beş ağaç için sokağa çıkabilseydik,  memlekette bazı şeyleri daha erken fark etme şansımız olurdu. Gezi ruhunun forumlarda devam etmesi adına birbirimize tahammül etmeyi öğrenelim, kullandığımız dile dikkat etmek gerekiyor.
Konuşmacı 19: Gezide birçok mücadele deneyimi biriktirdik. Müdahale olduğunda orada bulunmak isteyen insan sayısı daha fazlaydı. Bir saldırı durumunda insanlar birleşebildi. Forumlarda da bu mücadeleyi büyütmeyi ve devam etmeyi tartışmak gerekiyor. Sabretmeye ihtiyacımız olacak bundan sonraki süreçte. En zorunu başarıp korku eşiğini aştık diye düşünüyorum.
Konuşmacı 20: Gezi de beni en çok etkileyen insanların Anadolu yakasından Avrupa yakasından köprüden yürüyerek geçmesiydi. Sebebi de insanların düşünmeyi önemsemesi. Geçmişte ne olduğunu değil gelecekte ne olacağını düşünerek harekete geçtiler. Kimliklerin de aşılmaya doğru gittiğini düşünüyorum. Buraya gelen tüm kimlikler (kadın, Kürt, eşcinsel vs…) kendi sorunlarını da ifade ederek var olma şansı buluyor, bu bizi zenginleştirir, ayrıştırmaz.
Konuşmacı 21: Daha önce hiç karşılaşma imkânımız olmayan kişilerle yan yana gelip onları tanıma ve konuşma imkânı bulduk. Farklılarımızla yan yana olmak, değiştirmeye değil değişmeye gelmek çok önemli. Bizi burada nelerin birleştirdiği konusunu sistematik olarak konuşalım. AKP’ye karşıyız demek soyut kalıyor. AKP’nin hangi politikalarına karşı olduğumuzu örnekleyerek konuşalım. Daha açık ve net olalım. Aramızda gönüllü komisyon kurup ortaklıklarımız üzerinden Barış ve Özgürlük bildirgesi yazmayı öneriyorum. (Forum katılımcılarına soruldu, onay verildi. Gönüllü olanlar bir araya gelip foruma bir metin önerecekler. )
Konuşmacı 22: Gezi eylemlerinin örgütlü eylemler olmadığı söylenirken eylemlere katılan örgütlü arkadaşlarının hakkının yendiğini düşünüyorum.  Barikatlarda duranlar örgütlü arkadaşlardı. Bizi bir şey yapmamış gibi gösterip sonra bize provokatör denmesi canımızı yakıyor.
Konuşmacı 23: Gezi bize farklılıklarımızı kutlamayı kattı. Empati kurmayı ve öğrenmeyi öğrendim. Yaşamak istediğimiz şehrin prototipini Gezi’de çizdik. Orada çok mutluyduk. Baskıdan uzaktık ve birbirimize güveniyorduk.
Konuşmacı 24: 31 Mayıs’tan bir hafta önce Taksim Metro çıkışında yapılacak olan AVM’ye karşı imza toplanıyordu. Arkadaşımla imzalasak mı diye konuştuk ancak “Bizim imzamızla ne değişecek” diyerek imza atmayıp yola devam ettik. Sonrasında içmeye gittik içki masasında ülkeyi kurtarmaya çalıştık. Bu ülke bir şey değişmez biz azınlığız diye düşünüyorduk.
Bir hafta sonra kendimi gözümde gözlük ve ağzımda maskesiyle Taksim’de buldum. Bir hafta önce apolitiktim. Bu ülkeden gitmek istiyordum. 1 hafta sonra tanımadığımız binlerce kişi ile taş taşımak beni çok umutlandırdı ve duygulandırdı. Bundan sonra ne olacak diyenlere ben değiştim diyorum. Ben yalnız değilim ve ‘biz’ duygusunu hissettim.
Konuşmacı 25: Gezi benim gördüğüm kadarıyla Alevilerin ve kadınların katılımı yoğundu. Bu insanlar uzun zamandır yaşadıkları baskılardan dolayı dertlerini ifade etmek için Gezi’ye katıldılar. Direniş başka tarihlerden gelen kişilerin kendileri gibi olmayanlarla buluşmasını sağladı. Bu bir zenginliktir. Buna alt kimlik olarak değil zenginlik olarak bakalım.
Konuşmacı 26: Gezi ile birlikte korku imparatorluğu yıkıldı. Sonrasında bu korkuyu yaratmak için, Çarşı grubuna, Divan oteli yöneticilerine, Koç grubuna, siyasi parti ve birtakım sivil toplum örgütlerine operasyonlar düzenlendi. İnsanlar direnişin parçası olmaktan korkar duruma geldiler. Bu korku imparatorluğunun yeniden yıkılması gerekiyor. 
Konuşmacı 27: Gezi eylemlerini ülkemizdeki demokrasi krizi doğurdu. Biz Gezi’ye katılanlar çoğunluk demokrasisi değil, çoğulcu demokrasi istiyoruz. Biz her soruna demokratik bir çözüm istiyoruz. Bunun çoğulcu bir meclis yaratarak yapabiliriz. Eylemler sırasında futbolun Türkiye’de oynadığı rol de ilgimi çekti. Çarşı Grubu’nun sürece sahip çıkması, futbol kültürünü değiştirmeye ona politik bir kimlik vermeye çalışması çok önemliydi. İstanbul United konsepti bu şekilde yaratıldı. Diğer yandan Hackerlerin rolü de önemli. Onların yaydığı bilgiler, daha fazla şeffaflık ve demokrasi getirme çabasıdır. Bu, halkın gücünü artırdı. Demokratik sürece yardımcı oldu.
Konuşmacı 28: Son iki senedir AKP’ye karşı küçük küçük eylemlerle pek çok kişi sokağa çıkıyordu. Gezi eylemleri bu tepkilerin bir anda sokağa çıkmasıydı. Biz, gerici piyasacı bir iktidar istemiyoruz. Eylemler buna yönelik bir tepkiydi. Önceden planlanmış değildi tepki hareketiydi. Çok şey kazandık. İktidarın politikalarını durdurduk. Biz sokağa çıkarak bunu kazandık. Şimdi taleplerimizin ne olacağını ve ne için mücadele edeceğimizi tartışıyoruz.
Konuşmacı 29: Gezi eylemlerinde bana göre, ötekileştirilmenin azalması ya da tamamen kalkmasıydı önemli olan. Eşcinsel, Alevi, Kürt… farklı ve çatışma halinde olan bir sürü insan bu eylemlere katıldı. Birlik beraberlik ortamı oluştu.
Konuşmacı 30: Gezi direnişi insanlara nasıl hakkını arayacağını öğretti.
Konuşmacı 31: Gazi parkı ile mahallelerin önemini anladık. Ben, Karadenizliyim, Rize Fındıklı’danım. Orada termik santraller kurulmaya başlandığında bunu tesadüfen gören halk çalışmayı durdurdu. Biz köyümüze sahip çıktık ve şimdi bizim deremize HES projesi giremiyor. Mahkemede bunu kazandık. Bir araya gelince her şey başarılabilir.
Konuşmacı 32: (İngilizce konuşuyor) Buraya, New York’tan geliyorum. Wall Street’e eylemlerine katılmıştım. Taksim eylemleri beni bu nedenle çok heyecanlandırdı. Eylemlerin dünya çapına yayılmasını temenni ediyorum.
Konuşmacı 33: Öyle tarihler vardır ki hiçbir zaman unutulmaz. 1453, 1923 ve 31 Mayıs 2013 gibi... Aralarında hiçbir kan bağı olmadığı halde insanların bir araya gelip zulme karşı dur dediği tarihler bunlar. Gezi Parkı eylemleri bir demokrasi ateşi yakmıştır. Bu ateş mazlumu değil zalimi yakar. Gezi Direnişi, adalet arayanların hareketiydi. Kadın cinayetlerine, işçi ölümlerine dur denilen bir yerdi. Hakların savunulduğu bir yerdi. Hayvan haklarını savunanlar da vardı. Bu daha başlangıç mücadeleye devam.
Konuşmacı 34: Somut öneride bulunacağım: Bütün hafta Gezi ruhunu konuşmamız önemli. Ama bir hafta boyunca bunu ne kadar konuşabiliriz? Parklarda neler yapacağımızı dair önerilerimizi konuşalım.
Konuşmacı 35: Taksim Dayanışma toplantısına birçok grup katılıyor. TD de forumlar gibi yola nasıl devam edeceğinin arayışı içinde.  TD ve forumların ilişkisinin nasıl olacağı bir gündem. Abbasağa’dan da bu toplantılara katılım oluyor. Ancak buraya geri dönüşü yapılmıyor. Forumlar kendi temsilcilerini seçmeliler ve toplantıya katılan temsilciler forumlara bilgi vermeliler diye düşünüyorum. Forumun yürütmesini seçmeyi öneriyorum.
Taleplerle beraber hedeflerimizi de konuşalım. Önümüzdeki seçimde partiler forumların taleplerini dikkate alacaklar mı? Bu çok önemli.
Konuşmacı 36: Forumdan temsilciler seçilebilir. Bunun yanında gündemli forum toplantıları yapmayı öneriyorum.  Mesela, Ortadoğu’da gündem çok yoğun. Ortadoğu’da barışın nasıl sağlanabileceğini konuşabiliriz.
Konuşmacı 37: Halkın içinden muhtar adayı, belediye meclisi adayları belirleyip seçimlerde onları desteklemeyi öneriyorum.
Konuşmacı 38: Burada seçim yaparak temsilci belirlemenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Forumun katılımcıları sürekli değişiyor. Ayrıca nasıl bir yöntemle seçim yapacağız? Temsiliyetin tek yolu bence yeni bir tüzel kişilik kurmak olabilir. Dernek, parti, kooperatif gibi. Mesela parklar birleşerek kooperatif kurabilir.
Konuşmacı 39: Gezi’de Kürt, Türk, Ermeni, Müslüman, ateist, Hristiyan kimliklerimizle orada olmayı, birbirimizi tanımayı ve mahalle kültürünü, komünal yaşamı öğrendik. Komşumuz açken tok yatmamayı öğrendik. Forumları da bunun üzerine kuralım.
Konuşmacı 40: Gezi’yi kendi kendimize konuşunca içe dönük bir tartışma yapmış oluruz. Belli konu ve gündemler üzerine konuşalım. Mesela, kadın forumunu nitelikli bir tarzda yeniden yapalım. Yerdeki cinsiyetçi sloganı değiştirelim. Aramızdan ayrılanların yeniden gelmesi için bir şey yapalım. Diğer forumlarda seçim yapılıyor ve temsilciler seçiliyor. Bunun demokratik yollarını bulabiliriz.
Not: Forumda 50’ye yakın kişi söz almış, tüm konuşmalar not edilememiştir.

