2 Ağustos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Ağustos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2013 Çarşamba

Çayyolu Üç Fidan (ÇÜF) Forumu 2013-08-02




Forum iletişim bilgileri:
Twitter: @cayyolu3fidan
E-mail: cayyolu3fidan@gmail.com
Yer: Çayyolu Üç Fidan Parkı
Tarih ve saat: 02.08.2013 21:00
Kişi sayısı: 30
Anahtar kelimeler: Sigara Bırakma Atölyesi, Polisin Üniversitelere Girmesi, Rojava, Silivri
Duyurular:
·         Bir hekim katılımcımızın önerisiyle ve danışmanlığında, isteyenlerin katılabileceği bir sigara bırakma atölyesi kurulmasına karar verildi. Katılmak isteyenlerin isimleri not edildi.

GÜNDEM:
·         Polisin üniversitelere girmesi ile ilgili düzenleme
·         Rojava
·         Silivri


KONULAR/FİKİRLER:
1.       Polisin üniversitelere girmesi ile ilgili düzenleme

·         Forumlar arası eşgüdüm toplantısında polisin üniversitelere girmesi konusunun konuşulması önerildi.
·         Üniversitelere polisin girmesi, Rojava gibi herkesi ilgilendiren konuların bütün forumlardan herkesin katılabileceği ortak bir forumda konuşulması gerektiği söylendi. Katılımcımız, bu forumlarda ülke siyasetiyle ilgili kararlar alınabileceğini belirtti.
·         Üniversite öğrencisi olduğunu belirten bir katılımcımız, “İnsanlara YÖK’ü neden istemediğimizi anlatmaya çalışıyorduk. Eskiden polisin sadece sosyaliste saldırabileceği düşünülüyordu, şimdi polis şiddetini tatmayan kalmadı. Üniversite öğrencileri polisin üniversitelere sokulmasına sessiz kalmaz.” dedi.
·         Şu anda bütün üniversitelerin kamu sektörü gibi hizmet satın aldığı, özel güvenliklerin de buna dahil olduğu, şimdi bunlara polis ya da bekçi statüsü verilmek istendiği anlatıldı. Siyasal, ODTÜ gibi bazı üniversitelerin buna izin vermediği belirtildi.
·         Bir katılımcımız, “Polis devleti kavramını üniversitelere yerleştirmek istiyorlar. Bu daha fazla cop, daha fazla dayak, daha fazla işkence demektir.” dedi.
·         “Şu anda rektör izni olmadan polis okula giremiyor, bunu değiştirmek istiyorlar.”
·         Başbakan, “Şiddete karşı şiddet” demişti.
·         Bir katılımcımız, “Üniversitelere polisin girmesini rektörler talep ediyorlar. Polis yaşlı, engelli demeden herkese saldırdı. Ali İsmail Korkmaz’ın katili de bir polistir! Katille insanın bir arada bulunması doğru değil. Bunu forumlarda konuşarak çözmeliyiz. Üniversiteler buna ses çıkarmazsa niye direndik biz o zaman?” diye konuştu.
·         Bir başka katılımcımız, “Slogan, pankart yasaklanıyor. Eylül ayı için devler isyan provaları yapıyor. Korku bacayı sarmış. Stadyumlara da engel olamayacaklar. Bunun için kamera sistemleri, biletlerin internet üzerinden satılması gibi fişleme yöntemleri kullanmaya çalışacaklar. “Bakın, polise ihtiyacınız var.” propagandası yapacaklar. Kimlerle kolkola gireceğimizi bilmeliyiz. İnsanlara Gezi olaylarını daha iyi anlatmalıyız.” dedi.
·         “Üniversite gençliği, toplumsal muhalefetin en dinamik kesimidir.” diyen bir katılımcımız da YÖK’ün buna karşı icat edildiğini hatırlattı. Polisin üniversitelere girmesinin gençlerin kalan haklarının da ellerinden alınmasına neden olacağını vurguladı. “Türkiye’de büyük bir gençlik hareketi oldu ama yine de dünyadaki gençlik hareketinin gerisindeyiz. Dünya gençlik forumu düzenlenmesini öneriyorum.” dedi.
·         “Şu anda 12 Eylül’ün bile gerisindeyiz.”
·         Esas sorunun forumların aktif hale getirilmesi olduğunu düşünen bir katılımcımız, “Çocuklar zaten sürekli polisle karşı karşıyalar. Gençlik grupları aralarında konuşuyorlar. Bizler çocuğumuzun okuldan eve dönüp dönmeyeceğini bilemez hale geleceğiz. Ortaklaşa bir şeyler yapmalıyız. Çocuklar velileriyle, komşularıyla, halkla birlikte yürümeliler. Onların canlı kalkanları olmalıyız. Bizim polise verecek bir canımız daha yok!” dedi.
·         Bu olaylardan herhangi birine katılanlara harç, öğrenim kredisi ve yurt tehdidi yapıldığı belirtildi.
·         Yaralılara doktorların değil, polis ve askerlerden oluşan sıhhiye ekiplerinin müdahale edeceği iddia edildi. 
·         Bir katılımcımız, “Bu baskı unsurunu, tabipleri gözaltına alırken de göstermişlerdi. Türkiye, Gezi olaylarından sonra ne gibi baskı unsurlarıyla karşı karşıya kalabileceğini görmüş oldu. İşi, ana kavşaklara telefon kulübeleriyle ihbara kadar getirdiler. Türkiye’de açık faşizm uygulanıyor! İktidar, kendine karşı söz söyleyen herkese balyozunu göstermeye başladı. Can Dündar örneği ortada. Daha ne “Can”lar gidecek! McCharty, Almanya’da Hitler, Türkiye’de Tayyip! Gençler bağımsızlığına düşkün. Ben kendi adıma her zaman onların yanında olacağım.
·         Forum ilanlarının büfelere bırakılması, Çayyolu Postası’nın arasına konulması önerisi geldi.
·         Çayyolu bültenine karşı, forumu onlar düzenliyor gibi gösterilebileceği için tepki geldi.

