Bahçelievler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bahçelievler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2013 Salı

Bahçelievler Dayanışması Forum Notları (26 Temmuz)

Bahçelievler Dayanışması, 26 Temmuz günü programını daha önce kararlaştırdığı üzere, grevdeki işçilerimizle dayanışmak amacıyla; “İşçi Sorunları, İşçi Hakları ve Sendikal Mücadeleler” başlığı altında forumumuz başlamıştır. Forumumuzu, direnişlerinden haberdar etmek amacıyla çağırılan temsilciler arasında; Yurtiçi Kargo, Hey Tekstil, Enerji-Sen, Dev-Sağlık, THY çalışanlarına komisyon üyeleri tarafından ulaşılmış ve temsilci göndermeleri rica edilmiş, emekçilerimiz ise davete icabet etmişlerdir.

Bahçelievler Dayanışması Kültür – Sanat Komitesi’nin hazırladığı İşçi Tarihini ve Sendikal Mücadelelerin aktarıldığı kısa gösterimin ardından, moderatörlerimiz hazırlanan gösterim hakkında kısa bir özet konuşma yapmalarından sonra, forumumuza katılan temsilciler konuşmak üzere davet edilmişlerdir.

İlk olarak 423 gündür grevde olan Hava-İş Sendikasına bağlı, THY Temsilcisi konuşma yapmak üzere forum katılımcılarına takdim edilmiştir.

Bundan tam 423 gün önce, cep telefonuma gelen bir SMS ile bildirimsiz (tazminatsız) olarak işten çıkarıldım. THY çalışanları, rapor aldıkları gerekçe gösterilerek Verimsiz Çalışmaktan dolayı işten çıkarılmışlardı. Bu nedenle artık insanlar rapor almaktan dahi korkar hale getirildi. Ancak, tarihinde ilk defa 305 kişi toplu halde işten çıkarıldı.

Bir zamanlar, Tekel Direnişi vasıtasıyla gördüğüm çaresizliğin, direk içerisinde olduğumu fark ettim. İşten çıkarılmamıza gerekçe olarak yasadışı bir eylem gerçekleştirildiği belirtildi. Yasadışı eylem olarak gösterilen neden, bizim iş alanımıza getirilen grev yasağına karşı düzenlediğimiz basın toplantısı olarak gösteriliyordu. Detaylandırmak gerekirse, bu grev yasağı önerisi, havacılıkla ilgisi olmayan AKP Milletvekili Metin Kürekçi tarafından, bir torba yasa içerisinde meclise önerildi. THY çalışanlarının geniş çapta, iyi bir eğitimden geçirilmesi çok önemli olduğundan, “Eğer bu insanlar iş bırakırlarsa, istihdamı çok zor, bu yüzden biz bunların elinden grev haklarını alalım ki, grev yapamasınlar. Bizde bunları köle gibi çalıştıralım.” diye bu yasa meclisten geçirildi. Yasanın meclisten geçmesinin arından, Hava-İş Sendikası tarafından Atatürk Havalimanı’nda beş bin kişinin katılımıyla bir basın açıklaması yapıldı. Bu nedenle 305 kişi işten çıkarıldı ve bu haksızlığa tahammül edemediğimiz için bu direnişi başlattık.

Bizim isteğimiz herkesin hak ettiği ücreti alması ve çalışma koşullarının insani açıdan iyileştirilmesi. Havacılık kuralları kanla yazılır ve bu kurallar doğrultusunda çalışmamız gerekirken, hükümet tarafından atanan yönetimler tarafından – hiçbir söz hakkımız olmadan – alınan kararlarca çalıştırılıyoruz. Bu işi seven insanların, bizimde söz hakkımız olabilsin istiyoruz. Doğaya aykırı bir iş yapıyoruz, havada ulaşım sağlıyoruz. Zaten yapay oksijen kullanımına bağlı olarak, emeklilikten sonra kanser olma riski, bizim meslekte çok fazlaydı. Özellikle Fetullah Gülen’in okullarının bulunduğu yerler olmak üzere, birçok yere yeni hatlar açıldı ve bunların neticesinde az elemanla çok iş yapma, mesai saatlerinin arttırılması söz konusu oldu. Agresif bir büyüme olduğu halde personel sayısında sürekli bir eksilme var. Aşırı yorgunluğa bağlı beyin kanaması sonucu otel odalarında ölü bulunan arkadaşlarımız oldu. Vücuttan atamadığımız radyasyonlara genç yaşta kanser olma riski ile karşı karşıya kalıyoruz. Bunların cevabı olarak “Biz, sizin grev hakkınızı elinizden alıyoruz" diyorlar. Bahsettiğim basın açıklamasında da bunlar yazıyordu ve biz direndik, direnmemizin sonucunda ise grev hakkımızı kazandık.

Türkiye’nin her yerinden diren çığlıkları geliyor. Biz bunu 423 gün önce başlatmıştık. Bir direniş, bir hak mücadelesi varsa, haklarımız teker teker elimizden alınıyorsa bunun için mahkemeye gidip sadece işe iade alın demek yeterli değil, direnmek şart.

Şuanda THY’de bir grev var… “Ayda dört bin lira maaş alıyorsunuz, birde greve yapıyorsunuz” diyenler oldu ama bizim isteğimiz insanca çalışmak. 14 Mayıs gecesi “THY grevinin iptal edildi.” şeklinde bir haberle karşılaştık. Buda yandaş medyanın grev kırıcılığı çabası oldu. Uçaklar kalkıyor, hiçbir sorun yokmuş gibi göstermeye çalışıldı. Akabinde Çevik kuvvet ekibi bizi nöbet tuttuğumuz dış hatların önünden sürdü. Bunun nedeni ise çalışmaya devam eden THY işçilerini, etkilememizin istenilmemesiydi.

Hükümet ve maşaları birbirini çok güzel koruyor, kolluyor ancak biz işçiler olarak bunu yapamıyoruz. Bunu yapmamamız içinde tüm sistemlerini çok güzel kurmuşlar. THY Yönetim Kurulu Başkanı, Hamdi Topçu grevden bir hafta kadar önce “Şirketinizin adaletli, şefkatli kollarına geri dönün. Bakın dışarıda milyonlarca işsiz var, şimdi bir ilan versem buraya yirmi bin kişi başvurur. Aman, çalışma hakkınızı kullanın” şeklinde bir açıklama yaparak işçi literatürüne çalışma hakkı diye bir terim sokmuş oldu. Greve başladıktan sonra, bu grev yasal değil diyerek mahkemede oyalama sürecine girişildi. Grevdeki arkadaşlarımıza mobbing uygulamaya başladılar. Çağırılmalar, tehdit edilmeler yaşandı. İki bin işçi greve başlamıştı ve bunların bin tanesini, bu şekilde kandırarak, korkutarak işe başlamaya ikna ettiler.

305 kişinin tamamı, direnişe, greve korktuklarından dolayı katılmak ve haklarınız savunmak için dava açmak istemedi. “AKP çok güçlü biz onlara dava açarsak bize yaşam alanı bırakmazlar.” diye düşündüler ama zaten AKP size bir yaşam alanı bırakmadı. Geri kalan bin arkadaşımızla Genel Müdürlük bahçesinde direnmeye inat ettik artık. 15 gün sonra başlayan Gezi Direnişi neticesinde ise ne kadar doğru bir şey yaptığımızı, diğer şehirlerden ve gönderilen polisleri THY uçaklarıyla taşımak istemediğini söyleyen arkadaşlarımız sayesinde tekrar gördük. “Grevde olmasam bile halkının üstüne bu kadar gaddarca saldıran o polisleri taşımak istemezdim ve işimi bırakırdım” diyen birçok arkadaşımız var. Biz grevimizi yüz kişi başlattık, devam ederek bin kişiyi bulduk ve Gezi Direnişi ile milyonlara ulaştık. Tek çaremiz var direnmek, direnmek, direnmek. Tek kurtuluşumuz o. Bu nedenle forumlardan çıkacak kararlar çok önemli. Direnişin farklı yönlerini, yöntemlerini bulmak forumlarla, bu halkın kendisinden geçiyor. Sadece bir avuç insanın, bizleri istedikleri gibi yaşatmasına tahammül edemiyoruz-ki onların yaşam standartlarını biz işçiler sağlıyoruz. Biz artık bu insanların bizlere bıraktığı kırıntılarla yaşamak istemiyoruz. Eşit ve adil bir yaşam için yapacak tek şey var, o da; direnmek.

423 günü anlatmak kolay değil, çok dolu ve çok dertliyiz. Elimizden geldiğince gidebildiğimiz her alanda hakkımızı savunmaya ve anlatmaya devam edeceğiz.

Dev-Sağlık İş Temsilcisi,

Biz Dev-Sağlık İş Sendikası olarak başta güvencesiz çalışmaya, taşeron çalışmaya karşı uzun yıllardır mücadele eden bir sendikayız. Bu mücadele içerisinde gücümüzü hep fiili haklarımızdan, meşruluğumuzdan aldık. Hukukun ne dediği tabi ki önemliydi ancak bizim için asıl önemli olan çalıştığımız iş yerlerinde elde etmek istediğimiz haklardı. Taşeronlaştırma ya da güvencesizleştirme dediğimiz alan, günümüzde sadece bir takım yerlerde sınırlı değil; yaşam hakkımızı kullanırken, hayatın her alanınca taşeronlaştırmaya, güvencesiz çalışmaya, güvencesiz yaşamaya mahkum edilmiş olarak hayatlarımızı sürdürmemizi istiyorlar. Fakat Gezi Direnişi’ne omuz vermiş insanlar eskisi gibi yaşamak istemediğini ve eskisi gibi yönetilmek istenilmediğini açık ve net bir biçimde ortaya koydu. Biz Gezi Direnişi boyunca oradaki barikata taş taşımış, bu forumları düzenlemiş, bu forumlara katılmış insanlar olarak güvencesiz yaşamaya bizi mahkum etmek isteyenlere karşı bu direnişe bir tuğla daha koymaya, bir çivi daha çakmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bugün hastanelerde taşeron olarak çalıştırılan, sadece yeşil veya mavi giysiler içerisindeki temizlik işçileri değil. Oradaki bilgi işlem personelleri, tıbbi sekreterler, doktorlar, hemşireler hepsi, bu taşeronlaştırma çabaları içerisinde güvencesiz yaşamaya mahkum ediliyor. Bizde bu müdahalelere karşı örgütlülüğümüzü korumak zorundayız ve bu örgütlülüğü hayatın her alanında sağlamak zorundayız. Eğer bu örgütlülük sağlanmayacaksa hiçbir hakkımızı da alamayacağımızı söylemek istiyorum.