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Abbasağa Parkı Forum Notları (30 Temmuz)


Abbasağa Park Forumu
Tarih: 30 Temmuz 2013
Konu: Direnişte Kadınlar

Duyurular 1: Bugün, Trans bir kadın, Adana’dan Gamze öldürülmüş bir şekilde bulundu. Hükümetin söylemleri trans cinayetlerini destekliyor. Daha öncesinde Kürtlere ve Ermenilere yönelen pek çok saldırıyı gördük. LGBT’ler olarak bu konuda bir eylem yapacağız. Sizleri haberdar edeceğiz.

Duyuru 2- Gezi süreci sonrası tutuklamalar devam ediyor. Bugün de pek çok kişi gözaltına alındı. Bunu protesto etmek için Kartal Heykeline yürümeyi öneriyorum. Beşiktaş sakinlerini de eyleme çağıralım.
-Forumdan gelen bir öneri yürüyüşün başka bir gün daha kalabalık bir şekilde yapılması yönünde oldu.
Öneriyi yapan kişi bugün yürümenin refleks olarak anlamlı olduğunu, gözaltına alınanlardan bir kadının çıplak aramaya maruz kaldığını belirtti.
İkinci bir kez daha oylanması önerildi. Oylama sonucu net bir karara varılamadı. Moderatörler son bir kez daha oylamaya sundu. Forum katılımcıları söz aldı.

Katılımcı 1: Yürümeyelim diye oy verdim. Tabii ki gözaltıları protesto edeceğiz. Özel bir gündemle bir araya gelindi. Yürüyüşü daha organize olduğumuz bir gün yapalım. Bugün kadın gündemi konuşulacak. Mikrofonu bir erkeğin almasını da doğru bulmadım.

Katılımcı 2: Yarım saat geç başlamak bir sorun yaratmaz. Refleks gösterip yürüyüş yapalım.
Forumun çoğunluğundan yürüyüş kararı çıktı. Forum yürüyüş sonrasında devam edecek. 

ARA

Duyurular: Başlangıçta Abbasağa Kültür Sanat Grubunun dinletisinin yapılacağı duyuruldu.
Gezi eylemleri sürecinde yaşamını yitirenlerin ailelerine kartlar gönderileceği duyuruldu.
0-15 yaş arası Sarıgazi’deki yoksul çocuklara yeni alınmış bayramlık elbiselerin ulaştırılacağı duyuruldu.
Gezi için flash-mob dansı yapmayı önerdiler. Bu dansın nasıl yapılacağını anlatacaklarını belirttiler. Bu dansı öğrenmek isteyenler Gezi Parkı Sanat Kolektifi Facebook grubuna üye olup, grupla ilişkiye geçebilir. Eylemin, Taksim Meydanı’nda Cumartesi yapılması planlanıyor.

Moderatör: Gezi direnişi boyunca kadınlar önde yer aldı. Öncelikle doğaya, tarihi değerlere sahip çıkmak için oradaydık. Uzun yıllardır kadınlara yönelik saldırılarda kadınların sokağa çıkma nedeniydi. Başbakan’ın kürtajı yasaklamaya kalkışması, kaç çocuk doğuracağıma karışması gibi kadın düşmanı pek çok söylemi kadınların direnişte yer alma nedeniydi. Kadınlar, her zaman sokaklar geceler bizim dedi. Gezi direnişinde de gecelerce sokaklarda yerini aldı.  Kadınlar direnişle özgürleşiyor. Bugün burada kadınlar konuşacak. Konuyu direnişte kadınlarla, direniş deneyimlerimizle sınırlı tutmayı önereceğim. Sizler için de uygunsa söz sırası almaya başlayabilirsiniz.

Konuşmacı 1 (Kadın): Bugün yaşadığımız birr olayı aktarmak istiyorum. Yandaş medyanın saldırılarına maruz kaldık. Geçtiğimiz gün Akit Gazetesi gençlik kamplarına yönelik çirkin iddialarda bulundu. Kadın erkek kamp yapıyorlar diyerek öğrenci çalışmalarını hedef gösterdi. Bugün Akit Gazetesi önünde bu bunu protesto etmek istediğimizde saldırıya maruz kaldık. Canımızı zor kurtardık. Bu saldırı tüm ilerici kesimlere kadınlara yapılmıştır. Bir Akit Gazetesi yazarının 14 yaşında bir kıza tecavüzünü ahlaklı görüp, ses çıkarmayan ama mayoyla denize giren kadını ahlaksız gören AKİT Gazetesi’ni kınadığımızı herkese haykıralım.
Geçtiğimiz günlerdeki forumda diren hamile eylemi üzerine konuşmuştuk. Kadın cinayetleri, taciz ve tecavüz her gün artarak devam ediyor. AKP iktidarıyla kadınların sorunları ayyuka çıktı. Tüm kadınları söz almaya davet ediyorum.

Konuşmacı 2 (Kadın): Merhaba çapulcular. Daha önceki forumlardan birine diren hamile kıyafetimle çıkmıştım. Geçtiğmiz Cuma öğlen saat 14:30 -  17:20 arası Taksim’de bir direniş yaptım. İkinci gün cumartesi günü yine oradaydım. Bu sefer “diren anne” yazısını seçtim. Elimdeki kartona “Sırtımda pala karnımda sıpa; bir sopa eksik kaldı onu da sen nerene dayarsan daya” diye yazdım. Ben bir yazarım. Şiirlerimde hiç argo kullanmamıştım. Şimdi ilk kez argo kullandım. İktidarın anladığı dili yazmak gerek demek ki. Palayı eylemlerde vurdular, biliyoruz. Ben eylem yaparken coplarını sallaya sallaya yanımdan geçtiler. Saat 20:10 gibi üç polis yanımda durup kimliğimi görmek istedi. “Veremem kimsiniz?” dedim. “Polisiz” dediler. “Siz kimliğinizi gösterin” dedim. Biri göstermek istemedi. Diğeri göstermesi için emir verince gösterdi. “Ey ahali yetişin burada polis var” diye bağırdım. “Kim beni size şikâyet ettiyse derhal gelsin; kim olduğunu bileyim.” dedim. Kitchenette’ten sesimi duyan bir çift geldi. Sonrasında üç genç geziden geldi. “Ben sizi rahatsız ettim mi?” diye sordum her birine. “Rahatsız ettiniz” demediler. Polis yine de “sizi götüreceğiz” dedi. “Beni kimin şikayet ettiğini, kuşkulandığınız kişiyi bana gösterin” dedim. Geziden gelen çocuklardan biri “bu anneye bir şey olursa ne yapacağız” deyip baroyu aradı. Polislerin üçü de gitti. Dokuzda eylemi bitirmek benim için çok anlamlıydı. Bir nevi dokuz doğurmak gibi. Bu üç arkadaş ve Kitchenette’ten gelen çift beni yalnız bırakmadı. Çok mutluyum. Böyle bir dayanışma çok güç veriyor.

Konuşmacı 3 (Kadın): Konuyla ilgili bir sorunum var. Kadın sorununu tartışacağız deniyor ama sorun yaratan kadınlar değil erkekler olduğu için bunun üzerine durmak isterim. Bugün öncelikle kadınlara söz verelim. Sonra erkeklere söz verelim diye öneriyorum. Kürtaj yasağı gündem olduğunda kadın hareketi kürtaj yasağını püskürtmeyi başardı. Biz sokaklarda, kendimizi ezdirmemeyi direnmeyi öğrendik. Cinsel şiddet başımıza gelecek en kötü şey değil. Bunun en kötü şey olduğu düşüncesi namus anlayışından kaynaklanıyor. Bunlar daha çok yaşanacak. En zayıf yanımız olduğunu düşünmeleri kötü. Kolumuzu kaybetmek daha kötü. Biz kadınlar Gezi direnişinde de güçlüydük. Bu güçle evde kendimizi ezdirmeyelim. Yerimiz mutfak değil direniş alanları, sokak… Erkekler hep sorar “biz ne yapalım?” diye. Bence erkeklerin yapacağı eline, beline, diline hakim olmak. Hiçbir kadına el kaldırmamak karşısındaki kadın her kim olursa olsun. Kavga etmeyi bilmenin avantajını kadınlar üzerinde kullanmayın. İkinci olarak belinize hakim olun. Sizi arzuladığından emin olmadığınız bir kadına cinsel olarak yaklaşmayın. Karşınızdaki kadının ne giydiği size cinsel olarak yaklaşması demek değildi. Giysisi vs… gibi nedenlerle kadınları taciz etmeyin. Dile hakim olmak. Sadece barikatta mücadele arkadaşlarımız oldukları için değil LGBTTleri aşağılamayın. Lezbiyen, gey, trans olmak ayıp değil. Eylemlerde küfürlü sloganlar karşısında Küfürle değil İnatla Diren” dedik. 
Orospu çocuğu en çok kullanılan sözdü. Kadınlar evlendiklerinde ücretsiz seks hizmeti vermek zorunda kalabiliyor. Ücretli seks işçiliği ayıp değil. Ayıp olan müşteri olmak, pezevenk olmaktır. Küfretmek istiyorsanız “pezevenk, sik kafa” deyin. Kadınlar ve LGBTTler üzerinden küfür etmeyim

Konuşmacı 4 (Kadın): Feminist olmak her erkeği aynı kategoriye koymak olmamalı. Siz çıkın biz konuşalım demeyelim. Argo ile neyi çözeriz? AKP bu kadar argo kullanıyor. Çözse kendi argosuyla pek çok şeyi çözerdi. Gezide kim eline, diline, ne kadar hakim oldu bilmiyorum. Ama benim gördüğün oradaki erkekler bize sahip çıktılar. Erkekleri indirgemek, hepsi aynıymış gibi yaklaşmak geçmişte kaldı. Eşitli diye bir şey var. Ben 17 yaşındayken de sokağa çıkıyordum hala da çıkıyorum. AKP buna karışamadı. Biz Gezi’de ötekileşmedik. LGBTTler onurumuzdur. Barikatta polisten korkmayan insanlardı herbiri. LGBTT cinayetlerine karşı herkes ses çıkarmalıyız. Yaptığı işe göre kimseyi yadırgamayalım. Kadın bedeni üzerinden siyaset yapılmasına izin vermeyelim.

