4 Temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Etiler Forum Notları (4 Temmuz)

4 Temmuz 2013 Etiler Forum toplantısı.
Misafir konuşmacı: Cem Gürsel AKP’nin son 10 yılkı ekonomi politikası hakkında konuşacak.
Ekonomi, işletme öğrencileri ve boğaziçi ekonomi akademisyenleri hazırladı. Dünya bankası, istatistik kuruluşu ve imf datalarını kullandık.
Genelde gezi direnişi çıktığından beri akp’nin her zaman söylediği şey, biz ekonomiyi düzelttik, bu yüzden bize saldırmaya çalışıyorlar gibi bir tutumu vardı. Biz de 2002’den beri neler oldu, 1960’tan beri gelen datalarla karşılaştırdık. Genelde bu yanılgı, ve bu yanılgı nasıl yaratıldı onun üzerine konuşacağım.
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın yükselmesi ve gelir dağılımının eşitlenmesi konusuna çok odaklandılar. Yani en fakirle en zengin arasındaki gelir dağılımı birbirine yakınlaşmaya başladı dediler.
Dünyada 2001’de çıkan bir kriz var 2009’da amerikada çıkan bir kriz var. Bu noktada pek çok ülkede keskin bir düşüş var. AKP’nin geldiği 2002 yılı, 2001 krizinden sonraki yıldır. Her zaman krizden sonra yukarı doğru bir trend görüyoruz. Bu bir şans. Bir de Kemal Derviş sözkonusu. 2001’de banka özelleştirmeleri ile Kemal Derviş türkiye ekonomisin çok daha yüzer bir hale getirdi. Dünyadaki ekonomi iyiye giderse, türkiyede de iyiye gider. Yani neo-liberal bir ekonomi politikası yapılıyor. Bu bankaların özelleştirilmesi ile oldu.
Kemal Derviş yurtdışına giderek AKP’nin danışmanı olarak devam etti.
Evet, GSYH arttı, fakirle zengin arasındaki fark azaldı, fakat gerçekten neler oldu. Çünkü ekonomiyi sadece rakamlara bakarak yorumlamak doğru değil. Çevremizdekilere bakalım. Benim gördüğüm, herkesin çalışma saatleri artıyor, koşullar kötüleşiyor, evet kazandığımız para artıyor, ama alabileceğimiz şeyler artıyor mu.
2001’de banka özelleştirmesi ile bankaların %40/50’si yabancı firmaya satıldı. 5 milyar dolarlık bir banka var, ben bunun 2,5 milyarlık kısmını 4 milyar dolara satın alıyorum. Bu bankanın ederini yükseltiyor ve borsayı şişiriyor. Bu giren sıcak para, 2001 ve 2009 krizinden sonra amerika ve avrupa sürekli ekonomileri batan ülkelere sıcak para basmaya başladı. Yabancı  firmalar türkiyeden bu parayla banka aldı, bu paraların hepsi ihtiyaç  kredilerine, özel sektör kredilerine dönüştü. Biz kredi ve kredi kartı kullanıyoruz, daha fazla kullanıyoruz. Devlet verilen kredilerden vergi alıyor. Ben kredilerimin faizlerini ödüyorum, ama o para yurt içinde kalmıyor, yurtdışına gidiyor. Olan şey, aslında Türkiye’ye giren paradan çok daha fazlasını harcamaktayız. AKP geldiğinden beri cari açığımız, 3 katına çıktı. (Türkiye’ye giren ve çıkan para). Şu an cari açığımız 350 milyar dollar. Türkiye olarak kazandığımızdan daha fazlasına harcıyoruz. Nereye? Kentsen dönüşüme harcıyoruz. Inşaatta inanılmaz bir rant var. Inşaat sektörüne giren para, yatırıma dönüşüyor.
Sadece bankalar özelleştirilmedi türkiye’de, türkiyenin çok daha para kazanan pek çok şey özelleştirildi. Demir çelik fabrikaları, çimento fabrikaları. Yani inşaat sektörüne hizmet eden pek çok firma satılarak kısa surely kar edildi, sonra buraya gelen
Imf’ye 5 milyar dollar ödendi, fakat bizim hala pek çok borcumuz var, ve bunlar büyümeye devam ediyor. Ve cari açığımız arttıkça bud a büyümeye devam edecek.

Kısacası devlet kendi borcunu, halkına ve özel sektöre geçirdi. Kendi elindekini sattı, kısa vadede para kazandı, ve biz kredierle hak olarak bu borcu üstlendik.
Inşaat sektörü orta vadeli bir sektördür. Kısa sürede hızlı patlama yaratır ve ekonomiyi hızlandırsa da, ekonomi iyi gidiyor dedirtse de, ev bittikten sonra o üretim bitti, o harcadığımız para hiçbir işe yaramayacak. Biz yine bankadan kredileri alacağız, yine bu paraları yabancı firmalara döneceğiz.
Bunun dışında nişaatta daha inşaat bir sıkıntı  daha var. Insanlar eve barınak olarak değil yatırım olarak da bakmaya başlıyor. Bunda bir sıkıntı yok, fakat inşaat sektörü  sürekli patladığında, bu evlerin değeri bir anda düşecek. Bizim daha önceden yüksek fyiatlarla aldığımız evleri çok daha düşü  fiyata satmak durumunda kalacağız. Biz sahip olmadığımız paraylal özellikle ev yatırımlarını bir sürelik durdurmak gerekiyor.
Inşaat sektöründen sonra AKP’nin üzerinde durduğu ikinci bir konu var: Turizm.
Ben antalyalıyım, turizm dedikleri, orada otel sahibi dışında altta çalışana hiçbir şey kazandırmayan bir system. Biz çok fazla özelleştirme yapıyoruz, bunlarla borçlarımızı  kapatıp bi kısmıyla yatırım yapıyoruz. Bunlar uzun vadede sürdürülebilir yatırımlar değil. Nedir? Inşaat ve turizm yatırımları. Turizmden anladıkları, otel yapmak.
10 yılda 40 milyar dolarlık gelir oldu. Ama neleri özelleştirdik ona bakmak lazım. Mesela türk telecom’u özelleştirdik.
2010’da türk telecom’un getirdiği kazanç  2,5 milyar dollar kazandı, %40’ı suudi arabistanlara 6,5 milyar dolara satıldı. Yani 5-10 yılda kendini döndürecek. Bu kadar üyük bir yatırmıda çok hızlı döndü. Bu kadar büyük bir gelir yurt içinde kalmalıydı.
Çimento fabrikaları fransaya
Çelik ingiltereye
Şu anda limanların hepsi (15 limanımızın 6’sı  özelleştirildi).
Kısacası akparti ekonomisine baktığımızda, ponzi game diye birşey var. Tefeciden borç alıyor, başka bir tefeciden borç alıyor, bu ponzi en son kendini kanadalı  bir hapishanede buluyor. Biz biraz bu durumdayız.