Çalışma Bakanlığı, toplu iş sözleşmesinin imzalanabilmesi için sendikalara bağlı bulunan işçi sayılarını açıkladı. Ocak ayında Devrimci Sağlık İş’in on binin üzerinde üyesi bulunmasına rağmen, Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı rakam bin iki yüz otuz dört idi. Bunun sorduğumuzda ise aldığımız cevap teknik bir mesele olduğuydu, yani üyelerimizin birçoğunun temizlik, turizm, inşaat gibi şirketlerce SSK’ya bildirimler yaptığı ve taşeron şirketlerce çalıştırıldığı söylendi. Ancak biz biliyoruz ki bu teknik bir mesele değil tamamı ile ideolojik bir meseleydi. Bu taşeron işçilerinin, sendikalaşma haklarının ellerinden alınmasıdır. Dün açıklanan bir mahkeme kararı ise, hastanede çalışan işçilerin SSK’ya bildirimleri ne olursa olsun sağlık alanında örgütlenme hakları olduğunu ve Devrimci Sağlık İş Sendikasına bağlı bulunduklarını belirtti. Çalışma Bakanlığı bu kararı uygulamadığı takdir de gerekirse hastanelerimizde, Çalışma Bakanlığı önünde meşru haklarımızı kullanarak bu hak ve taleplerimizi istemeye devam edeceğiz.

Bizler herhangi bir greve başlarken, hem sizlerin hem de bizlerin daha iyi ve daha güvenli, parasız bir biçimde sağlık hizmetinden faydalanabilmeniz - faydalanabilmemiz için greve gidiyoruz.

Daima söylüyoruz, taşeronlaştırmayla bizleri parçalayarak ve bölerek, bir arada kalmamızı, örgütlenmemizi ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Belki bizler bu taşeron sistem içerisinde evimize ekmek götürebilmekte zorlanıyoruz. İşe giderken cebimizde yol parasının dahi olmadığı günler olabiliyor ama iktidarın görmediği şöyle bir şey var; bizim hayatlarımız parçalanırken hastanelerde çalışan sağlık işçilerinin, hava yollarında çalışan işçilerin, direnen tekstil işçilerinin, Yurtiçi Kargo işçilerinin kaderleri birleşiyor ve bu kaderlerin birleşmesi Gezi Parkı’nda bir isyan ve cevap olarak ortaya çıkıyor.

Umutsuzluğa hiçbir zaman kapılmayalım. Bu sistem bizi ne kadar parçalarsa parçalasın, bizlerin hayatları parçalanırken kaderlerimiz ortak bir noktada daha sağlam bir şekilde birleşiyor.

Nakış - İş Temsilcisi;

Bu kadar bağımsız insanı bir arada görmekten dolayı mutluyum. Yirmi beş senedir bizi köle gibi, hiçbir sosyal güvencemiz olmadan çalıştırdılar. Nakış sektöründe çalışma süresi on iki saat olmakla beraber Pazar dahi çalışmaktaydık. Bir keresinde arkadaşlarımız bir cenazeye katıldıkları için tazminatsız işten atılmışlardı. 5 Mayıs’ta beş yüz kişi Yenibosna’da toplanarak haklarımızın gasp edilmesini ve uğradığımız haksızlıkları konuştuk. Bundan sonra fabrikaları dolaşarak, 1 Haziran günü üç bin beş yüz insanı bir araya getirdik. Çeşitli medya kuruluşlarına haklarımızın gasp edildiğini belirterek, direniş alanımıza davet ettik ancak sadece bir medya kuruluşu geldi. Bu sırada işverenlerimiz bir toplantı düzenleyerek hep bir ağızdan, haklarımızı vermeyi reddettiler. Bizlerde bunların neticesinde 3 günlük bir grev düzenledik. Bu üç gün neticesinde ise resmi ve dini, hafta sonu tatil haklarımız aldık, daha alacak çok hakkımız var.

Hiçbir sendikaya, oluşuma bağlı olmadan direnişimizi gösterdik. Bu nedenle, her semtten birer komite oluşturup, derneğimizi açtık. Bugün beş bine yakın üyemiz var. Öncesinde hiçbir sendikayı tanımıyorduk. Hangi sendika bizim yanımızda olur bilmiyorduk. Bundan sonra ise grevdeki arkadaşlarımızı ziyaret edeceğiz ve hep beraber direneceğiz.

Yurtiçi Kargo Temsilcisi;

Bizler bir sendikaya bağlı bulunduğumuz için işten atıldık ve tam 184 gündür direnişteyiz, yılmadık. Onurumuz için, ekmeğimiz için, insanca bir yaşam için mücadele ediyoruz.

Eylemimize dikkat çekmek için çeşitli eylemler yaptık ancak bunların içerisinde en önemlisi Fransa Konsolosluğu işgali idi. Bununla beraber Hava – İş Sendikası’na bağlı arkadaşlarımızla ziyaret ettik ve onlarla birlikte sabahladık. MNG Kargo direnişçilerini ziyaret ettik. Bunların ortak amacı ise mücadelemizi yükseltmekti.

AKP hükümeti boyunca işçileri ezdiğini, sömürdüğünü, sermayenin iktidarı olduğunu gördük. Bunun için bizler taşerona ve güvencesiz çalışmaya karşı mücadele edeceğiz.

Hey Tekstil Temsilcisi;

Biz, Hey Tekstil direnişçileri olarak üç aylık maaşlarımızın verilmemesi nedeni ile bir buçuk yıldır direnişteyiz. Hey Tekstil direnişi başladığında, şubat ayı neticesiyle soğuk hava şartlarından dolayı Aynur Bektaş ve Süreyya Bektaş “Zaten hava soğuk, fazla dayanamazlar” demişlerdi. Ancak öyle olmadı. Hey Tekstil direnişçileri haklarını almak için direnişlerini sürdürdü. Onur Bektaş sırtını AKP iktidarına ve CHP’ye dayamış, bu partilerin verdiği güvence ile bizlerin haklarını vermemekte diretiyor. Dört defa Hey Tekstil fabrikası önündeki çadırlarımız Çevik Kuvvet tarafından kaldırıldı ama bizler onurumuz, emeğimiz ve haklarımız için direnmeye sürdürdük, sürdüreceğiz.

Ayrıca Hey Tekstil patronunun üyesi olduğu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği önünde de dört ay boyunca eylemimizi gerçekleştirdik. Burada ise Çevik Kuvvet tarafından bizlere şöyle bir açıklama geldi; “Emir Başbakanlıktan geldi ve sizler artık burada duramazsınız.” Sokakların başına birer TOMA koyarak 15 işçiye karşı onlarca polisle birlikte, bizlere saldırdılar. Bütün bu gözaltılar ve baskılara karşı bizler direnişimizi sürdürüyoruz ve haklarımızı alıncaya kadar da sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü bizler haklıyız. Hey Tekstili, Hey Tekstil yapan biz işçileriz.

Polisler herhangi bir suç mahallîne dakikalarca sonra gidiyor ancak biz Aynur Bektaş’ın kapısına gitmeden, onlar bizden önce orada oluyor. Bizi bu süreçte suçlayan, mücadelemizi baltalayan sivil toplum örgütleri, sendikalar da oldu. Avukatlar açılacak olan davalarımızı fırsata dönüştürmeye çalıştılar. İşçi sınıfı onlarında cevabını er geç verecektir. Bir buçuk senedir direniyoruz. Biz bu direnişi haklı sebeplerimizle sonuçlandıramazsak işçi sınıfına borçlu kalacağız. Bu borcun altında kalmamak için inatla diyoruz ki; biz bu haklarımızı alacağız. Sendika temsilcilerinin konuşmalarının ardından forum katılımcıları söz aldılar. - Katılımcı: Bahçelievler Dayanışması olarak direnen işçilerimizi gönülden desteliyoruz. Bu yoğun süreçler içerisinde de kendilerini takip etmeye çalıştık. Yüzyıllardır işçi sorunları aynı temelden dolayı devam etmektedir. Gezi sürecinde de işçi sınıfı desteğini bizden esirgemedi.

- Katılımcı: Devletin niteliği bir aşama daha ortaya çıkmış oldu. Devlet, bir avuç zengin azınlığın devleti ve onların iktidarları eşliğinde yürümektedir. Bu bir avuç sömürgeciye karşı, gençlik olarak bu dünyayı yaşanılır kılan emeğin yanındayız.

- Katılımcı: Temsilcilerimizin direnişlerini saygıyla selamlıyorum. AKP’ye ve onun kurulu düzenine karşı başlattığımız bu direnişi siyasi, sosyal bir birliktelik içerisinde emeğe taraf yormalıyız.
Bahçelievler Dayanışması Forumu moderatörleri tarafından gerekli duyurular yapılarak 30 Temmuz Salı günü davetli konuklarımızla birlikte “Yandaş Meyda’ya Karşı Halkın Medyası” başlıklı gündeminde buluşmak dileğiyle forum bitirilmiştir.

Bahçelievler Dayanışması Komisyonu

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Bahçelievler Dayanışması Forum Notları (23 Temmuz)

Gündem; “HES’ler-Doğa ve Tarihin Talanı”

Foruma HES’lerle ilgili bir belgesel gösterimiyle başladık; ardından bu konuda bize bilgi vermek üzere gelen konuğumuz söz aldı.

Konuğumuz: HES kurulan alanlarda su belirli borular yardımıyla santrallere gidiyor ve bu yüzden o bölgede yaşayanlar sudan faydalanamıyor; bu da tarımı olumsuz etkiliyor. Aynı zamanda o bölgedeki bitki örtüsü de bundan olumsuz etkileniyor, HES’ler ekosisteme zarar veriyor böylece. Santrallere borulardan giden suyun içinde her türlü mikroorganizma ürüyor. Özellikle son beş yıldır birçok yere toplam 2200 tane HES yapıldı; akarsulara, derelere ambargo koydular ve halk buna doğal olarak isyan ediyor.

Katılımcı: Belgeselde bize çok uzak diyarlardaki insanları izledik ama bu bizi de, kentte yaşayanları da ilgilendiren bir sorun. Peki bizi neden ilgilendiriyor? Orda çevreyi, doğayı talan edenler burada da sürekli yaşam alanlarımıza müdahale ediyor. Planlanmış olanlar da dâhil 4000 adet HES Projesi var; 40.000 adet maden işletme ruhsatı var. Her gün bir yeni talan maddesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Ormanlarımız, parklarımız yok ediliyor. Örneğin 3. Köprü, 3. Hava Limanı gibi projeler; kent merkezine dikilen AVM’ler yaşam alanlarımızı daraltıyor. 3. Köprü yapılırken bağlantı yolları Kuzey Ormanları’ndan geçecek dendi. Kuzey Ormanları İstanbul’un nefes alabilmesi için elzemdir. Ayrıca İstanbul’un belli su kaynakları buradadır. İçme suyumuzu mahvedeceklerdir. Burası müthiş bir bitki örtüsüyle kaplıdır ve bu bitki örtüsü de mahvolacaktır. O zaman trafik sorunu ne olacak? Uzmanlar buna şöyle cevap veriyor bu köprü için harcanacak yatırımı İstanbul’da bir trafik planlaması yapmak için harcasalar zaten İstanbul’da bir trafik sorunu kalmaz. Öyleyse ne yapmak istiyorlar?

- Öyle bir ekonomik sistem kurdular ki bundan sonra çok çalışacaksınız, ucuza çalışacaksınız dediler.

- İkincisi dışarıdan para gelecek, bu parayı ucuza çalıştırdığımız insanlara vereceğiz, onları borçlandırıp yaşayacağız dediler.

- Üçüncüsü sürekli ekonomiye takla attıracak rant(getirim) ağları bulalım dediler ve buldular: İnşaat sektörü. Denetimsiz ve tek sorumlunun başbakan olduğu bir sektör halini aldı.