Moderatör: Bir uyarıda bulunmak istiyorum. Burada kimseyi konuşmacı olarak dışlamıyoruz. Eşitlik her yerde yok. Ben de oturduğum semtte rahatça sokağa çıkıyorum ama her semtte durum böyle değil. Bugünkü forumda öncelikli söz hakkı kadınların olsun diye önerdik. Erkeler her yerde konuşuyor kadınların kendini rahat ifade etmesi için bunu önerdik.

Konuşmacı 5 (Kadın):  Kadın sorunu başlık olarak her platformda ele alınıyor. Sonrasında sorun oluyor. Kadınlar tartışmaya gönüllü olmuyor. Ben sorunun erkeklerle ayrıştırılarak ele alınmasını doğru bulmuyorum. Sosyalistim. Kadınlar olarak tek başına çözeceğimiz bir sorun değil. 1871 Paris barikatlarında da kadınlar vardı. 2013 Harizan’ında 15 günlük bir komün hayatı geçirildi. Bu aşkı örgütleyen kadınlar da vardı. Gerici sistem ataerkil kültür kendini kadın bedeni üzerinden var etti. Cadı olma, örtünmeye zorlama gibi sistemin kendini gerçekleştirmesi kadının kapatılması üzerinden oluyor. Kadın, ailenin toplumun namusu oluyor. O yüzden AKP saldırıyor. Kaç çocuk doğuracağıma, aldırıp aldırmayacağıma karışıyor. Bunu tek başıma aşamam. Bu; erkeklerle birlikte vereceğim bir mücadele. Böyle bakıyorum bu soruna. Direniş boyunca edilen küfürlerden bahsedildi. 31 Mayıs’ta Harbiye’ye çıktığımda herkes “orospu çocuğu” diye bağırıyordu. Küfrü sevmesem de kendimi bir süre sonra küfrederken buldum. Bir boşalmaydı. Başbakan “ananı da al git” derken ona, onun dilinden yanıt vermekti. Beni küfür bu yönüyle rahatsız etmedi.

Konuşmacı 6 (Erkek):  Açıkça söylemek gerekirse heteroseksüel bir erkek olarak alındım biraz. Bu konuda kromozomlarımdan dolayı sizlerle yanyanayken suçlanmak hoş bir şey değil. Bu sorun bir zihniyet sorunudur. Tayyip Erdoğan’ın zihniyeti yüzünden sırf erkek olduğum için suçlanmak hoşuma gitmedi. Sadece açıklama yapmak istedim.

Konuşmacı 7 (Erkek):  Ben, 68 kuşağıyım. Daha önceki forumlarda 68 kuşağıyla 2013 kuşağını kıyaslamıştım. Kadınlarla ilgili kıyaslamayı da şimdi yapacağım bu açıdan. Şu anda biz devrimi yaşıyoruz ve dünya da bunu gözlemliyor. Bu devrimi yaşarken benim kafamda şu belirdi, özellikle 68 döneminde kadınlar hiç yoktu. Aileler de istemiyordu zaten bunu. O zamanki eksikliği şimdi kadınlar tamamlamalı. Belediye meclislerinde, il meclislerinde ve mecliste kadınların sayısı erkeklerle eşit olmalı. Kadınlar görev aldığı zaman bunu daha iyi yapabiliyorlar. O yüzden gençlerin şu sıcak dönemde gençlerin genç kadınların daha çok görev alması lazım. Onlardan rica ediyorum. Çekinmeyin!

Konuşmacı 8 (Kadın):  Benim diyeceğim buradaki tartışmalarla ilgili. Biz erkeklik algısından bahsettik. Lütfen buradaki erkek arkadaşlar bireysel algılamasın. İkinci olarak, kadınlar ve gençler Gezi Direnişi sırasında en önlerde yer aldı. Şimdiye kadar en çok onlar ezildi. Kürtaj, hamilelik konularında tepkimizi gösterdik. Şimdiye kadar küçük kız çocuklarına tecavüz edildi.  Ama yine AKP onları suçladı, tecavüzcüleri serbest bıraktı. Tüm ezilmişliğimize rağmen Gezi’de kadınlar sokaktaydı. Bugün tartışmamız gereken kadınların taleplerinin ne kadar göz önüne alındığıdır. Neler yapabileceğimizi hep beraber konuşmamız gerekiyor. Tüm Türkiye’de kadınlar ne istiyor, nasıl bir dünya hayal ediyor bunu konuşalım.

Konuşmacı 9 (Kadın): Biz bir çerçeve çizmeli ve buna sadık kalmalıyız. Farklı siyasal görüşlerimiz, farklı politik düşüncelerimiz var. Biz madem ki burada hep beraber tartışıyoruz. Ortak bir konu üzerinden konuşalım. Bu da gezi direnişinde kadınlar olabilir. “Neden kadınlar bu kadar önde?” diye hep soruluyordu. AKP’nin kadın düşmanı politikaları yüzündendi bu. Buradaki erkek arkadaşlar bu konuda neler düşünüyor merak ediyorum. Gezi’de AKP’nin politikalarına karşı birikmiş öfkenin yansımasını gördük. Kadınlar hep öndeydi. Gezide biz direnerek ölmeyi öğrendik. Türkiye’de günde 5 kadın ölüyor. Bu direnişte erkek egemen sistemin uyguladığı şiddeti gördük. Destan yazdılar diye alkışlandılar. Direnişten sonra kadın cinayetlerinin arttığını gördük. Erkek egemen sistemin saldırıları devam etti. Hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmayacak tabii ki. Kadınlar istihdamın dışında tutuluyor, her gün şiddete uğruyor, siyasette yer alamıyorlar özgürce, hamileliği bile suç sayılıyor. Siyasette yükselmelerinden bahsediliyor ama önlerine bir sürü engel çıkarılıyor. Bütün bunları birlikte değiştirmek için, ilk konuşmacı arkadaşımızın da yaptığı gibi eylemlerde birlik olabiliriz. Diren hamileyle ilgili bir yanıt oluşturabiliriz. Akit Gazetesi’ni birlikte protesto edebiliriz.

Konuşmacı 10 (Kadın): Arkadaşa katılıyorum. Erkek egemen sistemi her gün kadınlar ve erkekler olarak yeniden yaratıyoruz. Erkek egemen sistemi anlamalıyız öncelikle. Birkaç sorum olacak. Yanıt bekliyorum. Erkek arkadaşlar yakınlarındaki herhangi bir kadının kararlarıyla onun adına fikir sahibi oldular mı? Kadının nasıl davranacağını, ne giyeceğini, hangi okulda, hangi bölümü okuyacağını, okuyup okumayacağını, eve kaçta gelip çıkacağını onun adına belirlediler mi? Gece ondan sonra mahallelerinde yürümekten çekindiler mi?
Kalabalık bir otobüste tacize uğramaktan korktular mı hiç? Otobüsteki yerlerini bu korkuya göre seçtiler mi? Bu soruları sormaktaki amacım erkekleri yargılamak değil onların bir şeyleri algılamasını sağlamak. Ben bunun için birçok erkek arkadaşımla mücadele ettim. Çok iyi niyetlilerdi aslında ama onlar da bu sistemin kodlarıyla yetişmişti. Demek istediğimin özü böyle bir toplumda yaşıyoruz ve bu yüzden de önce birbirimizi anlamalıyız ve somut bir mücadeleye girişmeliyiz hep beraber.

Konuşmacı 11 (Kadın):  Az önceki sorular üzerinden düşünelim. Kromozomlardan bahsetti bir arkadaş. Bu kromozomlar sorunu tabiki değil. Mesele nasıl bir sistem içinde toplumsallaşıyoruz. Öğrendiklerinizi aile ve okulda küçüklükten itibaren öğreniyoruz. Bunların hiçbiri münferit değil sistematik olaylar. Neden sadece kadınlarla politika yapıyoruz? Kadınlar için politika yapmanın tarihi var. Neden mücadele kadınlarla ilerler? Direnişe bakmamız bile yeterli. Polis şiddetini gözünle görürken evde çocuğuna mama yapmak onu beslemek zorundasın.
(Sesler yükselince, moderatör tarafından sıra alıp konuşma uyarısı yapıldı. İlk günden beri görüşlere saygı gösterildiği, biri konuşurken müdahale edilmemesi, bunun konuşan kişiye saygısızlık olduğu ifade edildi.)

Konuşmacı devam… Her toplantıda bir grup erkek sesini yükselttiği için sağlıklı tartışamıyoruz. Bu gibi olaylar yaşandığı için kadınlarla birlikte kadınlar olarak politika yapıyoruz. Direniş boyunca biz evlerimizde çocuklarımıza bakıp, kocalarımı beklediğimiz için kadınlarla politika yapıyoruz. Orospu Çocuğu sloganları için “bir boşalmaydı” dedi. İktidarlar da boşalma anlarını kadınlar üzerinden yaşar ve geliştirir. Nedenleri üzerine düşünelim. Biz bu dili kullanmayalım. Bunlar münferit olaylar mı sistematik olaylar mı?