Kısacası, ekonomi iyiye gidiyor diyenlere kısaca açıklamaya çalıştım.
Borçlar ödendi: 5 milyar ödendi, 175 milyar dollar daha borç var, ve artmaya devam ediyor.
GSMH artsın diye herşeyimizi satıyoruz ve özelleştirdik. Bankadan tutun inşaat sektörüne kadar. Paranın artıyor olması  undandır. Çalışma şartları da iyileşmiyor. Beyaz yaka artık mavi aka olmuştur. Çalışma saatleri olsun, ücretler olsun, iyileşmiyor.
Borsa düşüyor deniyor, harekette 80 puandan 70 puana düştü deniyor. Öncelikle, borsa şu anda şişkin halde. Özelleştirilme yapıldığı zaman normal ederinden daha fazla para verirsin ve oşirketin varlığı daha büyük görünür. Borsa bir algı yönetimidir. Bizim paamız var, üzerine yatırım yapıyoruz diyince, bu borsayı yükseltir. Borsa yükselince, spekülatörler devreye girer.
Türkiye’ye gelen paranın hepsini yatııma harcıyoruz, kazandığımızdan daha fazla yatırıma harcıyoruz, bu şu demektir: borsa şişiktir. Bu gayet normal bir trend.
Son olarak kişisel tavsiyem: şu anda bankalar üzerinden zaten bu ekonomi oyunu oynandığı için, biraz daha dikkatli olalım, sahip olduğumuz parayı harcamaya çalışalım. Mümkünse ihtiyaç kredisi almayalım. Birşeyler satın almaya ve tüketmeye çalışmayın. Takas marketi çok destekliyorum.
Soru: Devletin bazı harcamaları vary a, 10 yılda. Ve kendi istatistiklerinde 600 milyar dollar gibi bir açık vermiş gözüküyorlar. Bu para nereye gitti? Tam olarak nereye gitti, ben onu bulamadım.
Cevap: Türk istatistik kurumlarının verilerine biz çok güvenmiyoruz, daha çok dünya bankası ve imf datalarından baktık. Çünkü istatistik kurumunun verileri hep sabunlanmış oluyor. Ama şöyle birşey var, paralar kaybolabiliyor. Ama ben bir araştırayım, size bilgi veririm. Şunu biliyorum, mesela inşaat konusunda rantlar sağlanırken, oraya gidecek kaldırım, yol ve inşaatın verileceği firma da kendi yandaş firmaları oluyor. Inşat firmaları yeşil sermaye. Benim de babam makina mühendisi ve inşaat sektöründe çalışıyor, onlar ihale verirken sürekli  bir bahşiş alınıyor. Kısacası kentsel dönüşümde firmanın yaptığı paraya devlet de teşvik veriyor.
Soru: Paraların nereden gleip nereye gittiğini hepimiz bilmeliyiz. Özelleştirilen tüm praların veya dışarıdan gelen tüm paraların. Başbakanın oğlunun bir gemisi vardı, ikinci gemisi oldu, uçağı oldu. Hiç sormaya gerek yok, bu paraların nereye gittiği bellidir.
Cevap: POS makinesi de oğlunun.
Bu AKP’Ye özel bir konu değil, 80 sonrası  tüm hükümetlerde bu böyle.
Kesinlikle katılıyorum.
Sayıştayın yetkileri neden budandı ona bakmak lazım. Nerede olduğunu bulamayabiliriz, ama niye bulamadığımızı  anlayabiliriz. Sayıştay çok önemli bi kurum ama yetkileri budandı.
Soru: dünyanın ekonomisi yavaş yavaş  düeldikçe türkiyeye gelen sıcak para artık ufak ufak gidecek.
Cevap: Şu anda bir refah çağındayız çnükü  refah çağındayız çünkü 2009 krizinden çıktık. Fakat liberal ekonomideyi ve bütün kapılarımız açık, bu para gidebilir. Politik kısmına girecek oluruz, tayyip erdoğan nereden isterse bahane buluyor. Poitika tamamiyle bir algı yönetimi, biz de onun bir bahanesi olabiliriz.

Inşaat sektörü bir yatırım değil, tüketim sektörüdür. Bir baraj inşaatı değildir.

Soru: Kişi başına düşen milli gelirin artması  ve alım gücü arasındaki ilişki, ve bizlere açıklanan enflasyon rakamlarıyla ilişkilerini açıklayabilir misiniz? Enflasyon rakamı  gerçekten milli gelirin tüketime yansıyan kısmını açıklayan bir rakam mıdır?
Cevap: GSYH’nın enteresan bir kısmı şu: ya genelde totelden bakılıyor, zaten özelleştirmeler üzerinden yükseldi. Diğer durum da kişiler üzerinden bakılıyor. Bizim ekonomi hocamız da dedi ki, aileler üzerinden baksak (haneler) durumun ne olduğu ortaya çıkar. Böyle bakınca durum çok vahim. AKP’nin şimdiye kadar olan hükümetlere gore çok daha iyi politikası  oldu. Sıcak para akarken enflasyonu control edebildi. Ekonomide büyüme diyoruz ama işsizliğin düşmesi lazım. Bizde ekonomi büyüyor ama işsizlik azalmıyor.
Jinny katsayısı diye bir katsayı var, en zenginle fakir arasındaki gelir eşitliğini hesaplayan, 0’la 1 arasında bir rakam. Bunun hesaplanması akp zamanında değişti ve tüm ülkelerde düştü. Krizlerden sonra da düşer. Akp bunu kendi üzerine maletti.
Soru: Ben izmirde beymen mağazasında çalışıyordum. Bzim portföyümüz son 2 senedir diyanet işleri çalışanları  oldu. Biz kota usulü çalışıyoruz. 5-6 tane karataş imamı  geldi. Çok ciddi bir alışveriş yaptılar. O gün kartları  yetmedi. O gün 6 tane kart çıkarttı, ve kendisine ait olmayan kartlar. Diyanet vakfının bize vermediklerini onlara veriyorlar.
  • Redhackin rakamlarında egemen bağışın devlet büyüklerine verdikleri hediyeler. Ben de onları merak ediyorum.
  • Enflasyonu sahipleme konusunda bu hükümetin daha başarılı olduğunu söylediniz. Merkez bankasının bir hedefi vardır. Son 5-6 yıldır bu hdef tutturulmamıştır, hedefin üzerinde gittik. Bu ancak işsizlik düşerken kabul edilebilir. Ama bizde işsizlik de düşmedi.
Soru: Biz birey olarak neler yapabiliriz?
Cevap: tabii karşılıklı konuşabiliriz. Insanların tüketim konusunda bilinçlenmesi, kredilerini geri ödemeleri gerektiğini anlamaı gerekiyor. Bizim en büyük sorumluluğumuz tanıştığımız insanlara bunu anlatmak.
Takas marketler oluşuyor. Daha az tüketmek için böyle adımlar atmalıyız. Mahalleden ilçeye çıkarak büyüyeceğiz.
  • AVM’lerin lükümet için öneminden konuşmak istiyorum. Neden bu kadar önemli? Az once 600 milyar dolarlık para nerye gitti diye bir soru sordunuz. Bir avm’nin yatırım maliyeti yaklaşık 100-150 milyor euro. Bununla 1500-2000 kişiye istihdam sağlayabilirsiniz. Dönüp 1500-2000 kişiye istihdam sağlayacak birşey yapalım deseniz, çok daha büyük yatırımlar gerekiyor. Avm’ler ile çok ucuza istihdam sağlayıp işsizlik rakamlarını düzeltiyorlar.
  • Çok güzel bir ulufe alanı. Eş-dost akraba herkse mağazaları dağıtabilirsiniz. Ben bir avm yöneticisiyim, ondan evvel de çapulcuyum. 15 avm yönetiminden sorumluyum. Bunlar perde olarak ciddi olarak duruyor. Arka tarafta oynanan oyun çok farklı. Ben bir çapulcu olarak her türlü eylemi desteklerim. Ama orada da bir istihdam var.
  • Şu an zaten surada olmuş birşeyi satın alma üzerine yapılan bir yatırım var. (istihdam yaratıcı birşey değil) para üzerinden para kazanmaya yönelik bir yatırımdır ve uzun vadede getirisi yoktur. Ama kısa vadede para arttırır.
  • Tamamiyle takas ekonomisine dönmenin gerçekçi olduğunu düşünüyor musunuz? Tüm dünya kapitalist ekonomisiyle dönüyor. Tüm türkiye takas ekonomisine dönse, 1980’den sonra kapitalizme bağlanmış bir ülke, etrafındaki tüm ülkeler böyleyken gerçekten yaşayabileceğini düşünüyor musunuz?
  • Biraz para hakkında konuşalım. Para, zaten takas ekonomisinde değer temsilidir. Ve şu anda bu para dediğimiz şey nasıl elde ediliyor? Dünyayı tüketiyoruz, bunun karşılığında bir paraya sahip oluyoruz. Aslında düşünerek olursak 100 yıl önceki 100 dolar olsun, 100 sterlin olsun, çok değerliydi. Para değer kaybediyor. Kısacası oyun, kim daha yavaş değer kaybediyor. Ben şahsen reformistim, bu şeylerin adım adım olacağını , organik olacağını düşünüyorum. Takas marketi sokağımda bbaşlatmak istiyorum. Ben hisarüstünde oturuyorum, bizim sokağımızda bu yıllardır zaten devam ediyor. Bunun genişleyebileceğine inanıyorum. Ama adım adım, görücez bakalım. Ama bunu yapmadıktan sonra geleceğimiz önümüzde dünya tükenecek, bizim elimizde kağıt paralar olacak. Takas ekonomisi değil, daha kapalı ekonomilere geçebiliriz.
  • Soru: ben bir işverenim. Kriz olduğunda işveren ya maliyetini düşürür ve krizi atlatır, ya dab en şu an toparlayayım, inovatif şekilde satışlarımı artırayım. Biz herşeyi üretemeyiz. Biz ilacı üretemiyoruz, GPS’i üretemiyoruz, biz o noktaya gelene kadar hayatta birçok şeyden mahrum kalırız, ben bunu bir kayıp olarak görüyorum.
  • Cevap: bence sorun hangi ekonomiye yöneldiğimize değil, hangi insanlıkta olduğumuzla alakalı. Zaten ekonomi de şu anda bu kadar rant mantıklı olmasaydı, biz de bu durumda olmazdık.
  • Soru: Kentli fakirlerle ilgili. 2002’de 2013’ekadar 10 sene. Asgari ücret olsun, kentli fakirler olsun, satın alma gücünün nekadar ilerlediğine dair bir bilgi var mı? Kredi kartına dadananlar genelde beyaz yakalılar. Burada herkes beyaz yakalılar.
  • Cevap: araştırıp söyleeceğm.
  • Ben alışveriş çok seviyorum. Çok şükür kazanıyorum, mezara götürmeye niyetim de yok. Ben harcamayalımdan ziyade, harcadığım paranın nereye gittiğini bilmem lazım. Benim para kazanabilmem için, birilerinin de harcaması gerekiyor. Ben satışçıyım. Ben paranın çevrilmei gerektiğini düşünüyorum. Bir de yatırım yapalım dedik, yapılan yatırımın da dönmesi gerekiyor, nereye yatırım yapalım. Üretime yönelik yatırım yapıyor olmamız lazım. Alışveriş yapıyor olmamız lazım, ama blinçli olmamız lazım. Takasa da inanıyorum. Bu yüzden paramı nereye harcayacağım konusunda önerilere ihtiyacım var.
Cevap: bn bu raporu geliştirip, parayı  kime verdiğimizde nereye gidiliyor konusunda bir araştırma yapacağım. Size katılıyorum.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Boğaziçi Üniversitesi Forum Notları (4 Temmuz)