2.       Rojava

·         Foruma bu gündem için katıldığını belirten bir katılmcımız, Rojava’da yaşananları özetledikten sonra “Katliamı yapan kişilerin üzerinden Türk kimliği çıktığı söyleniyor. Kürt halkına yapılacak katliamın hattı çiziliyor. Başbakan güya İsrail’e ağzının payını vermişti. Şimdi görün, aynı başbakan neler yapıyor. PYD, tarafını belli etti, PYD de tartışılır.” dedi.
·         Bir başka katılımcımız, “Kürtlere yapılan katliama diye vurgulamak yerine insanlara yapılan katliama üzülüyorum demek isterim. PYD de iğrenç çıkar ilişkileri güdüyor. Davutoğluyla da görüştüler. Bunların sorumlusu Nato ve ABD, hükümetimiz de çanak tutuyor. PYD’ye karşı olmayalım desek, bir şey oluyor, başka bir yüzlerini görüyoruz.” dedi.
·         Bir katılımcımız, “PYD taraf olunca tüm dengeleri değiştirebiliyor. Türkiye hükümetiyle çok ciddi bir barış sürecine girildi. Biz bu sürecin barış içinde sürmesini istiyoruz. Kürtler onunla görüşmesinler, bununla görüşmesinler, kiminle görüşsünler? Sol muhalefet olsaydı sorunlarını onlarla çözerlerdi. Toplumsal muhalefet de çok zayıf.” dedi.
·         Bir katılımcımız, “Kürt halkı ve Türk halkı kendi kaderlerini belirleme hakkına sahiplerdir. Bu mücadele haklarımızı gerçekten verecek mi? Barış süreci konusunda AKP’ye güvenmiyorum.” dedi.
·         “Kesinlikle ırkçılıktan nefret ederim.” diyen bir katılımcımız, “Savaşın her türlüsüne karşı olmalıyız. Sınır, harita vs. için insanlar ölmesin. Zulüm hangi ırka-millete yapılırsa yapılsın haksızlıktır. Barzani, orada toprak kuralım da kim ölürse ölsün moduna girdi. Bu insanlar artık kendi çıkarlarından yana” diye konuştu.
·         “Rojava’da insanlık suçu işleniyor, bunun başında da bizim hükümetimiz geliyor”
·         “BDP neden Rojava konusunda hükümete tepki vermiyor? Çıkar ilişkisi olduğu için. Şu anda hükümetle pazarlık halindeler, bunu bozmak istemiyorlar.”
·         Bir katılımcımız, “Politik nedenlerle yıllarca yurtdışında yaşamak zorunda kaldım. 26 yıldır ailemle bayram geçiremedim. Benim eşim Kürttü. Onun yüzünden oraya gittim, her zaman ona destek verdim. Ben Gezi olaylarını destekliyorum. Ama ondan destek göremedim. Hayatın gerçek gidişi farklı. Biz kendi hayatlarımızı verdik, bu ülkede bir şey değişmedi, onlar bizim sloganlarımızı çaldılar.” dedi.
·         “Gezi olaylarında herkes var, İslamcılar da var. PKK ve BDP’nin tabanında artık kesinlikle şeriat var. Halk ortak fikirde birleşip ‘Hükümet istifa’ derken anadilde eğitim ikinci planda kalmalı. Soruyorum: ‘Seçimle gelen seçimle gider’ sözünü Türkiye’de Sırrı sakık’tan başka kim söylemiştir?”