Konuşmacı 12 (Kadın): Konuya erkek şiddeti sorunu derken tek tek erkekleri kastetmiyoruz. Bu erkek egemen sistemin sorunu. Erkeklerde her ne kadar kadın haklarını destekliyorum dese de erkek egemen sistem erkeklere avantaj sağlıyor. Kadın istihdam oranlarını biliyor musunuz? Türkiye’de %24 25 arasında gidiyor. Avrupa ülkerinde çok daha yüksek bu oran. Biz Kuzey Afrika, Ortadoğu ülkeleriyle aynı kategorideyiz. Ben bir işe başvurduğumda kadın olduğum için kabul alamıyorum. Gece evime dönerken kadın olduğum kıyafetimden dolayı fiziksel sözlü tacize uğruyorum. Erkeklerin hiçbiri tacize uğramadan evlerinin yolunu tutuyor. Kadınlar olarak çocukluğumuzdan beri erkeklere her türlü hizmeti vermek için yetiştiriliyoruz. Kadının içinden geliyor deyip erkekler evişlerinin peşinden koşmuyorlar. Erkek egemen sistemden tek bir erkek bile azade değil. İstediğiniz kadar kadınların yanında olduğunu söyleyin, ama bu sistem size avantajlar sağlıyor. Tecavüz ve cinayet ıssız bir yerde değil hayatın içinde oluyor. En yakınımızdaki erkeklerden geliyor bu cinayetler, taciz ve tecavüzler… Kim bunlar? Kocalar, babalar, patronlar, erkek arkadaşlarımız. Kaç erkek sevgilisi eylemde dirensin diye “çocuğa ben bakayım, yemeği ben yapayım.” dedi. İşe kendimizden, en yakınımızdan başlamak bu işin en önemli çözümü.

Konuşmacı 13 (Kadın): Kadına yönelik şiddete değinmek istiyorum. Çok fazla safhaları var. Son noktası ölümle sonuçlanabiliyor. Kadın hep yalnız. Hükümet kadını o zaman da önemsemiyor. Kadınlara koruma kanunu diye bir kanun var. Bu kanuna göre yetkililer koruma veriyor ama; öldürülen kadınların çoğu da koruma altındaydı. Kadınlar karakola gittiğinde “ölüm haktır, öl de kurtul” diyebiliyorlar. Devlet kadınlara sahip çıkmıyor; bu uygulamayı yapanlar ceza almıyor. Sığınma evlerinin durumu kötü. Koruma kanunu var ama kadınların bunu suiistimal ettiği söyleniyor. Kadın şiddet gördüğünde bunu ailesi bile bilmiyor olabilir. Bazıları cesaret edip koruma istiyor ya da sığınma evinde kalıyor. Günde 5 kadın öldürülürken bu nasıl suiistimal edilebilir? Bu suiistimalin oranı nedir? Birkaç kişi suiistimal etse bile neden diğer şiddet yaşayanlar değil suiistimal öne çıkarılıyor? Cinayetlere dair bir açıklama duymuyoruz. Fatma Şahin bir konuşmasında cinayetleri haber yapan medyaya kızmıştı. Kadın o kadar yok sayılmış ki kadın cinayetlerinin haber yapılması bile istenmiyor. Medyada haber olmasın kimse duymasın diye düşünülüyor. El ele olmalıyız. Birlikte olmalıyız. Bir kadın şiddet görüyorsa bir erkeğin ablası annesi kardeşidir. Bunu erkeklerle değiştirmeliyiz.

Konuşmacı 14 (Erkek): Erkeğin kadınlarla ilgili konuşması ateşten gömlek gibi oluyor. Gezi’de yola çıktığımız radikal feminist arkadaşlar var. Bizi karşınıza alırsanız düşmanınız arkada kalır. Forumdan pek çok kişi gitti. Küfür yemeye gelmedik dediler. Kadınlar öldürülüyor. Erkekler de öldürülüyor. Devrim şehitleri erkekler. Erkeklere karşı örgütlenelim dememelisiniz. O zaman aşktan bihabersiniz demektir. Erkek senin sevgilin, eşin olacak. Biraz daha saygı istiyoruz. Bu konuşulanlar ağır geldi. Birini kırdıysam özür dilerim.

Konuşmacı 15 (Erkek): İlk kez forumda konuşuyorum. Geçenlerde Hendekteydim. “Gezi olaylarını uygun buluyor musunuz” dediler. “Evet” dedim. İnsanlar ağaçlar için birleşti. Belli başlı yerlerde bu tür olaylar çıkıyor. Kaybolan erkekler daha fazla. AKP’den Türkan Dağlı geldi, dolaştı, insanlarla konuştu. “Hükümetten memnun musunuz?” dedi. “Nasıl memnun olayım!” dedim. O zaman 3 çocuk haberleri yeni çıkmıştı. Çocuğumuza iş bulamıyoruz ki nasıl eş bulalım? Bu refah düzeyine göre biz bu çocuklara nasıl bakalım? Hoca hanıma konuştuğu kişilerin evlerine götürecek yemeği olmadığını söyledim. “Sizin döneminizde en fazla kadın cinayetleri erkek cinayetleri çıkıyor” dedim. İşsiz adamın çocuğu, evinde eşi olur mu? Hanımlar yeteri kadar korunuyor. Mesele hükümetin ekonomik düzeyi düzeltmesi. Ben Hataylıyım. Gezi olaylarında iki hemşerim öldü. Burada Mustafa Kemal’in portresi yok.  Bu hoşuma gitmiyor. Gezi’de ölenlerin anne baba kardeşleri Mustafa Kemal’in resmini burada görmediklerinde o zaman onlar da ölmüş sayılır.

Konuşmacı 16 (Kadın): Abbasağa’nın erkekleri çok alınganmış bugün bunu öğrendik. Bazı konuşmacılar da sert çıktı. Birkaç sorum olacak: Kadın cinayetlerini işleyenlere mahkemeler indirim veriyor. Namus ve ağır tahrik nedeniyle. Eşlerini aldatmaları gerekçe gösteriliyor. Sanki erkekler aldatmıyor. Erkekler hep taciz ediyor. Sokakta yürürken birileri gelip yanına sokulup “amını yalamak istiyorum” diyebiliyor. Bu beni rahatsız ederken erkekler niye buna karşı çıkmıyor. Buna sen niye alınmıyorsun?
Forumu dinleyenler arasında küfür etmemesi yönünde itirazlar gelir. Bazıları küfür etmediğini, yaşadığı tacizi anlattığını söyler. Moderasyon, katılımcıları konuşmacının sözünü kesmemeye davet eder.  

Konuşmacı 17 (Kadın): Ben bir erkek ve kız çocuk annesiyim. Benim için erkek ve kız çocuğumun bi farkı yok. İkisini de aynı seviyorum. İkisine de ayrımcılık yapmadım. Erkek küçük olduğu halde kız çocuğumu erkek çocuğuma emanet etmedim. Çok yankoş var. Anneler de hata yapıyor. Kız çocukları erkek çıocuklarına emanet edilir baba yoksa erkek çocuk baba yerine konar. Cocuklar ağlayamaz. Çocuk esirgeme yurtlarında çalıştım erkek çocukların gizli gizli ağladığını gördüm. Bu konuda kızlar daha rahat. Onların duygusal olmaları rahat. Erkeklere izin verilmiyor. Duygu sevmektir. Küçük bir çocuğun duygularını ifade etmesine izin vermezseniz yol alamayız. Erkek ve kız çocuklaın birbirine eşit olduğu bir toplumda yaşamıyoruz. Anne ve babaların etkisi var.

Duyuru: Mühendis-Mimar-Şehir Plancıları Grubu Beşiktaş’taki Kadıköy iskelesiyle ilgili eylemleri anlatır. İlki B. Belediyesine iskelenin durumunu öğrenmek için verilen dilekçelerdir. Cevabını almaya bir hafta kaldı. Forumda verilen karar göre 1 Ağustos Perşembe günü 18.30’da bisikletlerle Beşiktaş Kadıköy iskelesi yolunda eylem yapılacak. Bu ulaşım hakkımızın engellenmesi anlamına geldiği için eyleme geniş katılım sağlamak çok önemli. Kaldırılan durağımızı, polisin kapattığı yolu geri almak istiyoruz. Perşembe günü bisikletliler, bisikleti olmayanlar eyleme çağrılıyor.
Başka bir duyuru Yedikule bostanlarıyla ilgili yıkımı durdurmak üzerine yapıldı. Bunun için 31 Temmuz’da Koca Mustafa Paşa’da buluşulacak.

Konuşmacı 18 (Erkek): Bir konuya çözüm bulmaya çalışıyoruz. Eleştiri içe yönelik yapılırsa kaos çıkar, eleştiriler dışa yönelik yapılmalı ve çözüm üretilmeli. Çözüm üretmede yetersiz kalıyoruz. Sorunların temelinde kapitalist sistem yatar. Kar üzerinden rekabet, bencillik, ahlaksızlık üretir. 12 Eylül öncesi şiddet, adli olaylar çok yoktu. Eğitimli, bilinç düzeyi yüksek insanlar vardı. Kadın erkek sorunu, kadın erkek eşitliği konusunda bir sorun yoktu. Kapitalizm ahlaksızlık ve suç üretiyor. İnsancıl yaşam tarzı kurmalıyız. Erdemli insan olmalıyız. Felsefi etik değerler çerçevesinde kendimizi donattığımızda bu eleştiriler ortadan kalkar. Dışa yönelik çözüm üretmeyi tavsiye ediyorum.

Konuşmacı 19 (Erkek): Biz erkekler, özeleştiri vermeliyiz. Erkekler olarak bu sorunları anlayamadık. Biz özeleştiri vermeden kadının durumunu anlayamayacağız. Bunun tarihi  bir arka planı var. Kadın, işçi sınıfından önce itaat etmeye düşürüldü. Kapitalist ulus devlet erkektir. Kadınlar mücadele eder. Feministlerin tanımladığı gibi bir erkek düşmanlığı değildir. SSCB’de de devrim yapıldı. Çok mu demokratik ve özgürlükçüydü. Değildi. Devletçiydi. Kadın orada özgürleşebildi mi? Kadın özgürleşmesi için esas olarak cins devrimi lazım. Buna karşı tedirgin olmayın. Kadınlar az bile söylüyor. Bu söylediklerimi feministlik sanmayın. Erkek kendini gözden geçirmeli. Bu tarihten biz de sorumluyuz

Konuşmacı 20 (Kadın): İlkel çağlarda sihir ve büyüye ilgi var ve kadının nasıl çocuk doğurduğu bilinmiyor. Bunun büyü ile olduğu sanılıyor. Kadının doğurganlığı anlaşılınca büyü bozuldu. Sonrasında, ordu-saray-tek tanrılı dinler egemen oldu. Savaşlar gelişti. Ataerkil toplum oluştu. Hamurabi kanunlarından itibaren kadınlar Tanrılara kurban ediliyor. Truva savaşında da karşı tarafa bakire kız bağışlanıyordu. Şikayet etmekten öte yapıcı olmaya çalışalım.