Tarih: 04.07.2013
Yer: BTS Binası Arkası
Saat: 12:30

Giriş: Kamusallık-Kamusal Alan-Siyasetle İlişkisi

-Olaylar başladığından beri dünyada olanlar, bu gerilimleri anlama adına, gerilimden siyaset üretme adına kamusallık-kamusal alan-siyaeset ilişkisi meseleleri önemlidir.


-Günümüzde ekonomik dönüşümlerde eskiye göre ciddi farklılıklar var. Son 20-30 yıldır birçok ülkede eşitsizlik çoğalııyor, ortak kullanımda olan birçok alan kamusal olmaktan çıkarılıp özelleştiriliyor alınır satılır mala dönüştürülüyor(Gezi Parkı-Haydarpaşa Garı-Emek Sineması)

-Birbuçuk aydır yaşanan hareket şehir merkezli, enişlemek başka mecralara taşımak, dönüşüm yolu açmak isteniyorsa buralarla iletişime geçmek gerek.

-Kamusal ve kamusal fayda, kamusal çıkar ne ifade ediyor.

-Olay salt kentle sınırlandırılmamalı. Dünya ve dünya ötesinde kaynaşmamız yerinde olur.

-Önemli bir sorun lokale indirgenmesin. Birleşilirse daha da cesaretli olunur. Ayırdımda olmak insanı güçlendiriyor.

-Boğaziçi Üniversitesi diğer üniversitelerden politik-sendikal ve öğrenci hareketleri açısından farklı. Diğerlerinde idare üzerinden kamusallık gidiyor. Boğaziçi kollayıcı olmalı, devlete karşı pozisyonunu farklı almalıdır.

-Gezi süreci ve öncesinde gündeme gelen kentsel dönüşüm deprem konusu vurgulanarak yapılmakta. Doğrudan kamu alanı  özelleştirmesi sözkonusu –muhalefet sözkonu. Sulukule-Tarlabaşı  örneğinde sınıfsal ve yapısal değişim oluyor. Sulukule’de mülk transferi oldu (Elif İnce haberi)

-Hisarüstü’nde kiralanacak daire stoğu-metro-kentsel dönüşüm ile rant yükselecek. Hisarüstü platformu ile görüşülsün.

-Görüşmede yapıcı olunmalı ve öğrencinin para kaynağı olmadığı hissettirilmeli.

-Devlet insanın üzerine çok geliyor.  Şirketlerdeki çalışma zaman kısıtı içinde buraya enerji aktarımı zor olacak.

-Sermaye-Boğaziçi Üniversitesi işbirliği kariyer günleriyle kısıtlı kalıyor.

-Doğatepe Platformu’na belirlenen gündemle gitmek gerek.
-Mahalle-okul ilişkisi,
-ne konuşulacak,
-komitedekiler okula davet edilsin mi?
-Oradan okula temsilci gelsin mi,
-duyurular iki tarafa eş güdüm gitsin,
-kentsel dönüşüm,
-depreme dayanıklılık

-Akademik dil soğutabilir. İkna ile;
-ileriye dönük proje ne olacak
-Hisarüstü’ne tapu verilmedi binalaşma sürecinde işlerler seçimlerle üzerinden
  Yürüdü
-Hisarüstünde kooperatif kuruldu gündeme dahil olalım
-Doğatepe platformu mülküyet-kooperatif
konuları üzerinde durulabilir.

-Uzun kentsel dönüşüm konuşuluyor ancak ne Hisarüstü  ne de akademisyenler deprem söylemine ikna değil. Tapu-ev mutahitlere satıldı, hakkın yok deyip tek tek satın alındı, muhtarlarla satın alındı.

-Gezi döneminde 20 semt kooperatifi bir üst yapı  kurulumuna gidiyor.

-Kentsel dönüşüm atölyesi var mı? Dönüşüme müdahil olunacaksa alternatif atölye çalışması yapılabilir.
-Mimarlar Odası’nın  çalışması var
-uzmanlık ve toplumsal talep birleşsin
-önce mahallenin kaygisi görülsün
-dönüşüm ada olarak olsun kamuya karşılığında hizmet almak gibi
-Belediye başkanı  çağrılsın mı?
-Hukukçular kentsel dönüşüm konusunda sunum yapsın
-Hisarüstü mahallesi kooperatifleri (3 adet) gelsin

-Hukuk –Mülkiyet. Tapu kadastro birçok yerde yok. Arsalar kimin, tapulu mu tapusuz mu konuları gerilim ve manipülasyon yaratıyor. Köylük-kırsal bölgelerde toprak ihtilafı arttı. Biri mera-orman diyor diğeri belediyenin diyor mahkemelik durumlar var. Hukuk bu anlamda siyasi bir alan. Hukuk bu mücadelenin elini güçlendirir.

-Kentsel dönüşümde okulların şehirdışına taşınması projesi gündeme gelebilir. Okullar alışveriş  merkezi gibi olabilir.

-Doğu Karadeniz HES’de çay 1-2 km uzanıyor, parçalara ayrılıp farklı şirketlere baraj üzerine ihaleye çıkıyor. Doğa tahribatı yapılıyor. Çay milim milim özelleşiyor. İktidar bu yola kendine yakın sermayeye kaynak aktarimi yapıyor. Siyasi olarak bunu yapmaya mecburlar. Gezi-kışla yaptırmak dönüşerek hangi şirket nemalanacak çok ciddi. 1939 milli burjuvasi örneği var elimizde. David Harwey milliyet üzerinde hak kuramı hatırlatıldı.

-Kırsaldaki dönüşüm burayla nasıl bağkanır. BUKOP üreticiyi besler. Burada pratik bir ilişki kuruluyor HESlerin yapıldığı (Doğu Karadeniz çay-fındık üretimi gibi)

-BUKOP üreticiyi desteklemsi açısından çok önemli. Üreticililer örgütlenmiş durumda Bir şemsiye sendika var. Tarımda sendikalaşma nadir görülür. BUKOP nasıl geliştirilir?

-Kentsel dönüşüm birleştirilip hep beraber direnme olmasında ziyade özelde kalınca bu tarz davranışlar irrasyonalize edilebiliyor.

-Forumun formatı ne olacak. forumbogazici@googlegroups.com hatırlatıldı.

- Seçimler konusunda nasıl bir çözüm getirilebilir

-Dış politika nasıl takip ediliyor (Ortadoğu-Suriye-Mısır)
-BUKOP

-Cuma günü Doğa Tepe forumundan bilgi alınsın

-Avukatlar forumda kentsel dönüşüm ile ilgili bilgi versin
- I. Su savaşları çağrısı

-YÖK yasası

-Gözaltın cinsel taciz-tecavüz

-Mısır forumları-Akademisyenlerin sunumu talebi

-Kadın forumları blogu açılımı süreci

-Polis şiddet-psikolojik eğitim-psikoloji testi

-Pazar günü yapılacak olan Takas Pazarı hatırlatıldı.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Kınalıada Forum Notları (4 Temmuz)