3.       Silivri

·         “Hiçbir şey tabu değildir. Her şey tartışılmalıdır. Ergenekon duruşması için çağrı yapıldı. Ben o çağrıya katılamam. Darbecilerle olamam.”
·         “Çağrıya karşıyım ama orada masum insanlar da var. Onlara destek olmalıyız. Oraya gidip mahkemeyi basmak şeklinde değil ba başka bir şekilde.”
·         “Hukuk herkes için geçerli. Göz göre göre ihlal edilen savunma hakları, tutuklu hakları için destek olunmalı. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın demek olmaz.”
·         “Herhangi bir hukuksuzluğun karşısında dururuz ama darbecilerin yanında olmayız.”
·         “Bu ülkede hep savunma hakkı elde edemeyen insanlar oldu. Diyarbakır Cezaevi’nin yanında bulunan iskeletleri gördünüz. Silivri’deki herkes darbeci demiyorum. Ama bu katliamları yapanlar da var. Ben nasıl gidip onları savunayım. Hukuk istiyoruz.”
·         “Nerede haksızlık varsa ona karşı durmalıyız. 90’larda yapılan katliamlar var. Bu hükümet neden onlarla uğraşmıyor? Olmamış bir darbeyle uğraşıyor. Haksızlık ona yapılmış, buna yapılmış önemli değil. Önemli olan kimin yaptığı. Kim yaptı? Faşist hükümet. Bu dönemde yapılan insanlık suçlarını dile getirmeliyiz.
·         “Kime yapıldığının da kimin yaptığının da önemi yok. Önemli olan ne yapıldığı ve yapılanın yanlış olup olmadığı. Hukuk iktidarın oyuncağıdır. Doğruyu yanlışı bulurken kıstasımız vicdanımız olmalı.”
·         “Biz hukuka destek vermeliyiz, askere değil. Bu ülkeyi askerler yönetti. Cumhuriyet mitinglerinde sayının azlığı görülünce AKP askere saldırmaya başladı.”
·         Rojava konusuna daha dikkatli yaklaşmalıyız. Orada demokratik bir toplum kuruluyor. Bu başarılırsa, dalga dalga yayılır, emperyalist devletlerin başına bela olur.

SONRAKİ TOPLANTI:
Tarih ve saat: 06.08.2013
Yer: Çayyolu Üç Fidan Parkı

6 Ağustos 2013 Salı

Fatih Saraçhane Forum Notları (2 Ağustos)