Konuşmacı 21 (Kadın): Son iki konuşmayla biraz rahatladım. Gerilmiştim. Neden? Abbasağa’da beş altı foruma katıldım. İlk kez bu kadar tahammülsüz bir müdahale gördüm. Gezi’deki dayanışmanın sonrasında da sürmesini isterim. Çok farklı ezme ezilme biçimleri var. Sınıfsal farklarımız, ulus, cinsiyet olarak farklarımız var. Erkek egemen cinsiyetçi sistem var. Gezi ruhu gerçekten varsa burada konuşan kadınların sözleri üzerine düşünülmesini talep ederim. Konuşan kadınlar ne demek istiyorlar? Ben benzer bir davranışı birine yaptım mı diye düşünün. Kız kardeşimi engelledim mi? Bir kadını giysisinden dolayı yargıladım mı? Kadınların sözlerini engelleyecek bir şey yaptım mı? O ne düşündü? Gibi soruları kendinize sorun.  Birbirimizden farkımız yok demeyelim. Çünkü bunu söylemek ezme ezilme ilişkisini önemsizleştiriyor, kadına yönelik şiddeti görünmez kılıyor. “Kadına bir şey olmuyor” derken şiddeti meşrulaştırdığımızı unutmayalım.

Konuşmacı 22: (Erkek) Kadınların kadın olmalarından kaynaklanan sorunları var. Onları dinleyelim. Sistem kadın ezilmesi üzerinden kurulmuştur. İlk işten atılan en son işe alınan kadındır. Evdeki işler de kadınların üzerinde. Ben evde bulaşık yıkıyor, yemek yapıyorum. Bizim evde kim erken gelirse sofrayı o kurar. Tek tanrılı dinler üzerinden kadıların kapatılmasına karşı çıkmalıyız. Başı örtüsüne karışamam ama dinler kadını kapatıyor. Kadın erkeği tahrik etmemek için kapanıyor. Erkekler kadınlara sadece cinsellik üzerinden bakmamalı. Aşk sevgi olmadan cinsellik olmaz.

Konuşmacı 23 (Kadın): Dil dayağına dikkat çekmek istiyorum. Cinsiyetçi ifadelere. Kültür Sanat çalışma grubunun bir çalışmasındaydım. Yandaki çocuklar direnişçilik oynarken bir sürü cinsiyetçi slogan atıyordu. Bahsettikleri eylemin, organların ne olduğunu bilmeden bu sözleri sarf ediyordu. Gezi’de kullanılan dile yönelik bir duyarlılık oluşmuştu. Ben bunu arkadaşlarımla konuştuğumda “aman feminist” yanıtını aldım. Gezi ütopyaydı, parklar gerçek hayat. Bu hayattan memnun değilim. Burada da dil dayağı var. Kıyafet görünüş gülümseme bile erkekler tarafından yanlış anlaşılıyor. Bizim kimseye verdiğimiz bir mesaj yok. Biz rahatsızlıklarımız söylediğimizde de tepkiniz “pist feminist” olmasın.

Konuşmacı 24 (Erkek): Kadınlar özeldir. Hükümetin kadına şiddeti hoş gördüğü söyleniyor. Bu hükümet aldığı oyun yarısını kadınlardan aldı. Buna nasıl yanıt vereceksiniz? Fahişeye giden erkekler suçludur dendi. Bu ülkede jigololar da var. O zaman kim suçlu olacak? Rusya’da kadınlara laf atılmıyor. Votka içip uyunuyor.

Konuşmacı 25: … Bu konuşmacı söz almadı.

Konuşmacı 26: (Konuşmanın ilk kısmı duyulamadı…) Ailemde akrabalar benim kız kardeşim hakkında ağza alınmayacak laflar söyledi. Bu beni çok sarstı. Annemi toprağa vermem ikinci yıkımdı. Babamla konuştum “ya akrabalar ya ben” dedim. Onları seçti. Ben babam öldü mü kaldı mı bilmiyorum. Kadınlar benim için candır.

Konuşmacı 27: … Bu konuşmacı söz almadı.

Konuşmacı 28 (Kadın): Kızıp küsüp ayrılan abiler amcalar niye bunu yaptı anlamadım. Karşı olduğumuz şey erkek ırkı değil; zihniyettir. Erkekler rahat büyürken kadınlara kıyafeti, davranışı vs üzerinden küçüklükten itibaren kendini kısıtlaması aşılanır. Kadınlar kıyafetlerinde, davranışlarında özgürdür. Bu toplum erkeklerden oluşmuyor. Kardeşinize sevgilinize, annenize nasıl davranıyorsanız etrafınızdaki kadınlara da öyle saygıyla davranabilirsiniz.

Konuşmacı 29 (Kadın): Cinsiyet ayrımcılığı hepimiz için geçerli. Herkes kendi kararını kendi verir. Türkiye İstanbul’dan ibaret değil. Dünya büyük şehirlerden oluşmuyor. Afrika’da zorunlu sünnet var. Anadolu’da çocuk gelinler var. Çocuk yetiştiren de kadın. Her kadın bunu yapmak zorunda değil tabii. Kadının bir duruşu olmalı. Şiddet kötü. Şiddeti durdurmak gerekir.

Konuşmacı 30 (Kadın): Forum notlarını yazdığım için daha önce söz alamadım. Serbest kürsü olunca pek konuya değiniliyor. Ben de birini seçeceğim. Bazı konuşmacılar feminizmden kötü bir şeymiş gibi bahsetti. “Yanlış anlamayın feminist değilim, beni feminist sanmayın” sözlerini konuşmalarında geçirdiler. Öncelikle feminizm kötü, korkulacak bir şey değildir. Tam tersine kadınlar ve erkekler için son derece özgürleştiricidir. Feminist bir yazar yıllar önce “Kadın doğulmaz, kadın olunur” demişti. Feminizm bize nasıl sistemin istediği ataerkil kadınlar olarak yetiştirildiğimizi gösterdi ve bunun değişebilir olduğunu, kadınların kendilerinden başlayarak, birlikte örgütlenerek cinsiyetçi sistemi nasıl dönüştürebileceklerini de gösterdi. Erkek de doğulmaz, erkek de olunur. Erkeklik de toplumsal olarak belirlenir. Erkeklerde de şiddet uygulayan, duygularını saklayan ya da duyguları bastırılan, kadınlara taciz, tecavüz eden adamlar olarak anılmak istemezler. Bu durumdan memnun değilsinizdir. Dolayısıyla sisteme alternatif, egemen olmayan bir erkeklik de yaratmak mümkün. Bu nedenle feminizmden korkmayın. Feminizm kadınlara da erkelere de bu rollerden çıkmaları için olanak sağlıyor.  Feminizmden kaçmak yerine bence feminizme daha çok yaklaşın diyebilirim.

Öneri (Erkek): Kadına değer verdiğimizi ve onu anlama çabamızı göstermek için erkeleri Taksim’e eteklerle bekliyorum. Taksime kadın kıyafetleriyle çıkalım diyenlerle bu eylemi yapalım.  Kadın kıyafetleriyle gezelim. Oylayalım mı?
Eylem önerisi foruma soruldu: Yarı yarıya onay verildi.

Forum 00.02’de sona erdi.

30 Temmuz 2013 Salı

Abbasağa Küçük Forum Notları (23 Temmuz)

Toplumsal Barış Atölyesi

Abbasağa Küçük Forum Alanı
Atölye için Çerçeve Önerisi
-   Barış sürecine karşı ikircikli bir yaklaşım var ve kaygılar dile getiriliyor. AKP’nin gündeme getirdiği bir proje olduğu için nasıl yaklaşılıyor?
-   Barış süreci yüksek siyaset düzeyinde ele alınırken toplumsal kesimler süreç hakkında yeterli bilgiye nasıl sahip olacak? Sürecin toplum tarafından içselleştiriebilmesi için dünyadaki diğer örneklerinden nasıl fayladalanabiliriz? Abbasağa forumundan nasıl öneriler çıkabilir?
“Bu çerçeve katılımcılar için uygun mu” diye soruldu. Yoksa herkes söz alarak teker teker mi konuşsun? Çerçeveye dair itiraz gelmedi.
“Konuşmacılara süre sınırlaması olmalı mı” diye soruldu. Süre sınırlaması olmamasına karar verildi.
Sürece dair çeşitli kesimlerden, foruma katılanlardan ne tür kaygılar ve eleştiriler yükseliyor?

Katılımcı-1 (Erkek): Sadece AK Parti açısından değerlendirmek doğru olmaz. Savaşan güçler bunu değerlendirir. Bunu özgürlük mücadelesi veren bir hareket başlatmış, haklarla ilgili pazarlık yapmaz. “Mücadele politik ve demokratik kanallarla yürümeli” diyor. Kitleler buna yanıt veremiyor, demokratik eylem ve mücadeleyi geliştiremiyoruz. BDP’de çalışıyorum. Bizde de tartışılıyor. “Askeri güçler çekilmemeliydi” diyenler oluyor. Bu siyasete hazır olmadığımızı gösteriyor. İşi silahlı güçlere havale etmeden siyasal yollarla çözmeliyiz. Gezi ve Lice eylemleri demokratik eylemlerdir ve bu dönemin ruhudur. AKP kendine göre düşünecektir. Halklar ve demokrasi güçleri olarak demokrasiyi geliştirmeliyiz. Forumlarda sorun yüzeysel tartışılıyor. “Kürtler geziye geldi mi gelmedi mi” üzerinden bir yere varılamaz. “Diren Lice Gezi seninle” demek önemliydi. Kaygılar var. Ama burada bir pazarlık yok. Geçen gün burada vicdani redciler tartıştı. İP’liler Sarıyer parkına gelip resim asmak istediler. “Kürtlere bir şey yaptırmayız” diye platformda konuştular. Ama platform bu tarz sözlerin yükselmesine izin vermedi. Sorun Kürt meselesine gelince ırkçı düşünceler öne çıkıyor. Milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı çıkmalıyız. Demokrasi güçleri ellerinden geleni yapmaz ve örgütlenmezse bir sonuç alınamaz. “Demokratik ulus” -Milliyetçi ulusa karşılık olarak- nedir? İtaat etmemiz isteniyor, bunları tartışmadan, bilince çıkarmadan yol alamayız. Devlet sıkışmış durumda. Faydacı davranıyor. Türk ve Kürt halkı ortak yönlerini geliştirerek “Demokratik Ulus” temelinde biraraya gelebiliriz. Süreç heba olmamalı yoksa savaş başlar.