1. gündem bu forumun kınalıada ada adına kararlar alıp alamayacağı idi. Foruma katılanların sayısının azlığından ve neredeyse hep aynı kişilerin katılımından dolayı bu forumun karar alma yetkisi sorgulandı. Bu gündemi öneren arkadaşla birlikte birkaç kişinin daha, komisyonlarda görev alanların dahi forumlara katılmaktaki isteksizliği nedeniyle çekinceleri vardı. Ancak komisyonlarda yer alan arkadaşların toplantılarına ayrı günlerde devam ettikleri ve aldıkları görevleri sürdürdükleri de belirtildi. Adadan gelen bir talep olmamasına, burada yaşayan çoğunluğa rağmen bir karar alınmasının doğru olup olmayacağı tartışıldı. Forum herkese açık olduğu ve inisiyatif alıp gelenlerin katılımıyla gerçekleştiğinden ve böyle bir ihtiyacın tüketilmemiş olmasından dolayı forumun devam edilebileceği kararına varıldı. Ayrıca katılımın az olmasının sebeplerini düşünmek ve katılımın arttırılması için neler yapılabileceği üzerine kafa yormak gerektiği de konuşuldu. Bununla birlikte kınalıadada bu foruma kadar yapılan forumların gezi ruhuyla yani çıkış noktasıyla arasındaki paralellik tartışıldı ve yerel sorunlara hapsolmayıp biraz daha siyasallaşmasının uygun olacağı, bu nedenle de yerelle ilgili çöp, hayvanlar, şenlik gibi konuların tek başlık altında tartışılabileceği kararına varıldı. 
2. Çöp toplama vs gibi faaliyetlerin bunu kendi başımıza çözebileceğimizi düşündüğümüz için değil, hem adalıların hem de yerel yönetimin dikkatini çekmek için yapıldığı konuşuldu. Adaların otoban ile istanbula bağlanacağı söylentilerinin olduğu ve bunun ya da benzeri projelerin de aslında kentsel dönüşüm belasını adalara taşıyacağı, bu konuda diğer adalarla birlikte birşeyler yapılması gerektiği konuşuldu. Gezi Parkı ruhunda bir direniş için Sivriada ve Yassıada projelerine karşı çıkmanın bir örnek olduğu söylendi. Çünkü bu tam da aslında yaşam alanına sahip çıkabileceğimiz gerçek ve gezi ruhuna bir konu. Adalar arası koordinasyon bu açıdan da çok önemli. Bunlara ek olarak sokak şenliğinin müzikli olması ve yerinin toplandığımız yerde olması konuşuldu.

3. Son olarak Mısır'daki süreç konuşuldu. Bunun bir darbe mi yoksa halkı arkasına alan bir toplumsal müdahale mi olduğunun iyi anlaşılması gerektiği, bununla birlikte gerekçesi ne olursa olsun darbeye karşı olduğumuzun her fırsatta altının çizilmesi gerektiği vs konuşuldu ama tartışma yarım kaldı, ki daha da çok uzun uzun tartışılabilecek bir konu gibi görünüyor.

9 Temmuz 2013 Salı

Adana Atatürk Parkı Forum Notları (4 Temmuz)

-          Adana basınında ne kadar takip ediyorsunuz bilmiyorum ama son zamanlarda her ne kadar 5 Ocak Stadyumunun yıkılıp yerine Avm ve rezidans yapılması gündemi tartışılıp mücadele etsek de, basının sümen altı ettiği bir çok talan ve peşkeş var şehrimizde. Bilmiyorum hatırlar mısınız? Birkaç ay önce Beyazevler Dilberler Sekisi civarındaki çamlığın yıkılıp yerine alışveriş merkezi ve otel yapılması gündemdeydi. Bazı duyarlı basın kuruluşları ve halkın tepkisiyle bu projeden vazgeçildi. Ancak bu yine de siyasi erklerin yeşil alanları ranta dönüştürme sevdasına engel olmadı. Bugün inşaatı tamamlanmak üzere olan Sheraton Otel’in önünde bulunan Seyhan Nehri kıyısında, içinde çocuk parkının da bulunduğu parkın yeşil alanı, sadece 40 bin liraya yıllık olarak Sheraton Otel sermayesine peşkeş çekildi. Yarın orada insanlar dinlenemeyecek, çocuklar oyun oynayamayacak, tıpkı zamanında Hilton Oteli önündeki halk arazisinde olduğu gibi. İnsanların ne yazık ki bilmediği birçok rant belediyeler kanalıyla sermayeye peşkeş çekilmekte. İnsanlar beton yığınları görmekten bıktı. Göstermelik yapılan ve her ay yenilenen çiçekten, böcekten milyonlarca lira rant sağlanan sözde yeşil alanları kınıyoruz. Örneğin Çifte Minare’nin karşısında bulunan iş merkezi Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi yerleşkesi haline getirilmiştir. Bitişiğinde yükselen plazanın devamı ise düne kadar yeşil alandı. Büyükşehir Belediyesi tarafından imarı değiştirildi ve Seyhan Belediyesi tarafından ruhsatlandırılarak betonlaşmaya kurban edildi. M1 alışveriş merkezi çevresindeki verimli arazilerin imar yoğunlukları 0,15, 0,30’dan 1,20, 1,60’a çıkarıldı. Yani verimli araziler üzerine küçük bir alana tek katlı bir bina yapılmasına izin verilirken, yarın bu bölgeye geniş arazilere yüksek katlı binalar yapılacak. Sözde şehirleşme gerçekleşmiş olacak. M1 alışveriş merkezinin batısında verimli arazi 2011 yılında yapılan düzenlemeyle tarım arazi vasfından çıkarıldı. Konut arazisi durumuna getirildi. Kimler bu süreçten nemalanıyor? Süleyman Demirel Bulvarı’nın göl kıyısında Yaban Hayatı Koruma Alanlarının konut alanı olarak alınması için kimler lobi oluşturuyor, kimler baskı yapıyor? Ve son olarak yine bir Avm tehlikesi ile karşı karşıyayız. Bu defa her ne kadar yeşil alan talanı olmasa da bürokratik bir soygun. Türkmen başı Bulvarı ile Belediye Evleri karşısında Forum Adana Avm inşaatı başlamakta. Bu alan ticari bir alan değil. Tamamen konut alanı. Bugüne kadar sessiz kaldık, yüz buldular. Adana sahipsiz değildir. Hepinizi direnişe davet ediyorum. İnsanlarımız bu konuda maalesef ki bilgisiz. Olan biteni modernleşme olarak görüyorlar. Lütfen bu peşkeşlere karşı çıkın. Gerek sosyal medya ile gerek ilgili belediyeye yapılacak doğrudan başvurular ile bu tepkiler dile getirilebilir.

-          Eskiden Adana sanayide birinciydi. Daha sonra yatırımlar çekildi. Adana modern bir köy havasında. Bizler geldik gidiyoruz, ama siz gençler daha yeni geliyorsunuz. Onun için sizler daha çok çalışın. İnşaat Mühendisleri Odası dilekçeleri hazırlasın, bizde imzalayalım.

-          İnşaat Mühendisleri Odası ile bir görüşmemiz olacak. Forum’a gelecekler. Onun dışında 5 Ocak Stadyumu ile ilgili itiraz dilekçesi örneği burada var. Yazabilirsiniz. Şu an 45 veya 50 tane daha dilekçe geldi. Toplam herhalde 350, 375 civarı dilekçe oldu. İnşaat Mühendisleri Odası’na teslim edeceğiz bu dilekçeleri. Tek bir dosya olarak gidecek. 2 hafta süremiz var. Toplayabildiğimiz kadar çok dilekçe toplamalıyız.

-          Hürriyet Mahallesi’nde olan olaylarla ilgili gözlemleri sunacağım size. Polis Dağlıoğlu’nda ciddi bir operasyon başlatmış. Aynı şekilde Gülbahçesi ve Şakirpaşa mahallerinde de. Bu mahalleler de genellikle torbacı dediğimiz kişiler var. Bu da olayın siyasi bir sorun değil de uyuşturucuya yönelik bir operasyon olduğunu gösterir.

-          63 tane akil adam var. Türkiye de ki bu 63 adam akıllıda geri kalan hepsi, halk deli mi? Biz çok daha akıllıyız. Biz birlik olursak başarırız. Barış süreci falan deniyor. Lice’de ki olaylar esrar, eroin ile ilgili.

-          Lice olayları ve Dağlıoğlu’nda çıkan olaylarla ilgili arkadaşlar bir takım şeyler söylediler. Şimdi ben kişi olarak Lice ve Dağlıoğlu olayları ile ilgili somut bir bilgiye sahip değilim. Sadece televizyonlarda ve gazetelerde yazılanları biliyorum. Lice olayları ile ilgili televizyon ve gazetelerde söylenen de şu. Orada bir esrar olayı var ve problem bundan kaynaklanıyor. Diğer arkadaşın belirttiği de öyle. Diyor ki Dağlıoğlu’nda torbacılara yönelik bir operasyon vardı ve olayın siyasi bir yanı yoktur. Ne hikmetse Gezi olaylarında basında yazılanlara inanmıyoruz ama Lice söz konusu olunca inanıyoruz. Başbakan diyor ki camide içki içilmiş. Biz inanmıyoruz. Ama Lice’de ki olay esrar olayı diyorlar ve hemen inanıyoruz. Gerçekten öyle mi acaba? Gazetelerde okuduklarımız dışında, televizyonda gördüklerimiz dışında orada olan olaylarla ilgili herhangi bir bilgimiz var mı? Şimdi Lice’de on yıllardan beri esrar ekiliyor. Milyarlarca liradan bahsediliyor. Ve koskoca devlet her şeye müdahale ediyor ama oradaki esrar tarlarına bir türlü müdahale edemiyor. Ve bu on yıllardır böyle. Demek ki bu devlet çok zayıf. Öyle mi? Bir başka olay olduğunda yalancı basın diyoruz. Ama bir başka olay olduğunda o basına hemen inanıyoruz. Bu çelişki nereden kaynaklanıyor? Ben basın ne yazıyorsa aksinin doğru olduğuna inanıyorum.