Soru: HES sürecinin nasıl gittiğini, ne kadar uygulanmakta ve verilen mücadelelerin ne kadar işe yarıyor?

Yanıt: Büyük bir kısmı duraklamış durumda. Yüzde on kadarı yapıldı. Köylüler büyük mücadeleler vererek bastırıyorlar ama bir şekilde arkadan dolanıp projeyi gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Çok önemli yargı kanallarıyla geri bastırıldığını da gördük, çok büyük hilelerle gerçekleştirildiğini de gördük. Hiç enerjimizi düşürmeden tekrar tekrar sahip çıkarsak bastırabiliriz. Mücadeleler etkili oluyor yenik olduğumuz bir durum yok.

- Katılımcı: Ben bir coğrafya öğretmeniyim. Bana bir süre önce soruşturma açtılar. Soruşturma nedenlerinden biri de benim sınıfta HES’leri eleştirmemdi. Coğrafya dersinin lise müfredatında işlediği konulardan biri de yenilenebilir enerji kaynaklarıdır ki bu kaynaklardan en önemlisi sudur. Ancak burda kastedilen enerji üretme yolu barajlardır. HES’lerde ise küçük küçük sular toplanıp enerji üretilir ve bu küçük suların toplandığı yerlerdeki doğal hayatı bitirir. HES’lerin az önce arkadaşımızın anlattığı sebeplerden farklı olarak bir diğer sebebi de Avrupa Birliği’nin de istediği üzere kırsal nüfusu azaltmak, kentlere göçü arttırmaktır. Şehirlere çekilen bu nüfus üzerinden de rant sağlanacak. Onca inşaat kime satılacak? Bunlar için alıcı yaratılmaya çalışılıyor. Ayrıca lüks mağazalardaki o şatafatlı aydınlatmaların Hopa’daki canlı hayatı bitirdiğini, buna karşı çıkmamız gerektiğini unutmayalım.

- Katılımcı: 900 lira maaşla aile geçindirmeye çalışan insanlar var, ben bunlardan biriyim. Kimse, hiçbir parti bunları gündeme getirmiyor. Hükümet bu kadar maaş verip bir de utanmadan 3 tane çocuk yapın diyor. Neyle bakacağız o 3 çocuğa? Akıllı olalım, madem sandık sandık diyorlar bu kez biz AKP’Yİ sandığa gömelim.

- Katılımcı: Yaptıkları her şeyi bizim için yapıyormuş gibi davranıyorlar. Dereler kuruduğunda yok olacak olan balıklar en pahalı yiyecek şu anda. Bir tane Deniz Bilimciliği ile ilgili üniversite var mı? Varsa yoksa işletme, yani alavere dalavere. Hani sen bizim için yapıyordun her şeyi?

Bakırtepe Çevre Platformu’ndan gelen konuğumuzun görüşleri:

Ben sizi biraz siyanürlü altın madenciliği konusunda bilgilendirmek istiyorum. Sivas Kangal’da Bakırtepe Çevre Platformu olarak buna karşı çalışma başlattık. Sondaj çalışmaları 2006 yılında başladı Kangal’da. Siyanürlü altın arama çalışması üç beş yıl içinde o çevredeki balıklı havuzu mahvedecektir. Hayatında eylem görmemiş köylüler buna karşı eylem başlattı. Bakırtepe Çevre Platformu olarak ilk eylemimizi Taksim’de yaptık. Ankara’da eylem yaptık. İstanbul ve Ankara’da temsilcilikler oluşturduk. Dava açtık ve çok hızlı bir şekilde davayı kazandık. Firma itiraz etti itirazı da reddedildi. 10 Ağustos’ta bir festival düzenleyeceğiz Kangal’da, hepinizi bekliyoruz.

- Katılımcı: Tarihin talanı deyince aklımıza Hasankeyf geliyor. Oraya yapılacak barajla Hasankeyf tamamen sular altında kalacak. UNESCO hatta Amazon yerlileri bu talanı kınadı. 10 bin yıllık insanlık tarihine ait bir yapı bugün talan edilmek isteniyor. Bir diğer talan da Allanoi Kasabası’nda yapılmak isteniyor. Bu antik yapı kenti tamamen kum altında bırakıldı. Bir de Yassıada ve Sivriada meselesi. Kendi önderleri kutsal değerleri olarak gördükleri Adnan Menderes’e bile saygı duymuyorlar. Burayı imara açmayı düşünüyorlar.

- Katılımcı: Geçmişimize sahip çıkalım diyen başbakan bugün Haliç Tersaneleri’ni yıkıp Haliçport adıyla AVM yapmaya çalışıyor. 400 senelik İstanbul’un en eski bostanı olan Yedikule Bostanları da yağmaya açılıyor. Ordan geçinen 100 aile var ve İstanbul’un en verimli topraklarından buradaki topraklar. Daha önceden tamir etmeye çalıştıkları tarihi İstanbul surlarının bir kısmını da bir yol açmak için yıktılar.

- Katılımcı: HES’ler de amaçlanan şey kapitalistlerin kısa süreli karlarıdır. Amerika’da birçok petrol kuyusu 2060 yılına dek kapatılmıştır. Maksatları önce Orta Doğu’daki petrolü bitirmektir. Bizim projemiz de kendi topraklarımıza, vatanımıza, kendi sınırlarımız içindeki doğal kaynaklara, madenlere sahip çıkma projemizdir.

- Katılımcı: Küresel ısınma diye bir sorun var, bu sadece Türkiye’ye ait değil tüm dünyaya ait bir sorun. Sadece benim ülkemde kalkınma olsun, vatan millet diyerek sorunları çözemeyiz. Diğer ülkelerde yapılan ekolojik tahribatlar sebebiyle de dünya bir felakete sürüklenmektedir. Biz evrensel, enternasyonal düşünmek zorundayız. Dünyada olan her şeyin birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu görebiliyor musunuz? Vatan millet diyoruz da kutuplarda buzullar eridiğinde sular altında kalan bir vatan olsa ne olur ne olmasa ne olur? Marx’ın sözüyle tamamlamak istiyorum: Kapitalistler gölgesini satamadığı ağacı keser.

- Katılımcı: Lahana, çağla halindeki badem, kiraz kendi doğal hallerinde çok miktarda siyanür üretiyor. Özellikle küçük çocuklara kayısı çekirdeği, şeftali çekirdeği ve kirazı 10 taneden fazla yedirmemek gerekiyor çok fazla siyanür var. Bu bilgilendirmeyi yapmak istedim.

Gerekli duyuru ve bilgilendirmelerin yapılmasının ardından forum 26 Temmuz Cuma saat 21.00 da buluşmak üzere bitirilmiştir.

25 Temmuz 2013 Perşembe

Bahçelievler Forum Notları (19 Temmuz)