Açılışta ele alınan konular:
  • Haftanın belirli iki günü Kocamustafapaşa Forumu ile bir araya gelme önerisi
  • Fatih Forum’un Fatih çevresinde geniş katılımcıya ulaştırılması
30.08’de sunulan gündem önerileri:
- Cezaevindeki gezi tutsakları için psikolojik destek
- Fanzin çalışması
- Taksim Dayanışma’nın geleceği
- Kentsel dönüşüm atölyesi kurulması
Cezaevindeki gezi tutsakları için psikolojik destek
Tutsaklar için mektup yazmak ya da kart göndermek isteyenler İHD’ye bırakabilir. Ya da https://www.facebook.com/notes/gezi-tutsaklar%C4%B1yla-dayan%C4%B1%C5%9Fma-a%C4%9F%C4%B1/gezi-tutsaklar%C4%B1n%C4%B1n-mektup-adresleri/140996736106617 linkinden adresler alınarak mektup ve kart gönderilebilir.
Fanzin çalışması
Fanzinin neden çıkarılması gerektiği üzerinde duruldu. Fanzini destekleyenlere göre amaç hem kitleye ulaşmak, Fatih bölgesinin sorunlarını halka duyurmak ve halka her türlü kitle iletişim aracı yoluyla ulaşmak, hem de Fatih Forum’u duyurmaktı. Karşıt görüşler de fanzinde çıkarılacak yazıların herkesin görüşünü yansıtmayabileceği, buna forumun çok fazla enerji harcayabileceği ve bunun boşa çıkabileceği, alternatif araçların kullanılmasının daha yararlı olduğu ve henüz bu fanzin için yeterli bir yazı havuzunun olmadığı yönündeydi. Üzerinde uzlaşılan nokta henüz fanzine somut bir pratik olmadığı ve bunun öncesinde internet sitesi üzerinde bir yazı havuzunun oluşturulması oldu. www.fatih-forum.tk üzerinde isteyenlerin siteye üye olarak fanzin başlığı altında yazılar ekleyebilecekleri dile getirildi. Forumda internet çalışmasıyla ilgilenen arkadaşların görevli arkadaşa site üyeliği ve yazı gönderme konusunda danışması ve üyelik için kayıt olması gerekiyor. Ayrıca isteyenler örnek bir fanzin hazırlayarak foruma sunacaklar.
Taksim Dayanışma’nın geleceği
Forumlar arası koordinasyon toplantısında iki konu tartışıldı. Bunlardan ilki forumların bir araya gelip ortak karar alması mı veya Taksim Dayanışma’da bir bileşen olma iradesi mi ortaya koyması konusundaydı. Forumlar arasında birleşik bir eylem takvimi oluşturulması önerisi sunuldu. Burada amaç hantallaşan Dayanışma’yı harekete geçirmek ve Dayanışma’ya etkide bulunmaktı. Bir başka görüş ise “Taksim Dayanışma ‘İstanbul Dayanışma’ya dönüştürülsün mü” yönündeydi.
Kentsel Dönüşüm Atölyesinin kurulması
Gündem maddesi bir sonraki foruma ertelendi.
06.08.2013 Fatih Forum gündem önerileri
- Kentsel Dönüşüm Atölyesi
- Fatih Forum kendi içerisinde nasıl karar alacak ve bu kararları forumlar arası kurula nasıl iletecek?

- Yerel yönetimler, yerel seçimler

Küçükçekmeçe Dayanışması: Kentsel Dönüşüm Atölyesi (2 Ağustos)






Daha önce forumda alınan karar üzerine Küçükçekmece dayanışması Kanarya sahil girişinde KENTSEL DÖNÜŞÜM ATELYESİ kapsamında bir etkinlik gerçekleştirdi.
Etkinlik film gösterimi ile başladı.Sulukule de yaşanan kentsel dönüşüm ile ilgili 3 kısa film izlendi.
Bunun arkasından PROF.DR SEMİH ERYILDIZ İstanbul da ve Türkiyede yaşanan kentsel dönüşüm projeleri ile ilgili bir sunum yaptı.Yaptığı sunumda kentsel dönüşümüm ne olduğu, neden ihtiyaç duyulduğu üzerine duruldu.Eryıldız kentsel dönüşümün iyi birşey olduğunu fakat Türkiye de henüz insanların yararına bir proje olmadığına dikkat çekti.Rant için, kentsel dönüşüm projesi adı altında insanların mağdur edilip, önemli tarihi mirasların , yeşil alanların yok edildiği anlatıldı.Örgütlü olmanın önemine vurgu yapan ERYILDIZ haksız yıkımlara karşı mücadele eden Küçükçekmece halkının yanında olduğunu ifade etti.İlgiyle izlenen sunumun ardından Eryıldız gelen sorulara cevap verdi.Kentsel Dönüşüm Atelyesi kapsamında Dayanışmaya ve mağdurlara desteğinin devam edeceğini belirten ERYILDIZ, katılımcıların kendisine tek tek teşekkür etmesiyle sunumunu bitirdi.Etkinlik sırasında katılımcılarla yapılan iletişim anketiyle bu çalışmaların daha fazla insana durulması talebi öne çıktı.Kentsel Dönüşüm Projesi ile iligli insanları bilgilendirmek için kapı kapı dolaşılması önerildi.Etkinlik saat 23:30 da sona erdi.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Rojava Basın Metni