-          Ben arkadaşın bahsettiği Hürriyet olayına değinmek istiyorum. Olaylarla ilgili bilgim var. Oradaki olay kesinlikle uyuşturucu operasyonu değildi. 21 yaşındayım. Kendi bildim bileli Hürriyet’e uyuşturucu operasyonu yapıldığını görmedim. Bu operasyon Lice’de ki katliam üzerine yapıldı.

-          Hürriyet mahallesinde oturan biri olarak, olayı gören biri olarak anlatayım. Zamanında eroin vardı. Kendi çabamızla bunu bitirdik. Ama esrar en küçük çocuğa kadar yayılmış. Bunu bitirmek çok zor. Bunu bitirmek için mahalle meclisleri kuruldu. Bunun başında benim öz dayım vardı. Ve dayım, muhtar dahil o mecliste bulunanlar Kck operasyonu adı altında içeri alındılar. Sırf mahallede ki esrar devam etsin diye. Bunlar bizzat devlet tarafından yapılan şeylerdir. Bunları medya çok yanlı anlatıyor.

-          Bir duyuru yapmak istiyorum. Şu anda Meydan mahallesinde de bir forum var. Oradaki arkadaşları selamı var. Sanıyorum Cumartesi günü de Doğal Parkta bir forum var. Yani yalnız değiliz arkadaşlar. Adana da birkaç yerde forumlar devam ediyor.

-          Ben gündem dışında bir şey eklemek istiyorum. Çorum Olayları dersem hatırlar mısınız? 1980 Mayıs, Haziran olaylarından bahsediyorum. Bugün yaptığım araştırmada bu konu ile ilgili detaylı bir belgesel bulamamakla beraber, Trt’de bu olayları diğerlerine göre nispeten daha detaylı anlatan bir belgeselle karşılaştım. Bununla ilgili yarın bu konuda bir bilgilendirme yapmayı teklif ediyorum ben sizlere. En azından buradaki arkadaşlarımız olayları bilsinler.

-          Bir duyuru yapmak istiyorum. Sosyal medya üzerinden örgütlenen bir kitle var. Uluslar arası sokak tiyatrosu ve Orkestrası etkinliği var. Bu Adana’da yapılmak isteniyor. Ancak şu an yeterli bir kitle yok. Eğer bu kitlenin arasında yer almak isterseniz, görev almak isterseniz lütfen moderasyon’a başvurunuz.

-          Ben devlet memuruyum. Ve sendikalıyım. Bizler basın açıklaması yapıyoruz. 15 kişi oluyor. Sizlerden ricam şudur. Lütfen bizim basın açıklamalarımıza, Stk’ların basın açıklamalarına biraz daha duyarlı olalım. 10 kiş ile 15 kişi ile yaptığımız basın açıklamaları bir ses getirmiyor.

-          Sendikaların yaptıklarının herhangi bir etki sahibi olabilmesi için, üyelerinin fazla olması ve bilinçli olması gerekiyor. Sendika dediğimiz şey çalışanların kendi örgütlülükleri ve işverenlere karşı güç birlikleri. Eğer güçlü olmazsa sendika, ben çalışmıyorum dediğinde hayata dair bir değişiklik yaratamayacaksa basın açıklaması da yapsa işe yaramıyor. Ertesi gün sözleşme pazarlılığında da hiçbir yaptırımı olmuyor. Sadece sendikaların basın açıklamasında değil her türlü karar mekanizmasında üyeleri eğer aktif olmazsa bir biçimde yukarıdakilerin ekmek kapısı haline geliyor. Hayatlarımızın bütün alanlarına sahip çıkalım. Bir de çalışma saatlerinin de azaltılması ile ilgili talepleri de yavaş yavaş oluşturmalı ve gündeme getirmeliyiz. Dünya da daha çok üretmeye değil daha az şeyle yetinip daha mutlu olmaya ihtiyacımız var. Daha öz bir hayata doğru, daha mutlu bir hayata doğru yol almanın şartlarından biri de çalışma saatlerinin azaltılmasıdır. Sanayi Devrimi’nden sonra 12, 15 saat falanmış, çok büyük kavgalardan, mücadelelerden sonra 8 saat kabul ettirilmiş. Bunu neden biz 5 saate çektirmeyelim. Aklımızın bir köşesinde bulunsun. Yoksa tartışmalara ne enerjimiz ne vaktimiz kalıyor.

-          Çalışma saatlerinin azaltılması ile ilgili arkadaşımın söylediklerine katılmıyorum. Önce çalışkan olmayı, disiplinli olmayı öğrenmeliyiz. Ve sağduyumuzu kesinlikle kaybetmemeliyiz. Ne olursa olsun.

-          Lice’de yapılan eylemin bir barış eylemi değil de bir uyuşturucu eylemi olduğunu söyledi Erdoğan. Bu yaptığı açıklama tamamen yanlıştır. Belki bizim içimizdeki arkadaşlar bilmeyebilirler. Uyuşturucunun zorla, devlet eliyle Lice’ye girdiğini medya herkesten saklıyor. Şunu bilin ki Diyarbakır’ın içinde uyuşturucunun her türlüsünü kullanmak, satmak yani uyuşturucu ile oynamak serbest fakat dışarı çıkarmak yasak. Bunun tek nedeni de oradaki halka alın siz bunla oynayın, bana karışmayın, eylem yapmayın, bana karşı direnmeyin demesinden başka bir şey değildir. Ben Şakirpaşa’da oturuyorum. Biz şu anda halk meclisini kurduk. Uyuşturucu satanlara, esrar satanlara karşı bir mücadele başlatıldı. Şu an uyarıyoruz. Sonraki aşamada uyuşturucu satanları komple mahalleden uzaklaştıracağız. Süleyman Demirel’de, Turgut Özal’da uyuşturucunun diğer mahallelerden kat kat daha fazla satıldığını bilmekteyiz. Ama ona karşı diğer mahallelerde uyuşturucuya karşı herhangi bir operasyonu görmekte miyiz?

-          Tekrar merhaba. Ben çalışma saatleri ile ilgili söylediklerimin yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Ben çalışma saatleri azaltılsın derken insanlar boş boş dursunlar, hiçbir şey üretmesinler demek istemedim.  Sadece neyi, niçin ürettiğimizi bilecek kadar bilinçli olmaya vaktimiz olmasını, sadece bizim üzerimizden para kazananlar için çalışmayı değil,  kendimiz için de çalışmamız gerektiğini söylemek istedim.  Sakinleşecek kadar, Değerlendirme yapacak kadar, tarihi öğrenecek kadar, felsefe üzerine tartışma yapacak kadar, bir müzik aletini çalmayı öğrenecek kadar vaktimizin kalması çok hayati bir şey diye düşünüyorum. Bu bir lüks değil, tembellik değil. Çok yönlülük ve kendini geliştirmedir. Çalışmanın benim için daha güzel bir versiyonudur. Paralı çalışmayı tek çalışma biçimi olarak ortaya koyduğumuz zaman çok kısır bir dünyaya gidiyoruz. Şu an da yaşadığımız dünya da zaten öyle bir dünya.

-          Ben bir soru ile başlamak istiyorum? Burada ehliyeti olan kimler var? Ehliyetlerimiz yenileniyor. Ehliyetleri değiştirmek üzere 101 TL ücret ödeyeceğiz. Peki üç günden beri trafikte olan var mı? Trafikte olup da mağdur olmayan var mı? Buradan gündüz vakti çıkıp Küçüksaat’e 35 dakika da gidiyoruz. 3 günden beri bu böyle. Bu bana biraz psikolojik baskıymış gibi geliyor. Her tarafta çevirme var. Bir şekilde kendimi mağdur hissediyorum. Ben de acaba aynı hisleri yaşayan var mı diye sormak istedim.

-          Herkesten ehliyet bedeli olarak, daha doğrusu değerli evrak bedeli olarak 101 TL talep edeceklermiş. Vergi harcı yok ama değerli evrak bedeli alıyorlarmış. Yapılan hesaba göre 2 trilyondan daha fazla bir paraya mal oluyor. Peki, ben şunu sormak istiyorum. Dünyada hangi evrak bu kadar değerli olabilir?

-          Az önce bir arkadaş uyuşturucu ile ilgili bir şeyler söyledi. Türkiye’nin %90’ı uyuşturucu içiyor. Hangi birine diyeceksin ki içme. Bir ana, bir baba evladına sahip çıktıktan sonra hiç kimse uyuşturucu içmez. Şimdi git arkaya bak, bir sürü insan içiyor. Devlet bile baş edemiyor, biz hiç baş edemeyiz.