Bahçelievler Dayanışması Forumu 19 Temmuz Cuma günü saat 21.00 da yaklaşık 60 – 70 katılımcıyla gerçekleştirildi. Forumumuza yaralanmış arkadaşlarımızı ziyaret etmek için oluşturduğumuz temsilciler grubunun, dayanışma kutumuzun ve atölyelerin duyurusunu yaparak başladık. Gündemimiz; 1. Kısım: “AVM’lerin küçük esnaf üzerindeki etkileri, ekonomi politikalarının esnafa yansımaları ve esnaf sorunları.” (Esnaf Davetli) 2. Kısım: Müzik Dinletisi
- Katılımcı: Esnaf bitti. Bakkal, manav, kasap, berber, terzi bunlar bitirildi. Ülkemizde çeşitli alanlarda, merkezlerde büyük sermaye grupları bizim yapabileceğimiz işleri elimizden aldı. Bize bir şey kalmadı. Esnaf sorunu ülkemizin diğer tüm sorunlarından bağımsız bir sorun değil. Ülkenin sorunları çözülürse herhalde esnafın sorunu da çözülecek. Uygun bir biçim, yönetim geliştirilecek. Yoksa bireysel olarak, tek tek şu esnaf bu esnaf diyerek çözemeyiz bu sorunu. İktidarla, programla ilgili bir sorunla karşı karşıyayız. Peki bu sadece esnafın sorunu mu? Bu işçinin sorunu, köylünün sorunu, memurun sorunu. Hatta bizim milli sermaye dediğimiz iş adamlarının sorunu. Ayrı bir sorun değil. Bugün bizi uluslararası büyük tekellerin sermayelerine bağladılar. Birey olarak oralara kelepçelendik. Çözümümüz sistemi kökten bitirip, yerine tüm halkın ihtiyaçlarına cevap verecek muazzam bir yapı oluşturmak. Sadece esnafın sorunu dersek köylünün, işçinin sorunu ne olacak? O bakımdan bu bir sistem sorunu, düzen sorunu. Öyleyse bu köhnemiş düzen yerine halktan yana bir düzen getirelim.
- Katılımcı: Esnafın büyük kısmı kendini küçültmekle meşgul. Var olan sermayesi yüksek sermayeler karşısında erimekte ve ihtiyaca cevap verecek sermayeyi elde tutamamaktadır. Büyük sermayelerle rekabet edemediği için mamul maddeleri ya da hizmet maddelerini satarken daha yüksek ücretle satmak zorunda kalıyor. AVM’ler ve zengin esnaflar ne yapıyor? Henüz ürün tarladayken çok ucuza köylünün elinden alıyor, kendi marketinde hizmete sunuyor. Küçük esnafın yok edilmesini ben de yaşadım. Bağ-Kur borçlarımı dahi ödeyemedim. Dükkânlarımızı kapatmak zorunda kaldık. Matbaacılık yapıyordum, makinelerimi sattım. Başka yerlere küçük makinelerimi yerleştirerek oralarda seyyar satıcı konumunda oldum. Bunun sebebi tamamen sistemdir. Bu sistem kökten kaldırılmalıdır. İnsanların iş bulabileceği, evinde aşının kaynadığı bir düzen kurmak lazım. Sermayenin bize dayattığı düzen giderek fakirleşmemize, onların kapılarında köle işçiler olarak beklememize yol açıyor. İşçi yasalarını, sendika yasalarını aleyhimize kullanır hale geldiler. Sendikalı işçi sayısı 12 Eylül sonrası ne yazık ki çok azaldı. İnsanları taşeron işçi haline getirdiler. Bugün esnafların sermayesinin küçülmesinin esas sebebi borsadır. Serbest piyasadan vazgeçilmelidir, kontrollü bir piyasa olmalıdır. Küçük üretici, küçük esnaf korunmalı. Bir ürün ülkemizde üretiliyorsa, bu ürünün dışarıdan ithalatı önlenmeli, Türkiye içindeki piyasa korunmalı. Ekonomimizi koruyamazsak bizi muhtaç ederler. Şu anda da muhtaç ettiler, borcumuz kartopu gibi büyüyor. Ekonomimiz bir rant ekonomisine dönüştü. Esnaf dernekleri, odalar var ancak iktidarın eline geçmiştir. Bu düzen yıkılmalıdır.
- Katılımcı: Özellikle 2000 yılından sonra AVM’ler, büyük marketler artış gösterdi. AVM’ler yapılırken araziler değer kazanıyor, çocuklarımız iş bulacak diye gözümüz boyandı. Biz de bunların gönüllü köleliğini yapıyoruz. Gözaltına alınan arkadaşlarımızın durumunu aktarmak üzere Çağlayan’dan gelen bir katılımcı aramızdaydı:
- Katılımcı: Gezi olayları başladığından beri yüzlerce insan tutuklandı. Salı günü de bunlardan birini yaşadık. Sabaha doğru yapılan bir operasyonla arkadaşlarımız gözaltına alındı. İlk gün dosyada gizlilik kararı uygulandı. Bugün de halkı isyana teşvik, polise mukavemet gibi nedenler iddianamede yer aldı. 11:30’da arkadaşlarımız mahkemeye çıkarıldı, çoğu serbest bırakıldı. 4 arkadaşımız saat 3-4 civarı tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. O 4 arkadaşımız da çıktı. Hukuksuzluklar ülkesinde yaşıyoruz. Ama gençlik hiçbir zaman iktidara baş eğmedi. Bugün de gençlik Çağlayan Adliyesi’nde bu oyunu bozdu. AKP bugün yine yenildi.
- Katılımcı: Esnaf meselesi Gezi sürecinde büyük sükse yaptı. Beyoğlu esnafı zarar ediyor tantanası vardı. Evet Beyoğlu esnafı zarar etti çünkü; müşterileri direnişteydi, haklarını arıyorlardı. Bugün mahalle esnafının zarar etmesinin en büyük sebebi küreselleşen ekonomidir. Neo-liberal politikaların bir getirisidir bu. Gezi Direnişi bir bakıma esnafın ayakta kalma direnişidir. Beyoğlu’ndaki birçok esnaf yok edilmeye başlanmıştı. Şimdiyse bu konuşulamaz hale geldi. Kapitalistlere karşı boykotumuzu sürdürürsek esnaf hayatta kalacaktır. Süreçle ilgili bilgi vermek üzere bir avukat arkadaşımız söz aldı.
- Katılımcı: 2011’de Taksim Yayalaştırma Projesi adı altında, kışla diyerek; aslında yine AVM yapmak, o bölgedeki Kürtleri, LGBT bireyleri ötekileştirmek maksatlı bir politika izlenmeye başlandı. Bunun bir dava süreci vardı. Gezi olaylarıyla birlikte bu planlar iptal edildi.
Hukuk kutsallaştırılmış bir kavram, hukuktan tarafsızlık bekliyoruz. Sloganlarımızda eşitlik, adalet var. Ancak hukuk beslendiği toplumsal yapıdan, sistemden bağımsız değildir. Ne kadar iyi bir yönetici gelirse gelsin yönetenlere bağımlı, taraflı olacaktır. Türkiye’deki hukuk sistemi de egemen olamayanlara karşı küçük bir azınlığı koruyan bir yapı. Bugüne dek bunun mağduriyetini en fazla Kürtler yaşadı. Seçilmiş yasal siyasetçiler uydurma iddianamelerle tutuklanıyorlardı. Halen yasal siyasi parti üyesi olduğu için içerde olan 7-8 bin insan var. Diğer örnek: THY İşçilere grev yasağı getirildi. Sendika da en doğal tepkiyi verdi, eylem yaptı. 305 kişi işten atıldı bunun üzerine. Daha sonra Toplu İş Sözleşmesi yapıldığı gün 5 bin polis hava yoluna getirildi ve metro kapatıldı. Biz bunları Gezi’den hatırlıyoruz. Tüm yollar kapanmış, Taksim’e giriş yasaklanmıştı.
Şu ana dek gözaltlılarda ana suçlama Toplantı ve Gösteri Yasası’na muhalefet. Oysa yasaya göre insanlar görüşlerini açıklama hakkına sahip. Bu açıklamayı topluca da yapabiliriz. Örneğin Çavuşpaşa’da hiçbir kurumdan izin almadan görüşlerimizi belirtebiliriz. İktidarın hoşuna gitmeyince bu yasal hak yasak oluyor. 2911 sayılı yasa devreye giriyor. Normalde bu yasayla gözaltı yapamazlar. En fazla kimlik tespiti yapıp bırakırlar. Savcı inatçı çıktı diyelim, ifadesini alıp bırakır. Gezi olaylarındaysa 2911’den dolayı yaklaşık 200 kişinin 4 gün boyunca özgürlüğünü kısıtladılar.
Diğer suçlama maddesi polise mukavemet. Neyle saldırmış eylemciler? Gaz maskeleriyle. Palalı saldırgan için savcılık pala silah değildir dedi. Aynı savcılık gaz maskelerine silah dedi. Biz de şunu diyoruz. Gaz maskesi silah, pala silah değilse biz de bundan sonra palayla gidelim.
Kahve Dünyası’nda tek yumurta ikizleri aynı masadan gözaltına alınıyor. Tamamen aynılar, elbiseleri bile benziyor. Savcı birini bırakıyor, diğerini tutuklanmak üzere sevk ediyor. Hâkime sorduk. Birbirinden ayırabiliyor musunuz? Hayır, mümkün değil, dedi. Dosyaları gösterdik, üzerlerinden çıkan şeyler aynı. Neye göre ayırıyorsunuz?
Terörle mücadeleden savcılığa getirilenler savcılara bile illallah dedirtti. Bunları bize niye getiriyorsunuz, diyorlar. Bunlar birbirini tanımıyor bile, örgüt olamazlar. Ancak gösteri yasasına muhalefetten alınabilirler. Hâkimlerimizin de illallah ederek gençlerimizi bıraktığı bir dönemdeyiz. Önleme gözaltılar diye aslında hukukta olmayan şeyler oldu bu dönemde. Örneğin polis buraya geliyor, hepimizi bir otobüse koyuyor ya da burada tutuyor. Ama serbest bırakmıyor. Böyle garip bir durum.
Resmi gözaltılar da kişinin neyle suçlandığını bilme hakkı vardır. Bizdeyse birini alıyorlar ve anlat bakayım diyorlar. Ortada suçlama yok. En önemli haklarımızdan biri de sessiz kalma hakkıdır. Başınıza böyle bir şey geldiğinde önce neden gözaltına alındığınızı sorun ve mümkünse hiçbir şey imzalamayın. Alınan eşyalarınızın içine ne buldularsa koyup bunları suç delili sayabiliyorlar. Bazen beni baro gönderdi diyen ama aslında emniyetle işbirliği içinde olan bir avukat gelip imzala bir şey olmaz, ifadeni verir çıkarsın diyebiliyorlar. Bunlara dikkat etmeliyiz. Asla hiçbir kağıt imzalamayın ve avukatınız gelmeden ifade de vermeyin. Ola ki avukatsız savcılıkla emniyetle yüz yüze kaldınız, ilk yapmanız gereken aleyhinize olan tüm belgeleri istemek olmalıdır. Belgeleri sakince okuyacaksınız ve ona göre de her şeyi reddedin arkadaşlar.
Bir katılımcı, avukat arkadaşımıza, tutuklananları serbest bırakan yargının daha güçlü deliller üreterek, özellikle Taksim Dayanışması üyelerini tekrar tutuklama hazırlığı içinde olabileceği ihtimali hakkında ne düşündüğünü sordu. Avukat arkadaşımız bu soruya; bağımsız olarak çalışması gereken savcıların hükümet memurları gibi çalıştığını, hükümet ne isterse yapmak zorunda kaldığını, ancak elbette buna direnen onurlu savcıların da olduğunu, bu savcıların çoğunun sürüldüğünü ya da erken emekliliklerini istediğini, bu erken emeklilik tercihinin son on yılda yaygınlaştığını, gözaltına alınanların tutuklanması için hiçbir sebep olmadığını ama bunun siyasi güç dengeleriyle ilişkili bir durum olduğunu, direnişin zayıflamaya başladığını hissettikleri anda çok daha güçlü bir şekilde tepemize bineceklerini, forumların da bu yüzden çok önemli olduğunu, hükümetin hukuksuzluklarına cevabı hukukçuların değil halkın verebileceğini anlatarak cevap verdi. Bir katılımcı, hakkında yakalama kararı çıkan 50’den fazla kişiden 30’unun alındığını, geri kalanların akıbetinin ne olacağını sordu. Avukat arkadaşımızın bu tür durumlar için tavsiyesi normal hayatımıza devam etmemiz gerektiği şeklinde oldu. Bir katılımcı, gözaltı sürecindeki ince aramaları ve gözaltı sürecinde nasıl davranmamız gerektiğini sordu. Avukat arkadaşımız aramaların normalde avukat eşliğinde yapılması gerektiğini, ancak avukat yanında normal arama yapsalar dahi nezarete aldıklarında çıplak arama yaptıklarını, kişinin tavrının bu durumlarda belirleyici olduğunu, buna izin vermemek gerektiğini; Vatan Emniyette bağırıp çağırarak izin vermeyenleri arayamadıklarını anlattı.
Bir katılımcı, adli koğuşa koymaları durumunda ne yapmamız gerektiğini sordu. Avukat arkadaşımız; bunun da fiili bir mesele olduğunu, hukuki bir yanı olmadığını ancak nezarethane yetersizliğinin bahane edildiğini, orayı mücadelenin bir parçası olarak görmek ve direnmek gerektiğini, kiminin bağırdığını kiminin açlık grevine girerek direndiğini söyledi.
Katılımcı konuşmalarının ardından forumun 1. kısmı kapanarak hafta sonu ziyaretleri, esnaflarla birlikte yapılacak cumartesi eylemi ve darphane grev işçilerine verilecek desteklerle ilgili duyurular yapılarak forumun 2. kısmına geçildi. Forum katılımcısı bir arkadaşımız gitarı eşliğinde şarkılar söyleyerek müzik dinletisiyle birlikte katılımcıların şarkı ve türkülere eşliğiyle birlikte direniş halayları çekildi.
23 Temmuz Salı günü saat 21:00’da buluşmak üzere sözleşerek forum bitirildi.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Bahçelievler Dayanışması Forum Notları (12 Temmuz)

Bahçelievler Dayanışması olarak, 20.00 da Yeryüzü Sofrası adı altında gerçekleştirdiğimiz iftardan sonra Ali İsmail Korkmaz’ın temsili anıtına bıraktığımız mumlar, takas pazarı için getirilen kitapların ve Dayanışma Masası’nın düzenlenmesiyle birlikte konu başlığı Ali İsmail Korkmaz’ın kaybedilişi olmak üzere forumumuz başlamıştır…