  ROJAVA’DA SİVİL KÜRT HALKINA YÖNELİK İŞLENEN                                       İNSANLIK SUÇLARI KARŞISINDA
SESSİZ VE SEYİRCİ KALMAYACAĞIZ.
Suriye iç savaşında Esad ve batılı devletlerce desteklenen muhalifler arasında taraf olmayan, kendi öz güçleriyle, Kürt kimlikleriyle var olmaya çalışan Rojava halkına yönelik baskı ve saldırıların sivil halka yönelik kaçırma ve katliam boyutlarına ulaştığı haberleri gelmektedir.
Yerel kaynaklardan gelen ve çeşitli uluslararası haber kaynaklarına yansıyan bilgilere göre, El Kaide bağlantılı çeteler Halep’in Sefire ilçesine bağlı Tıl Eran ve Tıl Hasil beldelerinde çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere en az 50 silahsız sivil katledildi,  350 sivil de kaçırıldı. Yine Tıl Eran’dan kamyonetle kaçan 20 kişinin dokça ve havan toplarıyla taranıp katledildiği bildirildi. Yekitiya Star Koordinasyonu üyesi Ruken Ahmed, katledilenlerin çoğunun başlarının kesildiğini bildiriyor.
Suriye iç savaşında muhalifleri her anlamda destekleyerek 100 bini aşkın insanın ölmesine neden olan başta ABD ve Türkiye olmak üzere batılı devletler, yaşanan bu katliamlar karşısında da sessiz ve seyirci kalarak İnsan Hakları Hukuku ve savaş suçlarından ne anladıklarını göstermektedirler.
Rojava camilerinden “Kürtlerin malı ve namusu helaldir” anonsları yapılması bölgede neler yaşandığının ve yaşanabileceğinin en çarpıcı özetidir.  Suriye savaşında dengelerin değişerek Esad’ın kısa sürede gönderilemeyeceğini kabullenenler bölgeye dışarıdan yığdıkları ve her anlamda destekledikleri güçleri Kürt halkının üzerine salmakta, El kaide gibi düşman ilan ettikleri, gerici, dinci katliamcı çetelere göz yummakta, her anlamda destek sunmaktadırlar.
Rojava’da yaşayan, kendi kimliğine cesurca sahip çıkan Kürt halkına yönelik katliamlar karşısında iki yüzlü ve riyakar davranan toplumları kınıyor ve teşhir ediyoruz. Dünyanın başka toplumlarında yaşanan çatışmalarda, vicdan sızlatan olaylar karşısında kendi sömürgeci politikalarına uygun düştüğünde medyada gözyaşı dökme şovları yapanların,  Kürt halkına yönelik katliamlarda en ufak bir vicdan belirtisi göstermemeleri ibretlik bir durumdur.
Bu vicdansızlık zaten katliamcıları siyasi, askeri, ekonomik ve diplomatik anlamda destekleme ve koruma politikalarıyla bir suç ortaklığına dönüşmüş olduğundan anlaşılır bir durumdur. Ancak Kürt halkının siyasi temsilcileriyle görüşmeler ve pazarlıklar yaparak bu suçlarını gizleme ve örtbas etme çabaları biz insan hakları savunucularını utandırmaktadır.
Uluslararası tüm İnsan Hakları kuruluşlarına sesleniyoruz. Rojava’da yaşanan insanlık suçlarına karşı sessiz ve seyirci kalmayınız. Bütün özgür halklar gibi Kürt halkının da kendi kimliğiyle özgür yaşama hakkı dâhil, tüm haklarına sahip olabilmesi için sesimizi yükseltelim.
Birleşmiş Milletler Örgütü’ne çağrımızdır. Rojava’da yaşanan savaş suçlarına karşı derhal yetkilerinizi kullanarak soruşturma başlatmak tarihsel görevinizdir.
Rojava halkı yalnız değildir. Katliamlar karşısında sessiz ve seyirci kalmayacağız.                   İNSAN HAKLARI DERNEĞİ