-          Arkadaşa katılıyorum. Gerçekten %90’ı içiyor. Zamanında biz de kullandık. Ama işte kendi mahallemizde gerekeni yapacağız. Hürriyet olarak, Şakirpaşa olarak, Gül bahçesi, Dağlıoğlu olarak gerekeni yapacağız.

-          Uyuşturucu ile ilgili sorunun kaynağı şu. Uyuşturucu nerede yetişiyor? Doğu Anadolu Bölgesi’nde. Peki, bugüne kadar 90 yıllık tarihimizde Doğu Anadolu Bölgesi’nde devlet ne yaptı? Ona bakmak lazım.  Bir fabrika kuruldu mu oraya? Bir işletme götürüldü mü? Götürülmediği gibi buradaki işletmeleri de Marmara Bölgesi’ne taşıyorlar. Ben askerliğimi Şırnak’ta yaptım. Oradaki insanların yapacağı iki şey vardı. Ya hayvancılık yapacak, ya da dağa çıkacak. Başka bir şansı yok. Üçüncü bir şansı devlet ona vermemiş. Şimdiye kadar ki hükümetlerin hepsi oradaki insanları cahilleştirmeye çalışmış. Çoğu köyde elektrik yok.  Su yok. Yol yok. Çoğu insan 1 ay 1,5 ay köylerden şehirlere gidemiyorlar. Yollar kapalı. Çalışma yok. Şimdi sen böyle bir şey yaptığın zaman insanlar ne yapacak? Aç kaldıkları zaman farklı yollara giderler. Burada en büyük sorun devlettedir. İkinci olarak bu kenevir üç aylık zamanda yetişiyor. Orada her gün helikopterler kalkıyor, keşfe çıkıyor. Bunu bir ay sonra anlamadın. İkinci ve üçüncü ayda anlamadın. Paketlenirken yolda yakalanıyor. Devlet bunun yetişmesine müsaade ediyor gibi geliyor bana.

-          Hükümetimizin politikasında şu var. Çamur at izi kalsın. Şimdi orada masum bir vatandaşımız öldü. Tek suçu özgürlük ve barış istemekti. Ben buna inanıyorum. Hemen atıyorlar gündeme, esrar olayı. Bununla ne alakası var bir ölünün. Yani günah değil mi? Atıyor bir çamur, gündemi değiştiriyor. Bu esrar falan hikâye. Ben bildim bileli orada bu yetişiyormuş. Neredeydi hükümet? Tek suçu karakolun karşısına geçip biz barış, özgürlük istiyoruz demek. Aslın direniş bundan sonra başlıyor. Hepimiz kenetlendik.

-          Ben hukukçuyum. Uyuşturucu meselesiyle özellikle bir dönem ilgilenmiş bir hukukçuyum. Öncelikle şunu hatırlatayım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin müsaadesi olmadan bu kadar büyük bir uyuşturucu ticareti yapılması mümkün değildir. Bunun altını bir kere çizelim. Türkiye Cumhuriyeti toprakları Afganistan ve Kolombiya’dan sonra dünyanın üçüncü büyük uyuşturucu cenneti.  Avrupa, Yakın Asya, İskandinav Ülkeleri ve Büyük Britanya’ya kadar bütün o coğrafyanın uyuşturucusu buralardan gidiyor.  Devrimci bir öğrenciyi ya da bir devrimci liseliyi devletin tüm olanaklarıyla nasıl takip ettiğini son Gezi meselesinde gördük. Dolayısıyla sıradan bir insanı Türkiye’nin en ücra köşesinde bile bulan, tespit eden bir devlet aygıtı var. Bu muazzam bir aygıt. Bu aygıt nasıl oluyor da bütün bu ticaret olurken masum bir şekilde orada da hint keneviri varmış, burada da bilmem ne varmış diyebiliyor. 1990’lı yıllarda Susurluk Kazası diye bir olay oldu. Ondan sonra Susurluk Raporu diye bir rapor yayınladı devlet. O zaman Mesut Yılmaz başbakandı. Helikopterlerle, özel timlerin panzerleriyle bu ülkede nasıl uyuşturucu ticareti yapıldığı resmi tutanaklara geçti. Meclis raporlarına geçti. Devlet organize ediyor, payını alıyor. Ben sosyalist bir insanım. Biz söylediğimiz zaman şöyle diyorlar. İşte bunlar zaten komünist, PKK’lı, bilmem ne. Bunu söyleyen bir isim söyleyim size. Şevket Bülent Yahnici diye bir adam vardır. MHP’nin uzun dönem genel başkan yardımcılığını yaptı. Milliyet gazetesine 2005 yılında verdiği röportajda uyuşturucunun %90’ını devlet kontrol ediyor diyor. Sonra da Erdoğan çıkıp işte onların derdi uyuşturucu diyor. Onlar gidip Sedat Bucak’ın Siverek’teki, Bilecik’teki tarlalarına baksınlar. Kenevir ekiliyor. Her tarafta devletin helikopterleri geziyor. Panzerleri geziyor, Tankları geziyor. Önce bunun hesabını versinler. Dolayısıyla biz devrimciler, Kürtler, Ermeniler, kadınlar, farklı cinsel yönelim sahipleri, işçi sınıfı, emekçiler, bütün muhalifler, eylemlerde kendini ispatlayan onurlu insanlar -bu kategoriler değişebilir- bir taraftayız, uyuşturucu mafyası, devlet ve onların bir numaralı işbirlikçisi sermaye bir tarafta. Siz sanıyor musunuz ki Sabancı’nın otelleri, büyük sermaye gruplarının kumarhaneleri, bütün o rezil işletmeleri bu işin arkasında değil. Şu Ziyapaşa’dan çıkın yürüyün arkadaşlar. Herkes biliyor. Herkes işine geldi mi Kürt mahallerinde orada torbacılar var diye Kürtleri suçlamak için her türlü iğrenç saldırıyı yapıyor. Ben size Ziyapaşa’da, Duygu Kafe’nin orada uyuşturucu satılan yerleri tek tek sayabilirim. Her kim ki uyuşturucu ile Kürtleri aynı cümlede kullanıyor bir biçimde milliyetçiliğin oyununa geliyor demektir. Kürt siyasal hareketinin en şanlı sicillerinden birisi şudur. 90’lı yıllarda uyuşturucu ile ilgili kim varsa işbirliği yapan, derhal tespit edip fişliyorlardı, gerekirse çeşitli biçimlerde cezalandırıyorlardı. Bu iyi bir yöntemdir. Yalnızca mahallelerde değil bütün alanlarda hepimizin yapması gereken bir yöntemdir.

-          Başından beri buradayız. Kısmen burada kurduğumuz arkadaşlıklar adına da konuşuyorum. Konuşmaların milliyetçilik ekseninde, etnik kökenler ekseninde yürümesinden biz rahatsızız. Ya da siyasi beklentiler, siyasi anlaşmalar üzerinden yürütülmesine biz karşıyız. Bu tür tartışmaların buralarda olması uygun olabilir ama öncelikli sebeplerimiz ve amaçlarımız bunlar değil. Sayımız azaldı. Etnik meseleler, siyasi bağlantılar gibi şeylerden kaynaklı kopuşlar oluyor. Bunlara dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Son bir konu daha. Bir şeyleri devletin çözmesini beklemek bana pek olası gelmiyor. Bunca sorunu yaratan da, bu hale getiren de devletin kendisi. O yüzden bulunduğunuz grubun, forumun ya da dahil olduğunuz sosyal medya gruplarının hepimiz tarafından sahiplenilmesi bizler için elzemdir.

-          Biliyorsunuz yıllardır kadın üzerinden yürütülen bir siyaset var. Kadınların başörtüsü üzerinden kotarılmış bir siyasetle karşı karşıyayız. İki gün önce Takvim gazetesinin manşetinde sevgilisi tarafından dövülen bir kadının fotoğrafı vardı ve üzerinde de nakavt yazıyordu. Bu bir spor değil. Bu bir erkek şiddeti. Yandaş medyanın bu şekilde bir manşetle çıkması çok acı. Bugün kadınlar Takvim gazetesinin önünde eylem yaptılar. Kadın konusunda herkesi biraz daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

-          Forumlarda birbirimizin sesini duymaya ihtiyacımız var. Forum düşünceleri paylaşma mekânı. Çok sevdiğim bir söz var. Sesinizi duyurmak istiyorsanız, sesinizi değil kelimelerinizi yükseltin diye. Biz neden hep birlikte sokaktayız? Nelerin değişmesini istiyoruz? Nelere karşıyız? Bizi bölen, güçsüzleştiren şeyler neler? Bunları konuşmak için buradayız. Burada forumu düzenleyen arkadaşlar çok çok büyük bir çaba sarf ediyorlar. Görüyorum her gün aynı arkadaşlar. Düzenlemek, yönetmek için çok büyük bir mesai harcıyorlar. Not tutulması için orada ses kaydı alınıyor. Deşifre ediliyor. Benim önerim şu. Normalde hiyerarşik olmayan bir yapılanma da en önemli şeylerden biri görev değişimi ve gönüllülük esaslarıdır. Uzmanlaşma da bir süre sonra eşitsizlik yaratmaya başlar. Forumların başında gönüllüler arasından moderatör seçelim, not tutacaklar seçelim. Hatta tutulan notları bilgisayara geçirmek için bile birilerini seçelim. İş yükünü paylaşalım. Hepimiz bir şeylerin ucundan tutmayı öğrenmeliyiz Buna yapmaya forumlarımızdan da başlayabiliriz.