Ufuk isimli katılımcı, Ali İsmail Korkmaz adına yazdığı mektubu okudu.
“Benim adım Ali İsmail Korkmaz, 19 yaşındayım. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde öğrenciyim. Gezi Parkı eylemlerine destek vermek için çeşitli arkadaşlarımla beraber sokaklara çıktım. 2 Haziran günü katıldığım eylemde polis şiddetinden kaçarken sokakta kimliği belirsiz kişiler tarafından kıstırılarak odunlarla dövüldüm. Yere yıkılana kadar dayak yedim. Olaya şahit olan bir kişi korktuğu için müdahale etmedi, edemedi. Bir süre sonra ayağa kalktım ve uzaklaştım. Ancak başka saldırganlar tarafından yakalanarak dayak yemeğe devam ettim. Kendimi otobüs durağına attığımda bayılmışım. Arkadaşlarım beni tesadüfen buldular, hastaneye gittik. Ancak doktor eylemden gelenlere bakmıyordu. Her tarafım morluk ve şişlikler içerisinde olmasına rağmen hastanede “ Bir şeyin yok, git ifadeni ver” diyerek uzaklaştırıldık. Çocukken kalp ameliyatı geçirdiğim ve kan sulandırıcı ilaçları hala kullandığım için kanamadan korkup hastaneden eve dönemedim. Sabaha kadar hastane önünde bekleyip, yorgun düşünce mecburen eve gittim. Uyandığımda konuşma zorluğu çekiyordum. Arkadaşlarım, aileme haber vererek beni başka bir hastaneye götürdü. Fakat ikinci hastanede, önce ifade vermemin gerekliği olduğu söyleyerek, beni karakola gönderdi. O halde karakollarda gezinerek yanımdaki arkadaşlarımın yardımıyla ifademi verdim. Çünkü dilim dolanıyor ve konuşmakta güçlük çekiyordum. İfade sonrası götürüldüğüm hastane, dayak yememden tam bir gün sonra muhanemi yapmaya karar verdi. Çekilen tomografi sonucunda beyin kanaması geçirdiğim ve vücudumda pek çok kırık olduğu belirlenerek ameliyata alındım. 4 saatlik ameliyatın ardından solunum ve bilincimi kaybettim, yoğun bakıma alındım. Ailem ve arkadaşlarım haftalarca, tedirginlikle hem yaşamamı hem de ölümümü beklediler. Bir ara kendi kendime son bir gayret ile nefes almaya başladım. Lakin olmadı. Hepinizi üzdüm. Umutlandırdım. Affedin!
Ben Ali İsmail Korkmaz, 19 yaşındaydım. 2 Haziran gecesi elinde odunlar olan kimliği belirsiz kişiler tarafından Gezi Parkı eylemlerine destek verdiğim için öldüresiye dövüldüm. 10 Temmuz günü hayata gözlerimi yumdum. “

Katılımcı düşünceleri;
- Ali İsmail Korkmaz, 31 Mayıs günü başlayan, Taksim Gezi Parkı direnişinden bu yana polis ve devlet tarafından öldürülen beşinci arkadaşımız, ışıklar içinde uyusun. Anısı mücadelemizde yaşayacak.
- Arkadaşımız mektubu okurken, bir anne olarak çok duygulandım, üzüldüm. Şuanda çok öfkeliyim. Ali İsmail Yılmaz’ı kaybettik ama bir gider, bin geliriz! Mücadeleye devam!
- Hala yoğun bakımda olan arkadaşlarımız var. Yarın bir ölüm haberi daha alabiliriz. Alilerin ölümlerine alışmamamız lazım. Ali Hataylıydı ve Hatay son 4 ayda Reyhanlı başta olmak üzere çok ciddi şeyler yaşadı. Hatay bizden daha kızgın ve Hatay’da polis çok daha sert davranıyor.
- Çift çanak kullandığı için gözaltına alınan insanlar vardı ve bu satılmış medya Gezi Parkı olaylarından sonra o insanlara şunu söyletti, “Neden şimdi çift çanak kullandığımızı anlayabiliyor musunuz?”
- Sopalı, palalı saldırganlar münferit bir olay değil, hükümetin ve satılmış medyasının yarattığı bir durumdur. Biz Ali’yi ve Ali gibi beş arkadaşımızı daha kaybettik. Bizim gücümüz kaybettiklerimiz içerisinde bir polisi de var görmemizdir. Bu farkımızı koruyalım.
- Yıllar boyunca halklar, devlet eliyle birbirine düşman edildi. Ancak bazıları halkların birbirinden hiçbir farkı olmadığı anlayamadı. Bu sömürü sistemi içerisinde devletin şiddetiyle, zamlarıyla, saldırıyla, çeşitli müdahaleleriyle birçok ortak yönümüz oluştu. Gezi Direnişi bu ortak yönlerin buluşmasıdır. Gezi Direnişi bize yan yana durmayı öğretti. Bundan sonraki çalışmalarımızla da mahallemizde, okullarımızda hep beraber ortak bir iradeyle bu hak, kardeşlik ve barış mücadelesini büyütelim.
- Ali’nin öldürülmesi bir biat toplumuna dönüştürülmek istenen toplumun içerisinde bulunan yürüyen insanın, konuşan insanın susturulmak, durdurulmak istenmesidir. Buna karşı gelecekler vurmakla, kırmakla tükenmez.
- Biz eski kuşakların içerisinde olduğu tartışmaların cevabıdır Ali’nin ölümü. Ali’nin öldürülmesi devletin niteliğinin öğrenilmesi açısından en büyük örnektir. Ali’yi bu sömürü sistemi, ezen – ezilen sınıflar olduğu sürece var olacak sistemin polisi ve onun sivil uzantıları öldürdü.
- Ali; Sevcan gibi, Uğur gibi, Ethem gibi öldürülen bir insan. Ali’nin arkasında olanlara, Sevcan’ın ve Uğur’unda ihtiyacı var. Umarım Gezi Direnişinden sonra insanlar Maraş’ta, Dersim’de, sırf ırkından ve inancından dolayı öldürülen, katledilen insanları da düşünecektir. Biz halkına karşı katliamlarla, ölümlerle cevap veren hiçbir iktidarı affetmiyoruz.
- Bugün Ali için koruduğumuz hassasiyeti, günlerdir komada olan Berkin içinde göstermemiz ve tutsaklarımızı yalnız bırakmamamız gerekir.
- Örgütlü olduğumuz sürece polisin ve onun sivil uzantılarının saldırıları da egale edilecektir. Bu nedenle kendi içimizde örgütlü olmanın önemini vurgulamak istiyorum.

Daha sonra, avukat olan bir katılımcı, yaşanılan süreç içerisinde gelişen hukuki ve hukuki olmayan olaylara dair açıklamalarda bulunarak, gözaltı sürecinde gösterilmesi gerekilen tavrı aktarmış ve katılımcıların sorularını yanıtlamıştır. Konuşma özeti;
- Hükümet sözcülerinin bu süreç içerisinde söylediği her söz mahkeme konusu olabilecek açıklamalardır. “Kağıt üzerinde bazı haklar vardır ancak bunları biz istediğimiz sürece, bizim istediğimiz şekilde kullanırsınız, kullanmazsanız sizi terörist ilan ederiz” denilmektedir. Hiçbir anayasal hak yukarıdan birilerinin yazmasıyla, çizmesiyle oluşmaz. Bunlar halkların mücadeleleri sonucunda kazanılan haklardır. Kağıt üzerinde size tanılan hak ve özgürlükler vardır. Ancak uygulamada birçok kısıtlama getirilir. Kazandığınız bu haklar siz kullandığınız sürece vardır. Kullanmaz, savunmazsanız yok olur. Yasaları oluşturan ve uygulatan halkın kendi gücüdür.
- Parkın keyfi yasaklanmasından sonra kendisinin halk olarak görüldüğüne artık tereddüt ile baktığını söyleyen katılımcı, parka girmenin yasal şartını “yandaş mı olmak lazım?” diyerek sordu. Soruya cevaben,
Valinin açıklamalarının tutarsızlıklarla dolu olduğunu, halkın gözünde vali itibarının kalmadığı ve hiçbir hukuksal alt yapıya binaen yapılmadığı söylendi. “Bu açıklamalara cevap vermek dahi saçmalığa karşı cevap vermektir. Herhangi bir idarecinin toplanma hakkının engellemesi suçtur, valinin halk üzerinde ise hiçbir ciddiyeti kalmamıştır.” denildi.
- Gözaltı durumunda eylemcilerin takınması gereken tavrı soran katılımcıya cevaben,
Gözaltı sürecinde herhangi bir itirazda, eylemcinin polis ile mukavemet etmekten tehdit edildiği genelde ise soruşturmanın bu yönde açıldığı, gözaltına alınan eylemcinin çevresindeki insanlara ismini duyurmasının gerekli olduğu, gözaltı sürecinde sessiz kalma, tutanak imzalamama, avukat isteme hakkının var olduğu hatırlatıldı. İnsanların çantasında çıkan güneş ve deniz gözlüklerinin dahi artık tutuklama sebebi olduğu belirtildi.
- Taksim Dayanışması üyelerinin gözaltına alınmasından sonra tutuklanmasını beklediğini söyleyen bir katılımcı, üyelerin serbest bırakılmasını kendi adına sürpriz olduğunu, bu sürecin bir hukukçu olarak nasıl izlenildiği soruldu.
Göz altıların, Taksim Dayanışması’nı yıpratmak amacı taşıdığı, ardından savcının acil bir şekilde suç örgütü kurma telaşına girdiği aktarıldı. “Gözaltına alınanlardan birisi polis otobüsünün yanında geldiği için bir suç örgütü oluşturmaktan üç gün sonra hakim karşısına çıktı. Bu gerçek bir hukuk komedisidir. Gözaltı sürecinde savcının bir terör örgütü oluşturma çabasının başarısızlığını ise yeterince çalışamamasına bağlıyorum. Önümüzdeki süreçte bu hazırlığın yapılmasını da bekliyoruz. Dava hakkında yeterince kamuoyu oluşmadığı sürece o dava hukuki sonuçlanmayabilir. Taksim Dayanışması üyelerinin serbest kalışının nedenini de buna, bir kamuoyu oluşmasına bağlıyorum. “

Forum günlerinin Salı ve Cuma olarak düzenlenmesinin kararlaştırılması, forumumuzun sosyal medya adresinin, forum ve Yeryüzü Sofrası’nın gün ve saatinin paylaşılması,  TMMOB ve Taksim Dayanışması’nın Cumartesi günü için yaptıkları yürüyüş çağrısının aktarılmasının ardından sonra forum sonlandırıldı.