İSTANBUL ŞUBESİ

Ankara Güven Park Forum Notları (2 Ağustos)

2 Ağustos Güvenpark Dayanışması Forum Notları

Gündem: #DİRENHUKUK

* Bugün iki avukat arkadaşımız bize, ''polis ve devlet şiddetine karşı nasıl korunabiliriz, herhangi bir hukuki süreç nasıl işler, neler yapmalıyız'' konularında bilgilendirme yaptılar ve sorularımızı cevaplandırdılar. Çarşamba günü tahliye olan iki direnişçi arkadaşımız da bizimle birlikteydi ve yaşadıkları hukuksuzlukları anlattılar.

* Avukat arkadaşımız hukuk devleti diye bir şey olmadığından söz etti.
- Anayasal hakkımızı kullanarak eylem yapıyor ve ifade özgürlüğünde bulunuyoruz.
- Diyelim başbakanı protesto ediyoruz. Buradaki tehdit unsuru ifade özgürlüğümüzü kullanmaktan ziyade başbakanı protesto etmeye cüret etmemizdir.
- Bizi suçlarken başbakanı protesto etmemizi veya anayasal hakkımızı kullanmamızı gerekçe gösteremeyecekleri için başka bir şey bulurlar.
- Gezi olayları sırasında devlet memurunu öldürmeye çalışmak, polise görevini yaptırmamak suçlarından yargılandığımızı gördük.
- Karşımızdaki polisin tüfek gibi kullandığı gaz fişekleri, tam korumalı kaskları, akrebi, toması, plastik mermisi ve Ethem'i öldürdüğü tabancası var. Bize dağılın uyarısı yapıyor. Anayasal hakkımız olduğu için dağılmıyoruz ve polise görevini yaptırmamış oluyoruz. Tersini düşünelim; Dağılmıyoruz ve polis bize saldırıyor. Böylelikle görevi adlettiği uygulamayı yerine getirmiş oluyor.

* İfade özgürlüğünün nerde nasıl kullanılacağına karar veremezler. Hak verilmez alınır. Tutuklu kalan arkadaşlarımızın özgürlüklerini de söke söke alacağız. Bu forumlar, arkadaşlarımıza gönderilen mektuplar, avukatlarınçabaları... Hiçbiri boşa çıkmadı, çıkmayacak da. Kendilerini yalnız hissetmemeleri çok önemli. Devlete ve hukuka karşı haklılığımızı kanıtlamamız gerekiyor. Öncelikle ifade özgürlüğümüzün sonuna kadar arkasında durmalıyız.

* Polisin sizin özel eşyalarınızı imha etmeye hakkı yoktur. Örneğin bir sabah gezi parkındaki çadırları yakamaz. Bunu yaparsa hem özel eşyanızı gasp etmiş olur hem de delil olarak kullanılması gereken bir aracı ortadan kaldırır. Suç duyurusunda bulunun.

* ODTÜ öğrencileri kalabalık bir sayıyla AKP binasına yürümek istediğinde polis şu anonsu yaptı: ''ODTÜ A1 kapısındaki öğrenciler! Yaptığınız eylem yasa dışıdır. Dağılmazsanız zor kullanarak dağıtılacaksınız.''

ODTÜ öğrencileri bu anons esnasında ıslık çaldılar, alkışladılar ve anonsu duymamış olma haklarından yararlandılar. Ve sonra aralarından bir öğrenci şu anonsu yaptı: Tek tip giyinmiş üniformalılar! Anonsunuz meşru değildir. Anayasal hakkımızı kullanıyoruz. Yaptığınız eylem yasa dışıdır. Dağılmazsanız zor kullanarak dağıtılacaksınız.''

Onlar istediklerini yani ifade özgürlüklerini aldılar. Çünkü çok kararlılardı, çok meşrulardı ve bunun farkındalardı. ''Benim sorunlarım var ve bu sorunları kaynağına götürüyorum.'' dediler.