Katılımcı-2 (Erkek):  Doğu’ya hiç gitmedim, oradaki hayatın nasıl geçtiğini bilmiyorum. Aşiret sisteminin kitleleri etkilediğini okuyorum. Aşiret sistemi hala orada geçerli mi nasıl yürüyor? Aşiret liderleri de kendi gücünü artırmaya çalışıyor. Urfa PKK’nin giremediği tek şehirmiş. PKK’ya destek vermeyince Bucak aşiretinin 10 adamı kaçırılmış. Bunlar doğru mu, bilmiyorum. Aşiret reisleri devletle anlaşıp olayı kendi çözmüş. Aşiretler sorunu çözülmeli, nasıl çözüleceği de barış sürecinde tartışılmalı? Yaşayan halk ne istiyor?

Katılımcı-3 (Erkek): Kürdistandaki sosyolojik yapı değişti. “Aşiretler var, halk kandırılıyor” algısı değişti. Bu soru konuşulmalı.
Süreçle ilgili kırılganlıklardan biri kaygıları görmemek. Bu kaygıların üzerine gitmek ve açık net olarak  konuşmak gerekiyor. Alevilerde şu kaygı var: “Türk-İslam ittifakı oluyor da dışında mı kalıyoruz.” Bunu konuşmak üstünü örtmemek gerekir. Bunlarla bağlantı kurulmalı. Kürtlerin, “Yıllarca verilen mücadele sonunda en şanslı dönemi elde etmişken neden barışıyoruz. Bu kadar avantajlıyken neden çekiliyoruz, onlar çekilse bizi kim savunacak” kaygılarına yanıt üretilmeli. Sürecin kırılganlığını ortaya koyan  mekanizma ve diyalog alanları oluşturmalıyız.

Katılımcı-4 (Erkek): Biz örgütlü insanlar değiliz. Gezi’ye de bireysel katıldık. Süreçle ilgili şunu söylemeliyim. Konuyla ilgili bilgili değilim. 31 Mayıs - 1 Haziran tarihlerinde Gezi’yle ilgili olumsuz dönüşler aldık, BDP’li tanıdıklarımızdan. Barış sürecine zarar vereceğini düşünüp bizi tenkit ediyorlardı. Bu nedenle biraz sinirliyim. Üniter devlet toprak bütünlüğü benim için önemli değil. Ama bu süreçle ilgili samimiyetsizlik var bence. 30 yıllık geçmişi olan silahlı eylem grubu var. 30 yıldır silahlı müacadele eden bir örgüt nasıl bir anlaşma oldu da silahı bırakıp geri çekildi. “AKP samimi, demokrasi geliyor” demekle bu olmaz. “Ne oldu, bunu söyleyin” diyoruz, kimse ortaya koymuyor. Ne vaad edildi; demoktaik özerklik mi? Bu sürece bundan dolayı karşıyım. AKP yaptığı için zaten karşıyım. Kesin bir hesap ve samimiyetsizlik vardır. Olayda hiçbir şeffaflık yok. Örgüt vaat almadan silahı bırakmaz; anlaşma yapılmış olmalı.

Katılımcı-5 (Kadın): Kaygılar, Kürt tarafında da var. Barış için kadın girişimi olarak Dersim ve Lice’ye gittik. Medeni’nin öldürüldüğü yere gittik. “Kalekol”lar her yere inşa ediliyor. Halkın barış sürecine güven duymamasına yol açmış. Dünyadaki tüm barış süreçlerinde görüldüğü üzere, bu süreçler toplumda ne kadar hallolmamış, yüzleşilmemiş korku ve travma varsa onu gün yüzüne çıkarıyor. Parti politikalarını konuşarak barış sürecini anlayamayız. “Halk” denilen şeyi Gezi gösterdi.Barış süreci başlar başlamaz “şimdi demokratikleşeceğiz” diye bir beklenti var. Nasıl niyet ederlerse etsinler “toplum” diye bir şey var. Barış için Kadın Girişimi (BİKG) buradan çıktı. Kadınlar savaşta neler yaşadı, buna baktık. Kadınlar “düşmanı yok etme” biçimi olarak kullanıldı. Tacizler / tecavüzler bir savaş yöntemi. Savaşta kadınların başına gelenler toplumun dokularına işler. Önce kadınların neler yaşadığına bak -bu gündelik hayat. Eğer o kadınlar barışmak isterse barış o zaman toplumsallaşılır. Yüzleşmeler, hakikatler gündeme gelir. Batının ve Doğunun kaygıları ayrı ama kadınların kaygıları iki tarafta da çok benzer. Bu süreç kadınları dahil etmeli. Bu bağlamda iş yapmaya çalışıyoruz. Kendi barış nosyonlarımızı geliştirmezsek savaş kaygısı artar. Barış kırılganlaşır. Gizli travmalar çıkıyor. Türklerin travması “Sevr, bölündük / bölüneceğiz”, Aleviler de “kesildik / kesileceğiz”. AKP için ise Gezi “28 Şubat”. Kürtler travmalarını siyasete evrilttiler. Kırılganlığın nereden kaynaklandığına bakalım. Toplumun gücünü görelim. Barışın ne demek olduğunu konuşalım.
İstekler: Kalekolların kaldırılması, güvenlik reformu yapılması. Güven sağlanması çok önemli. KCK tutukluları serbest bırakılsın. Ovada siyaset yapacaksan siyasetçiler içerde olmamalı.
Toplumun gerçek temsilcileri süreçte aktif olmalı. Bazen bir lider barışı götürmüş. Bunun yanında başka şeyler de olmalı. İki kişi konuşur ama etrafında dağlar var. Belirli taleplerle bu sürece dahil olunmalı. 1325 BM kararı “kadınların barış süreçlerinde aktif özne olmalarını” ister; bunu savunuyoruz.

Katılımcı-6 (Kadın): BİKG ile Lice’ye gittim. Kürtlerin, devlete güvensizliği var. Sacece AKP’ye değil devlete karşı güvensizliği var. Yıllardır verilen sözlerin tutulmayıp ölümlerin olması sebebiyle bu güvensizliği en çok onlar hissediyor ama Kürt Hareketine güveniyorlar. Silah bırakma yok, geri çekilme var. İnsanlar yalnız bırakılacağını düşünmüyor. Lice’ye gittiğimde herkesin ne kadar Hareketle içiçe olduğunu gördüm. Her ailenin kayıpları var. 70 yaşında bir kadın “Ben de PKK’yim” diyor. Kendi hareketi. Lice’de ciddi bir özdeşlik gördüm. Kadınlardan kaygılarını dinledim. Onları anlatayım. Geri çekilmeyle gelen asker ve polisteki korkusuzluğu anlatıyorlar. “Şimdi çekinceleri kalmadı. Silahlarla gündelik hayatımıza giriyorlar” diyorlar. Taciz ve tecavüzlerin artma korkusu var. Polis evinin önünden geçerken laf atıyor, balkonuna çamaşır asmak için çıkmaya korkuyorlar. Gerilla, sosyal hayatı düzenleyen bir kuvvetmiş. “Erkekler bize bir şey yapamaz, onlar varken” diyorlar. Kadın gerillaların olması da kadınlara bir güvence olmuş. Askerlerin cirit atma hali korkutuyor. Beşiktaş’ta da polislerin bu kadar yayılması beni rahatsız ediyor. Onlar kat be kat yaşıyor. Lice iki kere yakılmış. İlk yakılan ilçe. Evler topa tutulmuş. Evlerin nasıl yandığını, çocuklarını nasıl kurtarmaya çalıştıklarını anlatıyorlar. Orada yaşayanların bir “katliam tarihi” var. Kalekollardan rahatsızlar. Medeni’nin öldürüldüğü Kalekol için “Katil Kalekol” diyorlar. Daha öncesiyle beraber 5 sivil ölmüş. Asker gördüklerinde insanların aklına yaşadığı katliamlar geliyor. “Sıcak havalarda damda yatamıyoruz, gözetleniyoruz” diyorlar. Prefabrik evde yaşıyorlar çünkü yakmalardan sonra bir ev yapılmamış. “Affedemem, nasıl affedeyim” diyorlar. Tecavüze uğrayan kadınlar hayalet gibi geziyor. Kalekol ve askerler, gerillanın boşalttığı alanı dolduruyor. Barajlar yapılıyor. Barajlar geçiş – geri dönüş yollarını kapatmak için yapılıyor. “Güvenlik barajları” diyorlar. Irmaklar nehirler kalmamış.

Katılımcı-7 (Erkek): Savaşın nedeni ekonomik temele daynıyor, yatırım yapılmamış. Bu ezilmeler ekonomiden kaynaklanıyor. Neden böyle?

Katılımcı-6 (Kadın): Bence ekonomik temelli değil. Öyle düşünmediğim için sorunuza cevap veremem. Belki bu eksende başkalarının yanıtı vardır.

Katılımcı-8 (Erkek): Kalekol yapılıyordu, Lice’de. Bu, Barış Süreci’yle tezat oluşturmuyor mu? Liceliler ne düşünüyor? “Kalekol inşaatı var” deyip, kestirip atıyorlar mı?