11 Temmuz 2013 Perşembe

Bahçelievler Yenibosna Halk Forumu Notları

katılımcı : Hala sayımız az.Halbuki daha fazla insana ulaşabiliriz.Daha iyi organize olmamız gerekiyor.İletişim eksikliğimiz var.

katılımcı : Her şeyin daha canlı,aktif ve planlı yürümesi için komiteler kurulması gerekiyor.Yoksa her geldiğimizde kendiliğinden oluşan şeyler bizi iter.ben 3 gün gelir 4.gün gelmem.Komitelerdeki görevlerde değişmeli.15 günde yada aylık olarak.

katılımcı : çok kısa bir şey söylemek istiyorum.her forumun önceden belirlenen bir gündemi olsun.Genel bir değerlendirme o anki gündemle ilgili yapılır ancak daha detaylı konuşacağımız bir konunun belirlenmesi gerekir.

katılımcı : Bugün bir direnişçimizi daha yitirdik.Saygıyla anıyor unutmayacağımızı belirtmek istiyorum.Pratik olarak iki önerim var.Ramazan ayındayız ve forum saatimiz iftardan hemen sonra.Bu saati 21:30 yapalım.Ayrıca daha önceden duyurusunu yapacağımız bu parkın diğer masalarında oturan insanlarıda davet edeceğimiz iftar sofrası kuralım.Birde bu parkta film gösterimi yapılabilir.

katılımcı :dışardan takip etmeye çalışıyorduk. ilk kez bu foruma katılıyoruz.komitelerle ilgili bir şey söyliyeceğim.komiteler forumun ihtiyacına göre belirlenir.iletişim için bir komite belirlenir.burada yapılacak diğer çalışmalar için komiteler oluşturulabilir.Ayrıca her forumun bir gündemle toplanması gerekir.Bu eğitim olabilir,sağlık olabilir,kadın mücadelesi yada 1 mayıslar gibi.bunların üzerinde konuşup tartışacağımız gündemler belirlemeliyiz.

katılımcı : Biliyorsunuz bugün bir yoldaşımızı kaybettik.Eskişehir'de 38 gündür yoğun bakımda olan Ali İsmail Korkmaz.Hem Ali için hem de yitirdiğimiz diğer yoldaşlar için anma ve yürüyüş organize etmeliyiz.

katılımcı:komiteleşme fikri bence yanlıştır.bu forumun bir komiteye ihtiyacı yoktur.bu forumda bulunan herkes kendini bu forumun öznesi olarak görmeli ve yapılacak her şey her bireyin kendi özverisini katarak yapacağı şeyler olmalıdır.bir önceki arkadaşın anma fikrine katılıyorum.2 Temmuz,gözaltılarla ilgili burdan pratik olarak bir yürüyüş organize edilebildiyse bu yürüyüşte organize edilebilir.

katılımcı : Bir önceki gün yaptığımız yürüyüşte sayımız çok azdı ve iftar saatinden dolayı sokakta kimse yoktu.Bir yürüyüş organize edeceksek eğer sonunu düşünerek organize olmalıyız.15 gün öncesine kadar sokağa inen binlerce insan yok.Biz az sayıda yürürken de insanların bakışları önemli.Gezi direnişine destek veren de vermeyen insanlarında.Yürüyüşü yapmayalım diye bir öenerim yok elbette.Yürüyüş 10 kişiylede yapılır 5 kişiylede.Sadece yürüyüşü yaparken dikkat etmek gerekir.

ALINAN KARARLAR :

Ramazan ayı dolayısıyla forumumuz artık 21:30 başlayacak.

son olarak yitirdiğimiz Ali İsmail Korkmaz ve diğer yitirdiklerimiz için 12 Temmuz cuma saat 21:30'da Ayazma parkında(forumun yapıldığı park) anma etkinliği düzenlenmesine karar verildi.Bu konuda kendilerini aday gösterip görev alan arkadaşlar; İsmail,Hilal,Fatma.

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Bahçelievler Dayanışması Forum Notları (5 Temmuz)

BAHÇELİEVLER DAYANIŞMASI FORUMUNA ÇOCUK DAMGASI!

05 Temmuz Perşembe Oya Başar-Levent Kırca Parkı’nda gerçekleştirilen Bahçelievler Dayanışması Forumu’na park çocuklarımız damgasını vurdu! Forum öncesi Bahçelievler Dayanışması Kadın Komisyonu ilk toplantısını yaparak eylemler hakkında kararlar aldı. Forumumuzu bir önceki forumda belirlediğimiz “Engellilere Toplumsal Bakış”, “Mısır’da yaşanan eylemler ve darbe” ve “Ramazan Ayı Park Etkinlikleri” gibi gündemlerimizle gerçekleştirdik.
Öncelikle 06.07.2013 Cumartesi yapılacak olan gözaltına alınıp tacize uğrayan kadınlarımız için GÖZALTINDA POLİS TACİZİNE SON protesto yürüyüşü için 15.30’da parkta toplanıp saat 17.00’da Galatasaray’da hazır bulunacağımız duyurusu yapıldı.
Daha sonra Taksim Dayanışma’sının çağrısıyla saat 19.00’da yapılacak olan ‘’GEZİ PARKINA GİRİYORUZ’’ eylemine katılım için saat 15.30’da parkta toplanma ve ortaklaşa tutulan otobüsle 16.30’da Taksim’e hareket edilecek.. Herkesin çevresine bu konuda duyuru yapması ve Bahçelievler Dayanışması pankartı arkasında, saat 18.00’de Tünel’de toplanma duyurusu yapıldı.
Çocuklarımızdan;
·         “Her yer Taksim her yer direniş”
·         “Diren Taksim Bahçelievler seninle”
·         “Taaaaiip İştifa”
·         Parkımızda kütüphane kuralım,
·         Yardıma ihtiyacı olan yoksul komşularımıza yardım edelim
·         Engellilere okullarda kolaylık sağlansın
·         Ramazanda iftar için yapılacak yemeklere “çapulcu dolma” vb gibi yeni isimler verelim.
·         Tişört dikebilecek anneler gezide öne çıkan söylemleri içeren tişörtler hazırlasın.
·         Kütüphanedeki kitaplara Bahçelievler Dayanışması Kütüphanesi mührünü basalım.
·         Kütüphanede ki kitapları ucuza satarak yoksullara yarımcı olalım
·         Forumdaki büyüklerimiz forumda konuşmayıp kendi aralarında konuşuyorlar, oturmaya gelmişler, hatta arada uyuyanlar bile var!
·         Tiyatro, müzik vb gibi etkinlikler olsun.
·         Tayyibe Cumhuriyeti istemiyoruz.

Engellilerimiz için görüş ve öneriler;
*Engelli insanlarımızın yaşam alanlarını kolaylaştırmak için çevre, yol, ulaşım, eğitim, sağlık önerileri,
*Onların pozitif ayrımcılıktan yaralanması gerekliliği,
*Bahçelievler Engelliler Derneği ile iletişime geçmek,
*Plastik kapak toplama önerisi üzerine bu sosyal projenin geniş kapsamlı olmadığı ve geçici çözümler oluşundan kaynaklı ortaklaşa bir çalışmayla desteğin kamulaştırılması gibi konular tartışıldı.
* Toplumsal olarak hemen her ortamda engellilerin hassasiyetlerini düşünerek onların kırılmayacağı ve olumsuz etkilenmeyeceği ifadelerin kullanılmaması yönünde uyarıların yapılması gerektiği öne çıktı.
* Engelli olarak sınıflandırılmayan fakat ülkemiz için oldukça önemli hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarımız için yeterince rehabilitasyon merkezinin olmadığına dikkat çekilerek, büyük şehirlerin yanı sıra ülkenin hemen her köşesine bu tarz özel eğitim yapılarının oluşturulması için sesimizi yükseltmemiz gerektiği vurgulandı. Çünkü rehabilitasyon olmayan bölgelerde bu çocuklar için Çocuk Psikologlar direkt ilaç tedavisi uygulamaktalar ve bu ilaçlar çocuklarımızın gelişimini olumsuz etkilemektedir.
* Engellilerimizi ulaşım, fatura, iş yeri kurma vb haklarını talep etmeleri için bilgilendirelim
Mısır darbesi için katılımcı görüşleri;
* Mısır’da yaşananlar darbe değil devrimdir.
*MISIR eylem ve darbe konusunda fikir beyan edenler, öncelikle darbenin ülkeleri en az bir on yıl geriye taşıdığını ve buradan yola çıkarak ülkemiz 80 darbesi dönemini tartışarak Mısır’da olabilecekler konusunda konuşuldu. Ülkemizde hala darbe anayasasının kullanıldığına dikkat çekildi.
*Mısır’ın Türkiye’yi, Türkiye’nin de Mısır’ı etkilediği ve fikrinde ortak fikir oluştu.
*Basınımızın Mısır olaylarını sıklıkla ve zamanında haber konusu olarak işlemesi ancak Gezi Direnişimizi haber programlarına almayışları taraflı medya gerçekliğini bir kez daha anlamamıza ve demokrasinin temel gereği olan basın özgürlüğüne dikkat çekildi. Hükümetin Mısır’a destek vermesi kınandı ve eleştirisel görüşler sunuldu.

Yapılan forumların günleri üzerinde öneriler alındı.
Parkımızın yaşam alanı haline getirilmesi için müzik dinletileri, filim, belgesel gösterimi, tiyatro, panel gibi etkinlikler düzenleyerek forumumuza katılımı arttırmak konusunda konuşuldu. Bu konuda çalışma yapabilecek arkadaşlar araştırmalarına başlayarak ramazan ayı içinde bu etkinlikleri gerçekleştirme kararı alındı.
Ramazan süreci içinde parkımızda iftar açmak, ortaklaşa yiyecek getirerek çevremize ikramda bulunarak parkımızı daha işlevsel hale getirebileceğimiz konuşuldu ve onaylandı.
Bir halk kütüphanesi kurulması önerisine olumlu bakan katılımcılar prefabrik bina için destek istedi.
Gezi Parkı mücadelesinde yaralanan arkadaşımız Berkin Elvan için destek hesabı açmak ve yaygınlaştırmak,  böylelikle ailesine yardımcı olmak önerisi sunuldu.
Parkımız içinde çocuklarımız için etkinlikler düzenlenme önerisi sunuldu.
Kendi parkımızda toplanarak birlikte Bakırköy Dayanışma’sının gerçekleştiği Çamlık Parkı’na kadar yürünerek, orada birlikte birçok şeyi gerçekleştirebileceğimizi ve etkinliklerimizi ortaklaştırma çağrısı yapılması önerisi sunuldu.
Önerilen, sunulan ve tartışılan gündemlerimizin sonuca bağlanması, çağrıların ve bildirilerin basılıp dağıtılması konusunda çalışmaları başlatmak üzere 08.07.2013 Pazartesi günü tekrar forumda buluşma dileğiyle forum sonlandı.

5 Temmuz 2013 Cuma

Bahçelievler Dayanışması Forum Notları (3 Temmuz)

Bahçelievler Dayanışması Forumu 03 Temmuz Çarşamba saat 21.00 da Levent Kırca - Oya Başar Parkı'nda yaklaşık yüz 60 kişinin toplanmasıyla yapıldı. Katılımcılara bir önceki forumun içeriği ve gelişmeler ile ilgili bilgiler verildi.


Forum Gündemi; 
- Kadınların direnişteki mücadeleleri ve kadın sorunu, 
- Forumun işlevini arttırmak için kadın, gençlik ve kültür sanat komisyonlarının kurulması,
- Katılımcılardan forumlarımızın işlevselliğini arttıracak ve renklendirecek ileriye dönük önerileri

Katılımcıların forum gündemi ile ilgili düşüncelerinin alınmasıyla birlikte forumumuza katılımın arttırılması ve içeriğin zenginleştirilmesi yönünden önerilerinin alınmasından sonra genel duyurular yapılarak forum saat 22.00 da bitirildi. Katılımcı görüşleri;
- Katılımcı: Dün çok kalabalıktı, yerelde ki gücümüzü gösterdik.