* Pankart ve afiş asmak suç değildir. Diyelim biz bu forumu düzenlemek için anons yaptık, afiş astık. Eğer bunları suç unsuru göstererek bize bir ceza verilmek istenirse şu savunmayı yapmamız gerekir: ''Ben o afişi asmasaydım bu toplantı olmayacaktı. Bu benim ifade özgürlüğümü sağlamak için kullandığım aracımdır, yani dolayısıyla hakkımdır.'' Daha önce bir arkadaşımız bu sebepten para cezasına çarptırıldı ve bu savunmayla karar geri alındı. Cumartesi Pazar dahil savunmamızı 15 gün içerisinde verirsek eğer, karar %90 ihtimalle geri alınacaktır.

* Canımıza kasteden ve tam teşeküllü bir koruma içerisindeki kolluk kuvvetlerine taş atmak meşru müdafadır.

* Yakalama tutanağında ifade özgürlüğümüzü kullandığımız için gözaltına alındığımızı söyleyemeyecekleri için işlemediğimiz suçları üzerimize yönelteceklerdir. Yakalama tutanağını imzalamamalıyız. Ya da imzadan imtina hakkımızı kullanabiliriz. (İmzadan imtina, tutanak yalan. İmzadan imtina, anlatılan kişi ben değilim.)

* Gözaltı haklarımız: 

-Doktor hakkı (Derhal adli tıpa götürülmeliyiz.)
-Yakınımıza haber verme hakkı ( Telefon hakkı değil. Biri açmadıysa diğerini, o açmadıysa başkasını ararız. Hakkın bitti diyemezler. Mümkünse bizi ciddiye alacak birilerini aramalıyız. Çünkü konuştuktan sonra hakkımız biter. Telefonumuzu aldılarsa, kontörümüz yoksa ya da canımız öyle istiyorsa karakolun telefonunu kullanırız. Babamı aramayın dersek babamızı ararlar. Ulaşmalarını istemediğimiz kişileri ağzımızdan kaçırmayalım.)
-Avukat hakkı (Avukatımızı mutlaka ifade vermeden önce çağırmalı, o olmadan ifade vermemeliyiz. Avukatımız dosyamızı almadan geldiyse mutlaka incelemesini istemeliyiz.)

* Gözaltı sırasında üstümüzde ne varsa yazdırmalı ve o tutanağı imzalamalıyız. Eşyalarımızı geri alabilmek için gereklidir.

* İfademiz değiştirildiyse kesinlikle imzalamamalıyız.

* Dikmende eylemcilerin üzerine araba süren eli palalı hakkında beş vatandaş suç duyurusunda bulundu. Olayı anlattılar, yaralamaya, öldürmeye teşebbüs ettiğini belirttiler, palanının araba plakasını, adını soyadını verdiler. Palalı hakkında soruşturma başlatıldı. Eğer beş arkadaşımız suç duyurusunda bulunmasaydı soruşturma da açılmayacaktı. Sokağınızda kask numaralarını kapatmış polisler gördüyseniz ihbar edin. Polis kask numarasını suç işlemek için kapatır, yaptığının suç olduğunun farkındadır. Tencere tava çalan komşuların ihbar edilmesinin istendiği şu günlerde, biz de canımıza kast edenleri ihbar etmeliyiz. Alternatif hukuku biz yaratacağız.

* Özel mülk hariç istediğimiz yere küfür, hakaret ve şiddet çağrısı içermeyen yazıları, istediğimiz araçla yazmak ifade özgürlüğüdür.

* Halkın gezi tutuklamalarına, hukuksuzluklara karşı verdiği tepki haziran direnişçilerinin büyük bir kısmının serbest bırakılmasını sağladı. Şimdi geriye kalan arkadaşlarımızın için çalışacağız. Haklarımızı bilmeliyiz. Tepkimizi koymalıyız. Eğer bir hukuksuzluk varsa mutlaka suç duyurusunda bulunmalıyız. Daha çok ses çıkarmalıyız ki cesaretimizden korksunlar. Bugün burada konuşulanları herkese anlatalım. Bu bilgilere sahip çıkıp paylaşalım.