Katılımcı-5 (Kadın): Bu durum, güvensizliğin nedenlerinden biri. İnsanlar savaşın tekrar başlamasını istemiyor. Şu an cenazeler gelmiyor, “gelmemesi için bu umuda sarılırız” diyorlar. Kestirip atmak kolay değil!
Barış süreci nedeniyle AKP’ye tamamen sıcak bakmıyorlar. Erdoğan’a ciddi eleştirileri, kızgınlıkları, kırgınlıkları var Ancak cenazelerin gelmemesi çok önemli.

Katılımcı-9 (Erkek): Kürtlerin ne dediğini başkalarından dinliyoruz. Medya yerine KCK açıklamalarını dinlemek zorundayız. Filistin – İsrail meselesinde başka tarafları dinliyoruz. Ama Kürtleri, Kürtlerden dinlemiyoruz. Bu eksikliği tamamlamak zorundayız. “Kürtler aşirettir, geri kalmışlardır” deniyor. Bu bizi niye ilgilendirir. Öyle olsa bile özgürlük mücadelesi veremezler mi? Başka halkları değil ama Kürtlerin geri kalmışlıklarını konuşuyoruz. Kürtlere olan ön yargılarımızdan sıyrılacağız. Kürtler masaya AKP ile değil TC ile oturuyor. Daha önce defalarca oldu. Barış süreci yıllardır gündemde. PKK’yi terör örgütü gören devlet nasıl oraya oturdu? Bunu sorgulamalıyız. Kim, hangi hakla “kürtler barışmamalı, silah bırakmamalı” diyor. Bunu söyleyenler, Kürtlere “barış masasına oturmayın” diyenlerin hükümetle başka hesaplaşmaları olmalı. Latin Amerika mücadelesini gören sol gruplar yanındaki Kürtleri ya hiç görmüyor görse de “hiç görmesiydiniz” diyesiniz geliyor. Önce Kürtlerin ne dediğine bakalım.

Katılımcı-10 (Erkek): Yöntem sorunu var. Toplumun tüm kesini ilgilendiren bir konu da “biz karar verdik, oldu” deniyor. Toplumla tartışmadan olmaz. Alınacak kararlar geleceğimi etkiliyor. Masada neler konuşuluyor? Bunu söyleyebilecek olan var mı?

Cevap: (Katılımcı -Erkek):  TMK kalksın, Anadilde eğitim hakkı verilsin, seçim barajı kalksın vb konularda görüşme ve taahhütler var. KCK’lilerin anayasa değişmeden de bırakılma ihtimali var. Silahla artık iktidar alınmıyor. Siyasal kazanımlar AKP istese de olacak. Halkın ne yapacağı önemli. Silahlı mücadele artık olmayacak. Özgür yaşamı yeniden inşa etmeye dayanacak hareket.  Devlet PKK’yi iyi tanıyor. Basit yaklaşamaz. Hükümet, devletin tümünü temsil etmiyor. Öte yandan uluslararası güçler de dahil. İsrail’in özür dilemesi tesadüf değil. Somut şeyler konuşuluyor ama barışı halklar getirir.

Katılımcı-11 (Erkek):  Kaygılar not edilmeli. Ortak direnişin parçası olarak bu parkta toplandık. Nasıl devam edebiliriz?

Katılımcı-12 (Erkek): İzmirliyim, Bergama’da doğdum. Bir Kürt arkadaşım olduğu için babamdan yediğim tokatla Kürt sorununu öğrendim. Bunun üzerine okudum. Tarihçiyim. 1990-2000 arası öğrenci hareketi içinde süreçleri izledim. Barış kendinden menkul bir şey değil. Masaya birileri oturduğunda başka bir süreç örgütlenir. Barzani ile Talabani yıllarca çatıştı. Barzani’nin yönettiği bir süreç var. Barış uluslararası siyasetle ilgili. 30 yıl yenişememe durumu oldu. Kürtler göç ettirildi. Türkiye sorunu haline geldi. Ege’de bu konu saatli bomba gibi.Her barış dendiğinde Ege’de ırkçılık milliyetçilik artıyor. İzmir’de,  Balıkesir’de Kürtlere saldırılar oluyor. Batıdakiler sürece önderlik edip halka anlatmalı. Seçim öncesi barıştan bahsedip mevzi kazanmaya çalışıyor, AKP. Sonra saldırıları yoğunlaştırıyor. Kalekol inşaatları buna neden olabilir. Kürtler Marksist bir yerden bakmalı. Yalçın Küçük ideologtu şimdi Ergenekondan içeride. Doğu Perinçek de öyle. Sağa savruldular. Ulusal çerçeveden bakmak hata yaptırır. 1920 Bakü Halklar Kurulutayı çok önemli bence. Ben Kurultay metnini okudum ve önemsiyorum. Sizlere de tavsiye ediyorum. Bugün tartıştığımız sorunlara onlar o zamandan iyi bir yaklaşım göstermişler. Şu anda NATO ve BM üzerinden bakarak Barış Sürecine don biçiliyor. Bakü Halklar Kurulutayında Ermeni, Kürt, Türk meselesi çok net olarak tanımlanıyor. Kıtasal bakmalı. Etnisiteler üzerinden tartışıyoruz. Barış kültürünün oturmamasının nedeni bu. Süreci, sokak değil Obama ve petrol tekelleri belirliyor.
Barış süreci neden yukarıdan gidiyor? Kapalı kapılar ardında yürümeyeceği ortada. Orada bir aksama olursa insanlar ölmeye başlarsa bunun önü nasıl alınacak. Tartışmanın bu eksenden ilerlemesi gerekiyor.

Katılımcı-13 (Erkek): Önerilen resim şu: İki taraf masa başında gizli anlaşmalar yürütüyorlar.  Bu resim yanlış. Gezi’nin kattıklarını düşünelim. Kimse 31 Mayıs’ı hayal edemiyordu.  Masadakilerin ön göremedikleri bir sürü olay var. Müzakereler 90’larda başladı. Özal’la başladı. Ama ne zaman hükümet değişse yeni bir hal aldı. Son olarak  “Oslo Süreci” bir yere gidemedi. 2 kişi otursa aşamalarla yol haritası çıkarsa da yapacaklarının sonuçları net değil. Ortadoğu’daki değişiklikleri, örneğin Mısır’ı kimse ön göremiyordu. Sen adım at onlar da bir adım atsın. Çekilme bu adımlardan bir tanesi. Karşı tarafın yasal düzenleme yapması bekleniyor. İki taraf da tam olarak birbirine güvenmiyor. Resim yok süreç var. İki aşamadan oluşan 1- Demoktarik siyaset yollarının açılması. 2- Bu çalışmaların başlaması.
İç savaşın ne olduğunu insanlar bilmeyince bir sürü yalan hakikatle hayatlar sürüyor. Peki, süreç nasıl toplumsallaşacak? Birleştirici tek nokta var. Otorite karşıtlığı Gezi’dekileri birleştirdi. Şimdi seçim barajı tartışması etrafında biraraya gelinebilir. Gezi direnişinin taleplerinden koparmadan seçim barajı mücadelesi birleştirilebilir. Bunun için sokakalara çıkılmalı.  Önerim barışı toplumsallaştırma adımlarının siyasi kampanyalarla yürütülmesi. İnsanlar yanyana gelip konuştukça birbirine değiyor.

Katılımcı-13 (Kadın): Sadece seçim barajına indirgenmesi doğru değil. Seçim sistemi, Siyasi partiler kanunu komple tartışılmalı.

Duyuru: Yarın 13.00’da Şişli Camii’nde başlayıp fabrikaya kadar yürüyecek olan Kazova Tekstil işçilerinin eylemi var. Buraya bir destek talebi var. İlgilenenlere duyuruldu.

Katılımcı-14 (Kadın): 90’ların hayaleti bölgede dolaşıyor. Gündelik ilişkileri çok belirliyor. Ekonomik mesele diye okumak pek çok şeyi ıskalar. Toplu mezarlar açılıyor. İnsanlar yakınlarının akıbetini bilmiyor, ölülerini bulup gömmek istiyor. İnsanlar kemiklerle beraber yaşıyor. Geçim kaynağı hayvancılık ama yaylalarına gidemiyorlar. Hayatta kalmaları için gerekli olan minimumlar sağlanmış değil. Terörle mücadeleden kaynaklanan zararların tazmini için  AİHM davaları açılıyor; hala devam ediyor. Cüzzi tazminatlar olunca köylerine dönemiyorlar. Büyük kentlerin çeperlerine tutunmaya çalışıyorlar. Yoksulluk Kürtleşiyor. Öncelikler çok farklı.

Mesele egemenliğin nasıl paylaşılacağı. Kürtler defalarca taleplerini ifade etti. Devlet Kürtlerden ne istiyor ve bunu nasıl bir reçete ile çözecek? Kürtler demokratik özerklik istiyor. Bunla ilgili birçok yazı yayınlandı. Kürtlerin talepleri aşikar ama devlet anayasal hakları vermek için bir irade ortaya koydu mu? Buradan nereye evrilebilir? Barış annelerinin de dahil olduğu bir komisyon oluşturup forum yapalım. Ama önyargılarımızı kırmaya çalışarak gelelim. Dokunmak zor değil, Gezi bize bunu gösterdi. Cumartesi Anneleri her cumartesi toplanıyor.

Katılımcı-15 (Erkek): BGST BİA’nın üyesiyim. İçinde olduğum bir mesele. Epey kaygı ifade edildi. Alevilerin kaygıları var. Ulusalcıların bölünme kaygıları var. Kürtlerin kaygıları var –maruz kaldıkları muazzam adaletsizliklere rağmen. AKPlilerin de kaygıları var. Biz bir barış derneğinde ya da siyasi parti de biraraya gelmedik. Gezi’nin sonucu olarak bir parkta biraraya geldik. Direnişi temsil ediyoruz. “Nasıl bir sorumluluğumuz var” diye bakıyoruz. Vicdani sorumluluğumuz var. 10 yıllardır süren savaş ve 50 binle ifade edilen kayıp ve başka suçlar var. Süreç devam ederse ölümler olmayacak. Bunu devam ettirmek için sorumluluğumuz var. Vicdan taşıyan bunu görmezden gelemez. Bir yaz gecesi İstanbul’un bir parkında biraya gelip bunu konuşmak yaşanan bu çatışmasızlığın bir sonucu. Bugün cenazeler gelse bunları konuşacak konsantrasyona sahip olamayız. Fiziksel tehditle karşı karşıya kalırız. Barışa karşı vicdani ve ötesinde sorumluluklar var. Kaygıları lafa kaldırıp “Barış, ama ...” lafını bırakalım. Halk olarak vatandaşlar olarak nasıl katkıda bulunacağımızın ayaklarını inşa edelim. Gezi açısından iki temel mesele olmalı:
1- Kentsel yaşam hakkı ve doğal kaynakların talen edilmesinin önüne geçmek
2-     Barış ikliminin daimi kılınması için çalışma yapmak.
Gezi’nin bu iki konuyu öne çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Söz alacaklar bu konuda katkıda bulunursa iyi olur. Direnişin içindekiler olarak sürece nasıl daimi katkı verebiliriz. Komisyon kurma, parkları gezme ...vs.