- Katılımcı: Gezi parkında ki kadınların rolü, gelecekte neler katabilecekleri, forumların nasıl renklendirileceği, iletişim ve dayanışma masalarının önemi vurgulandı.
- Katılımcı: Direnişte ki katılımcıların %55 i kadındı en öndeydiler. Kadınlar bu süreçte yaşıyor, tartışıyor, konuşuyorlar.
- Katılımcı: Savaşlarda, olağanüstü olaylarda her zaman en çok etkilenen kadınlardır. Van depreminde kadınların aç kalmaları da dahil yaşadıkları sıkıntılardan bahsedildi.
- Katılımcı: Herkesin yaşam alanlarına ve hayatlarına müdahaleleriyle başlamıştır. Kadınların kalıba sokulmaya çalışılması, kadınların bedenlerine, emeğine, hayat tarzlarına neredeyse her şeylerine karıştılar. Kürtaj, sezaryen, üç çocuk doğurun gibi söylemler kadınları en öne iten etmenlerdendir. Bu sebepten haklı olarak en çok kadınlar ses çıkarmaktadır. Süreç boyunca kadınlara yönelik taciz olayları gerçekleştirildi. Yapılacak olan büyük kadın eylemine kitsel çağrı yapıldı.
- Katılımcı: “AKP’nin İstanbul mitinginde taksimde 3 kadın ve bir çocukla Karaköy'e doğru kaçarken çevik kuvvetin arasında kaldık. Çocuğunda olmak üzere gaz maskelerimizi çıkarttılar. Kaskında numara olmayan bir polisle tartıştım ve tecavüzle tehdit edildim. Bluzumu yırtarak elle taciz ettiler. Karaköy'e doğru koşturarak bir taksicinin yardımıyla kaçabildim.” 
- Katılımcı: “Yerelden tabana örgütlenmeliyiz. Yerel sorunlarla ilgilenmeli ve parklarımıza sahip çıkmalıyız.”
- Katılımcı: “Forumları zenginleştirilmesi için fikir ve öneriler geliştirmek zorundayız.”
- Katılımcı: “AKP iktidarından en büyük zararı kadınlar gördü. Ücretsiz kreş istiyoruz. Çalışan kadınlar çok zorlanıyorlar ve dört duvar arasında tıkılmak istemiyorum.
- Direnişte kadınlar her yerdeydiler. Kadınların mücadelesi sonuna kadar devam edecektir.”
- Katılımcı: Erkeler ve baskıcılar kadınlara karşı baskı uygulamaktadır. Bütün kadınların örgütlenerek sokağa çıkmalıdırlar. Kadınlar artık baskıcı bu zihniyetlerin korkusunu yenmelidir.”
- Katılımcı: “Ezilen erkek ve kadın bir aradadır. Mücadeleye beraber devam etmeliyiz.”
- Katılımcı: “Bilgisi olmayanın fikri olmaz. Kadınlar cahil bırakılmamalıdır. Erkeği yaratan, olgunlaştıran kadındır. Kadın ve erkek eşittir, sömürünün kadını ve erkeği yoktur çünkü her yerdedir.”
- Katılımcı: “Kadın sorunun 5500 senedir devam etmektedir. Anaerkil toplumun yıkılması sonucudur. Erkek egemen sistemin dayatmasıdır. Hem çalışan hemde iş yapan kadınlar çok zorlanmaktadırlar.”
- Katılımcı: “Kadınlar ezildiklerinden dolayı mücadelede en ön saflardaydılar. Örgütlenmeye de yine kadınlar ön ayak olacaktır. Bu nedenle kadın komisyonlarının kurulması oldukça önemlidir.”
- Katılımcı: “Yerel seçimlerde kadınların Bahçelievler’de ki istekleri nelerdir. 4 + 4 + 4 eğitim sisteminin yanlışlığı, İmam Hatip Liseleri kadınları ilgilendiren sorunlardır. Kadınların eve kapanarak çocuk doğurmaları istenmektedir. Kadınlar eskiden evlenene kadar SGK’da babalarının haklarından yararlanılırdı fakat bu uygulama 18 yaşına düşürülerek kadınları evliliğe teşvik etmektedir.”
- Katılımcı:” İnsan soyunun devamında kadın belirleyicidir. Kendi soyuna sahip çıkma güdüsünden dolayı kadınlar mücadelede en öndeydiler, sonuna kadar da ettiler ve edecekler. Kadınlar 10 bin yıl önceye kadar toplumu adaletli idare etmeye çalışırken, ataerkil toplumla beraber kadınlar ezilmeye başlamışlardır. Kadınların en büyük sorunu, emperyalizm ve kapitalizmdir. Sosyalist ülkelerde kadın ve erkek eşitliği tamdır. 1 Mayıs işçi sınıfının en önemli merkezi Taksim’dir. Hükumetin amacı bu alanı yok etmektir. Hükumet 11 yıldır Cumhuriyet’in bütün kazanımlarına savaş açmıştır. Anti-emperyalist olmalıyız.”
- Katılımcı: “Hükumet parasız eğitimi getirdik demekle birlikte okullarda velilerden aidat adı altında zorla rüşvet alınmaktadır. Çocuklarımız için nitelikli eğitim istiyoruz.”
- Katılımcı: “Kadınlarımıza yeterli fırsat verildiğinde, ülke olarak çok ileriye gidebiliriz.”
- Katılımcı: “Kadına yönelik sorunlar oldukça fazladır. Bundan dolayı kadınların örgütlenmesi mücadeleyi büyütecektir.”
- Katılımcı: “Şu anda gerici hareketler kadını tekrar ezdirmeye çalışmaktadır. Bir kadını eğitmek bin erkeği eğitmeye eşdeğerdir. Kadına sahip çıkmayan bir toplum asla başarılı olamaz.”
Katılımcı Önerileri:
- Herkesin sosyal medyayı takip edemeyeceğinden dolayı gündem konularının bir önceki forumdan belirlenmesi. 
- Forum gündemi güncel ve acil içeriklerden belirlenmelidir.
- Kart atarak tutuklularımızla dayanışmalıyız.
- Komisyon üyelerini ve gönüllü katılımcıları aktifleşerek katılımı arttırıcı yönde çalışmalar yapılmalıdır.
- Parkın yaşam alanına dönüştürülmesi için fikirler oluşturmalıyız.
- Gezi olaylarında yaralanan 14 yaşında ki Berkin Elvan’ı Dayanışma olarak gönüllü gruplar kurarak ziyaret edelim. Ailesinin hastane masraflarından dolayı ekonomik sıkıntılarına yardımcı olabilmek için yardımlar toplayalım. 
- Parkların içinde atölyeler kurarak çocuklarımız için yaşam alanı inşa edelim.
- Kadın – erkek diye bir ayrıma gitmeyelim.
- Sesimizi duyurmak ve katılımı arttırmak için haftada bir gün yürüyelim.
- Çocuklu ailelerin katılımını arttırmak için boyalar getirilerek çocuklarla resi m yapabiliriz.
- Anti-kapitalist Müslümanlar Ramazan ayında parklara iftar dağıtımı yapabilir. Bunu değerlendirelim.
- Her Pazar saat 17.00 da Taksim’de gezi tutsaklarıyla dayanışma yürüyüş yapılacak, katılım sağlamalıyız.
- Forumlar arası çağrılarla diğer forumlardan katılımcı davet etmeliyiz ve birkaç üyemizle bizlerde diğer forumlara izleyici göndermeliyiz.
- Ramazanda yiyeceklerimizi alıp parklarımızda iftar yapabiliriz.
- 3 akademisyen forum akademisi adı altında forumlarda bilgilendirmeler yapıyor, forumumuza davet etmeliyiz.
- 90 kuşağı kendilerinin takipçisi olduklarını söyleyen 60 – 70 – 80’li kuşaklarına öncülük ederek forumları sahiplenmelidir.
- Takas mantığına göre herkes kullanmadığı kitap, CD, kıyafet vb eşyalarını getirerek birbiriyle paylaşabilir.
- Alanlarında uzman katılımcılar, avukatlar, mimarlar, çevre bilimcileri vs genel konular belirleyerek forumda bilgilendirmeler yapabilir.
- Katılımı arttırmak için el ilanları, bildiriler, sticker vb materyaller kullanılmaya başlanmalıdır.
- Çevremize, komşularımıza, kahvehanelere, iş yerlerine vb gidilerek yüz yüze davetler yapılmalıdır.

Bahçelievler Dayanışması Komisyonu

Bahçelievler Dayanışması Forum Notları (2 Temmuz)


Bahçelievler Dayanışması Forumu gündemi 02 Temmuz Salı günü 1993 yılında Sivas da katledilen aydınlar için anma programı olarak gerçekleştirdi. Saat 20.00 da Soğanlı Mah. Çavuşpaşa Cad. Özel Dünya Tıp Merkezi önünden forum parkımız olan Levent Kırca – Oya Başar Parkı’na yürüyüş gerçekleştirdi. Forum parkında Sivas’ta katledilen aydınlar ve Gezi Direnişi’nde katledilen arkadaşlarımızın resimleriyle birlikte mumlar yakılarak anıldı. Anma programı, sunuş konuşması, kaybedilenlerin isimlerinin anılmasının ardından Nazım Hikmet’in “Kerem Gibi” şiirinin okunması ve forum katılımcıları gündem hakkında söz alarak düşüncelerini paylaşmasıyla devam etti.