-          Milliyetçilik ve ırkçılık arasında ki ayrım bir türlü anlaşılamadı. Milliyetçiliğin neresinde olduğumuzu artık öğrenmemiz gerekiyor. Türk milliyetçiliği işini çözmemiz gerekiyor. Bir lider çıkıp dedi ki “Ne mutlu Türküm diyene”. Ne mutlu Türk olana demedi. Milliyetçilikle ırkçılığı ayrıştıralım. Bunları çözelim.

-          Milliyetçilik ve ırkçılık ile ilgili kısa bir şey söyleyeceğim. Ne mutlu Türküm diyene, Her Türk asker doğar, Türküm, doğruyum çalışkanım ve benzeri cümleleri Türklerin söylemesinde bir problem yok. Bunları söyledi diye de kimse ırkçı olmuyor. Ama siz bunu Türk olmayanlara söylemeyi zorunlu hale getirirseniz ve hatta daha Türkçeyi öğretmeden bu cümleleri söyletirseniz ırkçılık orada başlar.

-          Birbirimizi dinlemesini bilmiyoruz. Birbirimize tahammülümüz yok. Burada bölücülük yapıyoruz. Halk bu nedenle gelmiyor. Emperyalizmin tek bir amacı vardır, bölüp parçalayıp, yutmak. Sen Türksün, ben Kürdüm. Birbirimize girelim. Geçmişte yaptık bunları. Biz solcuyduk. Sonra solu da böldüler 42 parçaya. 42 parça birbirine silah sıkmaya başladı. Şimdi bunların aynısını yapıyoruz. Birbirimize saygı duyalım.

-          Tartışmalar olacaktır. Biz bir bütün olarak konuları tartışacağız. Herkesin burada bir görüşü var. Herkesin görüşüne de saygılıyız. Herkes fikrini söyleyebilir. Karşılıklı atışmaları kesersek daha iyi anlaşabiliriz.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Üsküdar Doğancılar Parkı Forum Notları (4 Temmuz)

Toplantı Notları;

- Pazar günü 18:00'de takas pazarı kurulacak. Giysiler depolanıp, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacak. 
- Pazar günü takas pazarı etkinliği bittikten sonra, isteyenler Kadıköy'deki "Gazdanadam festival"ine gidecek.
- Pazar günü 10:00'da Taksim Hill Hotel'de gerçekleşecek olan "Gezi direnişi, çözüm süreci ve Türkiye'nin demokratik geleceği " toplantısına Doğancılar Forumu'ndan bazı arkadaşlarımız katılacak.
- Gezi süreci boyunca adeta 3 maymunu oynayan sermaye medyasının, dün Mısır'dan saatlerce canlı yayın yapması forumda tepkiyle karşılandı. Medya kuruluşlarının bu tutumunun protesto edilmesi yönünde karar alındı.
- Kent Hareketleri'nin, 3. köprü projesi için yapılan ağaç katliamını protesto etmek için, 7 Temmuz 9:30’da Beşiktaş Barbaros Meydanı’ndan yola çıkarak bisikletlerle Garipçe Köyü'ne gitme kararı aldığı hatırlatıldı. Etkinliğe katılmak isteyenler için: https://www.facebook.com/events/571872939531090/
- Doğancılar Parkı forumu bünyesinde kurulan masaların üzerinde çok büyük bir yük olduğu ve bu yükün hafifletilebilmesi için foruma katılan herkesin elini taşın altına koyması gerektiği konuşuldu. "Herkes sosyal medya! Herkes iletişim! Herkes yaratıcı eylem masası!" denildi.
- 8 Temmuz Pazartesi 20:30'da Üsküdar İskele Meydanı'nda büyük bir yürüyüş düzenliyoruz. Tüm Üsküdar forumlarının katılımını bekliyoruz. Twitter'daki (@direnuskudar) davetini lütfen RT'leyelim. Aynı şekilde Facebook sayfamızdaki daveti de lütfen paylaşalım.
- Yerel seçimlerde sandıkta görev almak isteyenler için kişisel başvuru yapılması önerildi. Ancak kişisel olarak sandık başında bulunamayacağımız, sandıkta görev almak istiyorsak kendimize en yakın siyasi partiye başvurmamız gerektiği söylendi.
- AVM'leri protesto etme konusunda sürekliliğin önemli olduğu vurgulandı. "AVM'lere kesinlikle gitmiyoruz!" denildi.
- Tüketimi azaltarak da sisteme tepki gösterebileceğimizden bahsedildi. "Tüketim çılgınlığına son!" denildi.
- Çevre için herkesin kendi apartmanına geri dönüşüm kolileri koyabileceği, alışverişlerde file ve kese kağıdı kullanabileceği belirtildi.

Forum sorunsuz bir biçimde sonlandırıldı.

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Marmaris Forum Notları (4 Temmuz)

Forumumuz saat 9.30’da başladı.

Moderatör seçiminin bir sisteme bağlı olması önerisi geldi , ancak forum üyelerince  moderatörlüğün başkanlık etmek olarak algılanmaması gerektiği söylenerek gönüllülük esasına dayalı yürütülmeye devam edilmesine karar verildi.

Forum kuralları açıklandı ve konuşma süresinin 2 dakika olması uygulamasına devam edilmesi, benzer düşüncelerin farklı kişilerce tekrarlanmaması, ikili konuşmalardan kaçınılması, konuşmacıya müdahale edilmemesi istendi.
Her toplantıda gündemin, temin edilecek tahtaya yazılması, ayrıca toplantı yapılan yere ‘Taksim Dayanışması Forumu- Marmaris’adıyla  afiş asılması kararlaştırıldı. Önerilen    “Marmaris Halk Meclisi” ismi Meclis ifadesinin geniş kapsamlı bir kelime olduğu gerekçesiyle kabul görmedi.
Toplantı saati 9.00 olarak benimsendi.
Bu akşamın ana gündemi forumun bir metninin oluşturulması konusudur denilerek,  nihai olmamakla birlikte Funda Hanım tarafından hazırlanan metin okundu ve metne kesin sonucun verilerek Pazartesi akşamı forumda okunmasına karar verildi.Ayrıca bildirinin kısa olması, herkesin benimseyeceği genel bir çerçeve içine alınması, bildiriye eklenecek konuların araştırılarak yazılması söylendi.Metinde demokrasi ve adalet kavramlarına ağırlık verilmesi  önerildi.
Elif Hanım Taksim Dayanışması Forumu Marmaris bildirisi için önerilerini okudu.

1. Takas ekonomisini savunuyor ve geliştiriyoruz.

2. Farklılıklarımızla varız, bununla zenginleşiyor ve güçleniyoruz.

3. Halkların kardeşliğine ve özgürlüğüne inanıyoruz. Güçlüden yana değiliz.Hep beraber güçlenmeyi seviyoruz.
4. Güçlüden yana değiliz. Hep birlikte güçlenmeyi seviyoruz
5. devirmek değil kurmakla ilgileniyoruz.
6. Tüm forumlarda alınan en anlamlı kararÖrgütün adı İNSANLIK
7. Yurttaşlık bilincimiz ve haklarımızla örgütleniyoruz.
8. Seçim yasasını değiştirmenin en ivedi işlerimizden biri olduğubilinciyle somut çözümler üretmeye çalışıyoruz.
9. Parklarımıza, meydanlarımıza, mahallelerimize, doğal kaynaklarımıza, ormanlarımıza, nehirlerimize, denizlerimize , toprağa, tohumlarımıza, kamusal alanlarımıza, sanat mekanlarımıza sahip çıkıyor, kapital despotizmi ve ahlaksız rant ekonomisini bu kararlılıkla çökerteceğimize inanıyoruz.,  ormanlarımıza, nehirlerimize, denizlerimize, toprağa, tohuma, kamusal alanlarımıza, sanat mekanlarımıza sahip çıkıyor, kapital despotizmi ve ahlaksız rant ekonomisinibu kararlılıkla çökerteceğimize inanıyoruz.
Metne ilave olarak geliştirilmeye açık konular okundu. Halkların beraber yaşaması gerektiğinin belirtildiği bölümde geçmiş ve geleceği tartışmak yerine, halkların kardeşliğine vurgu yapmanın doğru olacağı belirtildi.
Mısır’da yaşananların forumda ele alınması önerisine karşılık, toplantının amacının bir fikri ileri sürüp o fikrin en iyi fikir olduğunu oylamak değil, gezi parkıyla başlayan direniş ruhunu canlı tutmak. Mısır’ da yaşananları tartışmak bu forumun amacı değil.
HES’lerle mücadele yıllardır devam eden ve uzmanlık gerektiren bir konudur. Bu konuların bu tür forumlarda çözülmesi zordur. Taksim dayanışmasına destek olmak için daha farklı konular üzerinde durmalıyız. 