Katılımcı-16 (Erkek): 84’te liseden mezun olduğumda Şemdili Eruh baskını yapıldı. 30 yıldır sürüyor ve insanlar kayıp veriyor. Buna rağmen bu iş niye toplumsal tabanda değil de yukarıda çözülmeye başlandı. TC Devleti, kendini demokratik bir aşamada değiştirmedi. “Kürtler teröristir, bölmek istiyor” dendi. Kürt Hareketi batıya seslenemedi. Ama Türkiyelilerin içinde de bir barış hareketi çıkmadı. Vietnam Savaşında, sivil hareketler Amerika’da savaşın gerçek yüzünü açığa koymaya çalıştı. Türkiye’nin batısında böyle bir barış hareketi çıkmadı. Kırılgan bir gidişat var. Önemli olan halkların barışması. Türki kesim bunu duymak istemiyor.
Anadile kulaklar kapalı çünkü onu terör retoriği içinde duyuyorlar. Bu terör retoriğini nasıl kırarız. Bu süreç bir fırsat sundu. Silahlar konuştukça bunlar konuşulamaz. Medyanın yüzünü Gezi’de gördük. Yıllarca “Kürtler teröristtir”i işledi. Bu hakim algı insani yönden kırılabilir. Deneyimler var. Güneydoğu’da askerlik yapanlarla konşmamız önemli. Askerlik yapanlar travma yaşıyor. Biz bir barış çalışması başlatalım. Savaş “Gazi”si biri gelip yaşadıklarını anlatsın. Süreç toplumsallaştığı oranda toplum sürecin şeffaflaşması için baskı yapabilir. Yüksek pazarlıktan aşağı inecektir. Dayanışma sorunu olması gerekir. Kürtlerin neler yaşadığı bilinse daha farklı olur. Medyanın tavrı değişse gerçekleri gösterse insanların tavrı değişebilir. Kaygılar ortaya çıksın ki tartışıp çözüme gidelim. Biz hep yüksektekilere bakıyoruz. Aynı sorular benim de aklımdan geçiyor. Bunu bırakıp topluma dönsek adım atılır. Kürtler de hak ihlalleri yaptı bunların bilinmesi görülmesi önemli. Başka yol göremiyorum.

Katılımcı-17 (Kadın): Tanıklık ve hikaye dinleme üzerine konuşacağım. Kadın hareketi deneyimi, buluşma platformalarıydı. Biraraya gelerek empati kurmayı kadın hareketinde öğrendim. İlk önce ne olduğunu dinleyerek başladık. Barış anneleri hikayelerini anlatıyordu. Şehit annelerine ulaşmak zor oluyordu. Devlet baskısı vardı şehit ailelerinin üzerinde de. Tanıklıkları dinleyerek, yaşadıklarını bilerek birbirimizi etkileyeceğimize inanıyorum. Bunlar farklı parklara da taşınabilir

Katılımcı-18 (Erkek):  Amerika’da, Vietnam’dan dönen gaziler yaşadıklarını anlatıyor. Bu çok önemli oluyor. Bugüne kadar medyadan olanları tek taraflı öğrendik; “orada teröristler var, ülkeyi bölmek istiyorlar” denip kapılar kapatılıyor. Bu duvarlar yıkılmalı. İnsanlar ne olduğunu öğrenmeli. Ordu ve PKK’nin hak ihlalleri bilinmeli. Güney Afrika’da “Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu” deneyimi var. Bu ihlaller bu komisyonlarda ortaya çıkarılabilir. Duvarlar nedeniyle ne olup bittiğini bilmiyoruz. “İnsanlar diğer tarafı da dinlemeli” deniliyor. Bi zahmet bakamıyor, insanlar. Bu tür tarafsız kanalları oluşturmak lazım. Biz bu kanalları nasıl oluşturabiliriz? Eren Keskin kitabında yüzlerce tecavüz vakasından bahsediyor; mahkeme belgeleriyle beraber. Bunu çalışmaları, kaynak ve kanalları nasıl çoğaltabiliriz. Duvarları nasıl yıkıp oraya bakmalarını sağlarız? “Bakın, o tarafıda dinleyin” demek yetmiyor?

Katılımcı-19 (Kadın): Kürt meselesini ilk Şemdinli’de, gidip görerek öğrendim. Giden heyetin içindeydim. Batı’dakiler oradaki durumu anlayamıyor. Şemdinli’den sonra çok kez Diyarbakır’a gittim. Burada eşitsiz bir durum var. Bunu uzun zamandır insanlar görmek istemiyor. Anadilde eğitim temel bir hak. Bundan yoksun olmak olamaz. Eğitimciler, aydınlar bunu göremedi. Çok farklı iki anlayış türü var. Gezi direnişi dönüm noktası. Herkes birbirinden çok şey öğrendi. Demokrasi isteyen bu direniş, önemli nimetler sundu. Tanıklıklar ve yüzleşme meselesi önemli. Büyük ihlaller oldu. Çocuklara tecavüz edildi. Bu biliniyor. Her mahallede forumlar ve yüzleşme süreçleri yaşanmalı. Tanıklıklar çok önemli, yol gösterir.

Katılımcı-20 (Kadın):  Kürtler, politik açıdan bizden başka seviyede. Türklerin kaçı barıştan bahsediyor. Neden; bilmiyoruz? Ailede, derslerde pompalanan bir milliyetçilik var. Bu bir zehir. Annem çok merhametlidir ama Kürt öldüğünde “iyi olmuş” der; “Öcalan katil”, “Kürtler terörist”, “ölmeleri önemli değil”... Ne olur da çözülür? İnsanlar böyle yetişiyor. Bölünme korkusuyla değer biçemiyor. Bundan arınmak gerekiyor. Elimizden geleni yapalım. Doğruyu bilirse insanlar, bir şey yapma ihtiyacı hisseder.

Katılımcı-22 (Erkek):  Tartışmanın başında insanlar kaygılarını dile getirdi. Yüksek siyasetin tartışması üzerinden yürüdü. Kimi destek verdiğini kimi karşı olduğunu söyledi. Bu kaygı verici. Önümüze gelen her konuda yüksek siyasetin bize sunduğu iki kutup oluşuyor: Ya yanındasındır ya karşısında. Bunun yerine sivil alanda topluma değen söylemlerin kurulmasına ihtiyaç var. İki kutuptan sıyrılan söylemler çıkmıyor. Barışa ihtiyacımız var mı yok mu? Bununla ilgili ne söylenmeli, üretilmeli? Örneğin “Akil insanlar” başarılı bir projeydi ama yetersizdi. AKP’nin kendi tabanına söyleyemediklerinin halka anlatılmasına dönük bir PR çalışmasıydı. Peki neden Gezi’nin kendi akil insanları yok? Niye barış eylemleri yapılmıyor, niye barış üzerine tartışmalar halk tabanında genişletilmiyor? Tanıklıklar ve Hakikat ve Uzlaşma Komisyonları önemli öneriler. Sivil alanda bu çalışmaları tartışıp çoğaltmalıyız.

Katılımcı-23 (Erkek): GD’de istihbarat askerliği yaptım. 2006’da. Batı Trakyalıyım. Antep’te askerlik yapacağımı öğrendiğimde korktum. Eğitimden sonra sınır hattını yürüdüğümü biliyorum. 36 bin kök kenevir yakaladık. Yakaladıklarımızla konuştuk. Bunun neden yaptıklarını sordum ya da neden silahlandıklarını? “Sen hiç babanın gözünün önünde dövüldüğünü gördün mü” dedi. “Anneme yazılan bir ağıtı dinlemesine söylenen asker tarafından dövüldü” dedi. Tecavüzleri gördüm. İnsanların neden böyle davrandıklarını anladım. Bir acentem vardı benim. Bir iftira yüzünden işimden oldum. Bana iftira edenler camilere gidip dua ediyordu. Ben Gezide karşımdaki Toma’da onların yüzünü görüp taş attım. İnsanların neden bunu yaptıklarını anlayabiliyorum. Annem de çok iyi biri. Her askeri törende ağlar karşı taraftan ölene sevinirdi. Ama onlar benim gördüğümü görmedi. Bize okulda kaybettiğimiz bir savaş anlatılmadı. İnsanların dayatılmaya karşı tepkilerini anlıyorum. Antep’te bir çocuk komutana “kaçakçılık” yaptığını söyledi. Kör bir karakola sürgün edildi. Günde 16 saat nöbet tutturdular. Öyle bitirdi askerliğini. 16 Şubat günü çatışmada aramızdan kurşunlar geçti. Nasıl ölmedim bilmiyorum. Oraya gidince anladım. Ben gerçeği oraya gidince gördüm ve oraya gitmeden önceki hayatım için onlardan  özür diliyorum.

Katılımcı-24 (Erkek): SYKP üyesiyim, HDK bileşenidir. Kürtler “Kendimizi anlatmaktan yorulduk” diyorlar. “Bizi dinlesinler” diyorlar. AKP, CHP ve MHP’ye bakıyorlar. Bu tabandan bir ses tepeden değil. Oyumu SSÖ’ye verdim. Biz onları tanırız. Bu yüksek siyaset değil yetki devridir. Onlar ne yaparlarsa bizim adımıza, bizim bilgimiz dahilinde yaparlar. CHP’ye oy verenler vekillerini bilmezler. Bizim açımızdan yüksek siyaset değil bu.