2 TEMMUZ SİVAS KATLİAMI SUNUŞ KONUŞMASI
Sivas katliamının üzerinden tam 20 yıl geçti…
Sivas katliamı özgürlüğe ve farklı kimliklere düşman olan gericiler tarafından yapıldı. Katilleri koruyup kollayan ülkenin yöneticileri ilericileri susturmaya çalışılsa da susmadık, 20 yıldır dün olmuş gibi hissederek sorumlularla mücadele ettiğimiz gibi sorumlular hesap verene kadar yılmadan devam edecek ve bu davanın peşini bırakmayacağız.
2 Temmuz 1993 de Sivas Madımak’ta 35 canımızı diri diri yakanlar, bugün iktidarı kuranlardır. Farklı dillere, inançlara ve kültürlere tahammül göstermeyen “tekçi” zihniyet faşizm zırhını giyerek bu kez bu kez AKP eliyle halkı kırıp geçirmektedir. Alevi halkına uygulanan katliam ve zulümler yetmezmiş gibi hükümet utanmadan, sıkılmadan yapılacak 3. Köprüye “Yavuz Sultan Selim” adını vereceğini açıklamıştır. AKP’nin izlediği gerici ve mezhepçi politikalarının sonucu olarak Alevi yurttaşların evleri işaretlenmiş, Malatya – Sürgü’de Alevi bir aileye dönük linç girişiminde bulunulmuş ve Ankara Battalgazi’de okulların imam hatip’e dönüştürülmesine karşı mücadele eden Alevi ailenin evi kurşunlanmıştır.
İktidar bugün yine gerçek yüzünü gösteriyor…
Gezi Parkı olaylarıyla başlayan halk hareketinde de demokratik hakları, özgürlükleri ve yaşam haklarına müdahale edilmemesine karşı sesini yükselten halkımıza dönük faşist uygulamalara yönelerek binlerce insanımızın yaralayıp, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert’lerimizi katleden iktidar çözümü yine şiddetle bastırmaya çalışmıştır. Diğer yandan Lice’de karakol yapılmasına karşı çıkan Kürt köylülerin üzerine ateş açan askerler adeta terör estirerek, henüz hayatının baharında 18 yaşında ki Medeni Yıldırım’ın kurşunlanarak katledilmesine ve 4’ü ağır 10 kişinin yaralanmasına sebep olmuştur.
Artık her şey değişiyor…
AKP’nin 11 yıllık iktidarı boyunca uyguladığı neoliberal ve gerici politikaları, bugün Gezi Parkı’yla büyük bir toplumsal patlamaya neden oldu.
Gezi parkı direnişi olarak başlayan halk hareketi otoriterleşmeye, AKP’nin yaşam tarzına müdahalesine, son dönemde giderek tırmanan gerici – mezhepçi politikalarına ve iktidarın halka karşı uyguladığı gözü dönmüş şiddete karşı görkemli bir karşı koymaya dönüştü.
Tüm ülkede insanlar özgürlükleri ve onurları için ayağa kalktı. 11 yıllık iktidarı boyunca ilk kez bu kadar köşeye sıkışan AKP iktidarı halkın sokaklardan meydanlardan yükselen sesini duymak ve taleplerini yerin getirmek yerine polisiyle, gazıyla, TOMA’sıyla halka saldırmaya, gözaltılar ve tutuklamalarla, yalan ve takiyyelerle hareketi parçalamaya ve bu sesi bastırmaya çalışmaktadır.
Dün Karaca Ahmet Cem Evi’ne ucube diyen Sivas katliamı davasının zaman aşımına uğraması sonrasında milletimize hayırlı olsun diyen, Suriye’de müdahaleye karşı çıkanları mezhepçilikle suçlayan başbakan, bugün Alevilerin tahrik edildiğinden bahsediyor.
Dün seçim meydanlarında Alevileri yuhalatanlar bugün miting meydanlarında kardeşliğimizi bozacak durumlara karşı tedbirli olun diye seslenebiliyorlar…
11 Yıl önce ortaya attıkları Alevi açılımını yeniden ısıtarak Alevi dedelerine maaş bağlanması gibi düzenlemelerle, rüşvetle Alevileri satın alacağını sanıyor. Kendisi gibi olanlar için çok başarılı olacak bu yöntem elbette geri tepecektir…
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…
Biz biliyoruz ki bugün Sivas’ta yakılan aydınlarımızı yaşatmak demek gericiliğe, faşizme karşı mücadele etmek demektir. Biz Alevisiyle, Sünnisiyle, İnananı ve İnanmayanıyla, Türk’ü – Kürt’ü – Ermeni’si – Laz’ı – Gürcü’sü ve diğer tüm halklarıyla “YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ” demeye devam edeceğiz. Barış ve kardeşliğin ülkesini kurmak için mücadele edeceğiz.
Gün karanlığa meydan okuma günüdür.
Gün bugünümüze ve geleceğime sahip çıkma günüdür.
BU DAHA BAŞLANGIÇ MÜCADELEYE DEVAM


Katılımcı Görüşleri:
-       Katılımcı: Emperyalizmin uşağı AKP’ye hesap sormalıyız. Gezi parkı ikinci kurtuluş savaşımızdır.
-       Katılımcı: Türkiye geçmişten beri katliamlar ülkesi oldu, hiçbir zaman özgür olamadık, bu direnişin sonunda ne kadar güçlü olduğumuzu göstermeliyiz.
-       Katılımcı: Eşit özgür yurttaşlar olarak yaşamalıyız, hırsızlar olmadığı sürece bu dünya hepimize yeter. Sivas katliamı bir insanlık suçudur. Bütün ezilenlerle bir olmalıyız. Zaman aşımını kabul etmiyoruz. Bu dava bizim gözümüzde bitmedi bitemez.
-       Katılımcı: Tüm katliamlar Cumhuriyet tarihten beri devam etmektedir. Onlar emperyalistlerin uşağıdır yoksulluğun zulümlerin tek sorumlusu AKP iktidarı nezdinde AB birliği emperyalistleridir. Türküyle, Kürdüyle yoksulluğa emperyalizme ve AKP ye geçit vermeyeceğiz.
-       Katılımcı: 2 Temmuz yeşil kuşağın eseridir. Bu katliam dini sömürenler tarafından yapılmıştır. Dönemin yetkilileri katliama duyarsızlıkları ile ortak olmuşlardır yeryüzünü cehenneme çevirmek Müslümanlık değildir. Geziden beri uyandık, yaşasın halkların kardeşliği.
-       Katılımcı: 90 yıllık Cumhuriyet hiçbir zaman laik olmadı, halkların kardeşliği Gezi Parkı mücadeleleriyle başarılacaktır. Laikliği ancak halkların mücadeleleriyle olur. “Alevi Açılımı” Alevileri bölmekte ve zarar vermektedir. Sermaye iktidarı halkları bölmektedir. Bütün halklar bu mücadelede ortaklaşmadan mücadeleyi kazanamayız. İş güvencesinin kaldırılması eğitim ve sağlığı paralı hale getirmektedir. Bize dayatılan budur. Özellikle kadınlar örgütlenmelidir. Bütün katliamcılara lanet olsun, örgütlenmeliyiz…
-       Katılımcı: Ergenekon yeni madımaktır bu hukuksuzluğa düzensizliğe karşı çıkmalıyız.
-       Katılımcı: Dersimden beri sürekli katliam duyuyorum hastaneler piyasalaşmamalı herkese karşı mücadele etmeliyiz.
-       Katılımcı: Sonuna kadar direneceğiz zaferi sokaklarda kazanacağız.
-       Katılımcı: Tüm katliamları kınıyorum T.C.’nin Amerikan emperyalizmine kaptıran herkesi kınıyorum. Türkiye halkları, ezilme, kullanılma, satılma, vatan hainlerine karşı mücadele eden halkı kutluyorum. Kardeşi kardeşe vurdurma devri bitti, Amerika evine git, Defol!

Bahçelievler Dayanışması Forumu moderatörü tarafından forumlara sürekli katılımın sağlanması yönünde çağrısı yapılması ve forumların yani parklarımızın özgür düşüncenin korkusuzca dile geldiği bir yaşam biçimine dönüştürmemiz gerektiğine vurgu yapılarak saat 22.00 da anma programı sonlanmıştır. Ayrıca 03 Temmuz Çarşamba günü için saat 21.00 da forum yapılacağı ve Sosyal Medya iletişim bilgilerinin duyurusu yineleyerek forum bitirilmiştir.

BAHÇELİEVLER DAYANIŞMASI


30 Haziran 2013 Pazar

Bahçelievler Dayanışması Forum Notları (27 Haziran)


BAHÇELİEVLER DAYANIŞMASI FORUMU

27 Haziran Perşembe günü Bahçelievler Dayanışması Forumu Levent Kırca – Oya Başar Parkı’nda yaklaşık 100 katılımcıyla yapıldı. Dayanışma Yürütme Komisyonu forum öncesinde yapmış olduğu toplantıda alınan kararları ve gündem konusunda bilgilendirmeler yaparak forum başlatılmıştır. Yürütme komisyonunun öncelikli konuları arasında çevrede Gezi Parkı olaylarında yaralanarak tek gözünü kaybeden Erdal ile ilgili unutulmadığını, unutturulmayacağını hatırlatmak amacıyla video çekimi gerçekleştirerek bir mesaj göndermek için bir sonraki forumda bir organizasyon yapılması konusunda forumun onayını almıştır. Ayrıca Taksim Dayanışmasının her cumartesi günü Taksim’de eylem yapma çağrısına binaen Bahçelievler halkının bir pankart ardında yürümesi kararı alınmıştır. 28 Haziran Cuma günü Beşiktaş Abbasağa Parkı forumu için komisyonumuzdan katılımcı daveti yapıldığını ve forumumuzla ilgili gelişmelerin iletileceği konusunda forum bilgilendirildi.
-Katılımcı: “Eylemler azaldı ama biz mahallelerimizde somut anlamda bir şeyler yapmak istiyoruz. Toplulukta daha organize yapıya doğru yol alıyoruz diyen bir katılımcı Ümraniye F tipinde kalan siyasi tutuklu bir öğretmenin gelen kitapların niteliksiz olduğunu belirterek forumdaki katılımcıların tutuklulara DVD ve kitap yollayabileceğine dair bir öneride bulundu.”
-Katılımcı: “Amaca giderken taleplerimizi nasıl ifade edeceğiz? Hedefte siyasi iktidar var. Her ne kadar bu iktidar ileri demokrasi dese de buna tamamen aykırı uygulamalarla halkı canından bezdirmiş bir iktidar. Önümüzde yerel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bu seçimlere giderken yapabileceklerimizi iyi değerlendirmeliyiz.”
-Katılımcı: “Bahçelievler forumunda ilk kez bulunuyorum. Daha önce Abasağa parkındaydım. Kitlesel olarak ne yapmalıyız? Siyasi bir parti oluşturalım önerisi bana pek gerçekçi gelmiyor.”
-Katılımcı: “Sadece buraya katılmak ve fikir belirtmek yeterli değil. Semt semt dolaşılacaksa bir an önce başlanmalı. Az şey konuşarak çok şey anlatmalıyız. Buradaki arkadaşların komşularını, arkadaşlarını getirmesi gerekiyor. Hepimiz organizasyonun içindeyiz; bu şekilde katılımcı olunabilir.”
-Katılımcı: “Yaklaşık bir aydır yüreği sevgi ve özgürlükle dolu insanlar despota karşı bu zulüm yeter artık dedi. Taksim mücadelenin merkezi oldu. Bu bir halk hareketidir. Değişik eğilimlerden insanlar bu halk hareketinin içine girdiler. Bu mücadele içinde artık yeter diyen insanlar yer almıştır. Bu sistemin her tarafı çürümüştür. Bizler bu yüzden demokrasiyi birleşerek yeniden inşa etmeliyiz.”
-Katılımcı: “Ben orada ne kimsenin fedaisi ne de askeri olarak bulundum. Ben halk için; belki de hiç yüzünü bile görmediğim insanlar için oradaydım. Bu hareket tüm ezilen halkların hareketidir. Parasız eğitim istediğim için, Roboski’de katledilenler için oradaydım. Bizi terörist ilan edenler, Madımak’ta insanları yakanlar, İbrahim Kaypakkaya’yı öldürenlerdir. Halkın haklı kavgası sonuç alana kadar sürecektir. Sözlerime Yılmaz Güney’in sözleriyle son vermek istiyorum: “Mutlaka kazanacağız; bir gün mutlaka”
-Katılımcı: “Polis devleti ilgili bir şey söylemek istiyorum. Başbakan polis için benim polisim ifadesini kullanıyor. Bu halk nezhinde psikolojik baskıya neden oluyor. Ama biz bu süreçte polisten korkmamayı öğrendik.”
-Katılımcı: “Hep saldırgan, liberalizmi benimseyen, katliamdan beslenen iktidarlarla karşılaştık. İktidarların zenginler sınıfını desteklediğini gördük.  Anlaşılan o ki hiçbir parti bizi kurtuluşa götüremez. Partiler tam tersine halk hareketini böler. Bizim bu forumlara halkın katılımını artırmamız gerekiyor. Geçici devrim hükümeti ve milisleri oluşturmak; halk iktidarını kurmak zorundayız.”
Forumumuz saat Yürütme Komisyonu ve Mahalle Komisyonu üyelerinin kısa bir değerlendirmeleri sonucu saat 23.00 da bitirilmiştir.

BAHÇELİEVLER YÜRÜTME KOMİSYONU