Gezi olaylarından bu yana insanların haksızlığa karşı sesini yükseltmelerine şahit oluyoruz. MARMARİS TV’de Çamlı Köyü’ndeki taşocağının yasal olup olmadığını, kesilen ağaçların izin kapsamında mı kesildiğini araştırmalıyız açıklamasına ilişkin  Neşe Hanım bilgi verdi. Taşocağı ruhsatlı ancak ÇED’e tabi değil. Ruhsat eski sahibine ait , yeni sahibine ait ruhsat yok.Bu tür işletmelere kurumlarca izin veriliyor ancak sonrası takip edilmiyor. Bunun için bir çalışma grubu kurabiliriz.
Alt Çalışma Komisyonları kurma önerisi geldi ve köylüleri ve civar halkı bilgilendirmek için bir komite kurulmasına karar verildi. Pınar ÜNLÜ, Nazan BAYINDIR, Necmi BUĞDAYCI, Halil ŞAHİN, Sergen SUCU komitede çalışmaya gönüllü oldular.

Forum çalışmalarımızı ifade edecek rozet, tişört vb. belirleyici şeyler yapılması önerisi ifade edildi.

Tüm partilerin biraraya gelerek seçim sistemi değişmeden seçimlere girmeyeceklerini sağlayacak çalışmalar yürütülmeli, ruhu siyaset bilimini yeniden yazmalı, içine tabanın görüşleri mutlaka konmalıdır.Gezi merkeziyetçiliğe, baskıya tepki olarak başladı, bu tepki şiddetle bastırılmaya çalışılınca daha da tetiklendi. Çözümüm toplumun alınacak kararlara  direkt katılması olduğu açıkça görülmüştür. Bu nedenle toplumun kendisini yönetebileceği bir sistem oluşturulmalıdır.

Foruma misafir olarak katılan bir arkadaşımız, yöre halkının ve esnafın oluşumun içine çekilmesinin şart olduğunu ifade etti. Diğer bir öğretmen misafirimiz 4+4+4 sisteminin yürümediğinin görüldüğünü, eğitim kesiminin sorunlarının da büyük olduğunun hatırlanmasını istedi.

Neşe Hanım, Taksim Dayanışmasınca hazırlanan bildiriyi sık sık ve tkrar forumda okunmasını, bildirinin  gündemin bir maddesini oluşturmasını, diğer gündem maddesinin ise forum katılımcıları tarafından belirlenmesini önerdi.
Tolga Bey, Marmaris’in sorunlarıyla ilgili bir komite oluşturacağını ve komitenin çalışmaları hakkında foruma bilgi vereceğini söyledi.

Forum Ozan arkadaşımız Halil Şahin tarafından saz eşliğinde söylenen türkülerle sona erdi.

Kozyatağı Kriton Curi Parkı Forum Notları (4 Temmuz)

Gündem’e geçilmeden once Kriton Curi Parkı Gönüllü Evi’nden Soydan Bey söz alarak verebilecekleri destekler konusunda bilgi verdi. Soydan Bey konuşmasında şunları belirtti:

“Biz gençlerimizi seviyoruz , o yüzden de onlara elimizden gelen desteği vereceğiz. Gezi parkı eylemleri ve ardından gelen bu forumların yardımıyla önümüzün açılacağına , daha aydınlık günlere kavuşacağımıza inanıyoruz.”
Katılımcılardan Gönüllü Evi’nin destekleri ile ilgili çeşitli sorular yöneltildi :
·         Sizlerden ne tür destekler alabiliriz, detaylandırır mısınız?
Cevap :Bizler Kadıköy Belediye’sine bağlı çalışan gönüllüleriz . Sizden gelecek talepleri kendilerine iletmemiz ve onların değerlendirmeleri doğrultusunda desteklerimizi sunmamız gerekmektedir. Bu çerçevede aktivitelerinizi ve destek taleplerinizi haftalık olarak iletmeniz durumunda belirttiğim şekilde size destek vermemiz mümkün olacaktır. Belediye’nin destekler konusundaki tek talebi forumlarda Türk bayrağı dışında bayrak açılmamasıdır.
Cevap üzerine bazı katılımcılar sadece Türk bayrağı açılması konusunda karşı görüşlerini belirterek bunun Gezi Ruhuna aykırı olduğunu zaten Gezi Parkı eylemleri sırasında da yasadışı hiçbir bayrak, flama ve görüşün Kabul görmediğini belirterek bu uyarıyı gereksiz buldular.
·         Forumun yapıldığı amfiye elektrik bağlantısı ne zaman sağlanacak? Mutfağınızı iftar programı için kullanabilir miyiz?
Cevap : Mutfağımız iftar programlarını kaldırabilecek kapasitede değil.
·         Park alanında kitap getirebileceğimiz veya alabileceğimiz seyyar bir kütüphane bulundurabilir mi?
Cevap : Park içerisindeki gönüllü evimizde önceden kurulmuş bir kütüphanemiz mevcut. 08.30-17.30 arası açık. Şu anda yeniden kitap toplamaya başladık, kütüphane çalışma saatlerini ve şeklini yeniden düzenleyebiliriz.
·         Yağışlı havalarda forum için kapalı alan desteği sağlanabilir mi?
Cevap: Belediye ile görüşelrek karar alınabilir.
·         Gönüllü evinin ne tür etkinlikleri bulunuyor? Örneğin tiyatro, saz çalma vb faaliyetler var mı?
Cevap :Tiyatro vb oldukça güzel aktivitelerimiz mevcut. Hatta tiyatro grubumuz için erkek oyuncu sıkıntısı çekiliyor.Bize gelerek faaliyetlerimizi ve bizi daha yakından tanımanızı isteriz.

Gündem konularından once görüşülen konular :
·         STK ve Siyasi Partiler Komitesi üyesi komite olarak iletişim sorunu yaşadıklarını iletti ve forum sonrası komite üyelerini görüşmeye çağırdı.

Gündem 1 : Forum sıklığı 
Bu kısımda katılımcılar forumun her gün veya aralıklı olarak (haftada 2 veya 3 gün) yapılması konularında çeşitli görüşler paylaştılar.  Görüşlerin sonunda yapılan oylamada oyçokluğu ile forumun her gün yapılmasına devam etme kararı alındı. Ayrıca daha etkin organize olabilmek için forumda görev yapacak moderatörlerin bir önceki gün seçilmesine karar verildi. Bir sonraki gün görev yapacak moderatörler belirlendi .

Gündem 2 : İftar organizasyonu   
Bu kısımda katılımcılar iftar organizasyonunun sıklığı ve kapsamı konusunda çeşitli fikirler paylaştılar. Yapılan oylamada deneme amaçlı Ramazan ayının ilk haftasında forum katılımcıları arasında iftar yapılmasına karar verildi. Katılımcılar evlerinden getirdikleri yiyeceklerle birlikte iftar yapacaklar. İftar tarihi olarak Ramazan ayının ilk Cuma günü (12 Temmuz) belirlendi.
Görüşmeler sırasında bir katılımcı , Gezi parkındaki ayrışmacı zihniyete karşı, herkesin inançlarına saygı duyan dayanışma ruhunu hatırlatarak  Ramazan sonrası Muharrem ayı ve Paskalya gibi digger inançların kutsal günlerinde de etkinlikler yapılabileceğini belirtti.

Gündem 3 : Apartman örgütlenmesi    
·         Bir katılımcı forumun daha etkin duyurulması amacıyla bireysel olarak hazırladığı tanıtım ilanlarını sundu. Ilanlar mahalle ve apartmandaki sakinlerin posta kutularına , kapılarına bırakılabilir.
·         Bir katılımcı el ilanlarındaki “Mahallemizin sorunlarını konuşmak” ifadesinin forum amaçları açısından yanlış anlamalara neden olabileceğini savundu. Başka bir katılımcı “Herkesin foruma farklı nedenlerle gelebileceğini, mahallesinin sorunlarını konuşmak için de insanların foruma katılabileceklerini” belirtti.

5 Temmuz için önerilen gündem konuları
·         Apartman örgütlenmesi (devam)
·         Forumun amacı
·         Boykot çağrısı
·         Yerel seçimler öncesinde yapılabilecek faaliyetler