29 haziran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 haziran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2013 Perşembe

Adana Atatürk Parkı Forum Notları (29 Haziran)



Yaklaşık 100 kişinin katıldığı Adana Atatürk Parkı Forum Notlarıdır.
( Son 1 saatin notlarıdır.)

- Türkiye'de değil miyiz şu an arkadaşlar? Ve Türkiye de ne olması gerekiyor? Demokrasinin çok iyi işlemesi gerekiyor. Bizim amacımız bu olmalı. Hepimizin bir sorunu var. Demek ki  kanayan bir yara var. Bizim o yarayı iyileştirmemiz gerekiyor. Arkadaşlar diyorlar ki biz kürdüz ve dışlandık. Olabilir. Ama önce kendi ailelerini, kendi aşiretlerini suçlamaları gerekiyor. Aşiret reislerine körü körüne bağlanma durumu var. Öncelikle problemlerin oralardan çözülmesi gerekiyor.

- Herkese merhaba. Ben Ağrı Patnos doğumluyum. Kürdüm ve 68'den beri Adana'da yaşıyorum. Burası top sahamızdı. Buranın çocuğuyuz biz. Benim Döşeme'de evim var. Mahfessığmaz'da evim var, Hacıbayram'da fırınım var. Hiç kimse bana demedi neden buraya geldin diye. Ayrımcılık yok. Niye şimdi aramızda ayrımcılık oluyor? Niye çocuklarım ölüyor? Benim içim yanıyor içim. Hepimiz aynıyız. Hep kardeşiz ya, hep kardeşiz. Elele verip ne gerekiyorsa yapacağız.

- Merhaba arkadaşlar. Yaklaşık 1 aydan beri bu olaylar devam ediyor. Televizyonu açtığımız zaman daha çok şiddet görüntülerini kullanarak -kırılan camlar, taş atmalar- sanki toplum, polise ve devlete karşı bir şiddet uygulamış gibi gösteriyorlar. Toplumun büyük bir kesimi ülkedeki ekonomik durumu, sınıflar arası ilişkileri, memleketin nasıl yönetildiğini tahlil edemiyor. Ama en kolay olan nedir? Görüntüleri kullanarak, mücadele eden insanları, onun bunun malına zarar veren, canına kasteden insanlarmış gibi göstermek. Oysa bakın. 2,5 milyon insan sokağa çıktı. Ve ellerinde sopa, silah yoktu. Tamamen meşru ve saldırıya karşı sadece yerden aldığı taşla kendini koruyan bir mücadele vardı. Kimse Ahmet'in Mehmet'in dükkanı yağmalandı diyemez.

- Kürtler ezilmedi diyen abime birkaç şey söylemek istiyorum. Herhalde abim Platon'un ütopyasında yaşıyor. Ya da biz şizofren olduk. Biz de bir hastalık var veya. Biz toprağımızdan alındık, atıldık diyoruz. Geldik diyoruz buraya. Ece Temelkuran'ın bir yazısından bahsetmiştim dün. Bugün kadro baya bir değişmiş. O yüzden tekrar anlatmak istiyorum. Ece Temelkuran'ın babası öğretmendir. Ve doğuya atanır. Orada gittiği sınıfa Türkçe öğretmek ister. Oysa sınıfın hepsi Kürttür ve Türkçe bilmez. Ne yapacağı ile ilgili Milli Eğitim Bakanlığına bir dilekçe yazar. Der ki buradaki hiç kimse Türkçe bilmiyor ben bunlara nasıl ders anlatabilirim. Gelen cevap Kürt diye birşey yoktur. Böyle saçmalıkları nereden buluyorsunuz? Yani bunlar herhalde yaşanmadı. 

-Ben size 100 yıl öncesinden bir olay anlatacağım. Adana’da İngilizler varken, dedemin arkadaşı olan İngiliz bir bayan ateşe veda için dedeme geliyor. Aynen şöyle der. “Biz gidiyoruz. Bizim yerimize Fransızlar gelecek. Onlar bizim gibi boş durmayacaklar. Ermeni yaranızı kaşıyacaklar.” 100 yıl öncesinden emperyalizm plan yapıyor ve bunu tatbik ediyor. Kürt sorunu, ermeni sorunu, alevi sorunu gibi şeylerle bizi birbirimize düşürüyorlar. Türkiye’nin zengin kaynaklarını kullanabilmek için emperyalizm bizim üzerimizde oyun oynuyor. Kürdistan deniyor. Keşke Kürdistan kurulsa. Kürdistan diye bir şey olmayacak. Göreceksiniz Yahudistan kurulacak. Doğuda kanal yapılıyor. Neden yapılıyor? Orada ki petroller, doğalgazlar kullanılsın diye.

-Bu memlekette Arap halkı ve Kürt halkı en çok ezilen iki halk. Arap halkı daha da azınlıkta. Kürt halkı son yıllarda çoğunluğu sayesinde mevki sahibi olabildi ama Arap halkı azınlık olduğu için hiçbir mevki sahibi olamadı. Bu yöreye gelen Kürt halkına kol kanat geren Arap halkı olmuştur.

-Arkadaşlar, bu memleketin tabi ki temel meseleleri var. Ama bunları burada sanki çözülecekmiş gibi hergün hergün ortaya getirerek bu forumun asıl amacını kaçırmayalım. Bütün düşüncelere saygılı olmalıyız ama daha çok bu forumu nasıl işletebiliriz, nasıl birlik ve beraberliği savunabiliriz, mevcut iktidara karşı nasıl mücadele edebiliriz, kendi sorunlarımızı birlikte nasıl çözebiliriz? Ağırlığı bu sorulara verdek daha iyi olur.

-Türkler, Kürtler ve arada unutulan bir halk da var ki ben Çerkezim. Bir kere şöyle bir yanlış içerisindeyiz diye düşünüyorum. Ben 8 yaşımda köye geldiğimde, köyümdeki çocukların hiçbiri Türkçe bilmiyordu ve ben onlarla konuşamıyordum. Ben türkçe biliyordum, Ankara'da büyümüştüm. Şu an köye gittiğimde ise Çerkezce konuşan kimse yok. Çünkü bütün köylere televizyon girdi. Ama meselemiz şu değil. Birileri bireysel olarak buralara gelmiş ve mal mülk sahibi de olmuş olabilir. Birileri de zorla gönderilmiş olabilir. Meselemiz insanların bireysel olarak kardeş olup olmadıkları, birbirlerine yardım edip etmedikleri meselesi değil. Meselemiz devletin, iktidarın kime nasıl baktığıdır. İsviçre'de 4 bölge var. Fransız, Alman, İtalyan ve Roman bölgesi. Ve Romanca bile resmi dil. Bizim muhattabımız devlet. Devlet vatandaşının hangisine hangi gözlerle bakıyor ve biz devletten neyi ne kadar istemeliyiz? Yoksa biz burada bireysel olarak birileri iyi, birileri kötü diye tartışmamalıyız. Vatandaşlık nedir? 21. yy'da ki evrensel değerler dediğimiz pencereden bakmak zorundayız. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde kabul edilmiş asgari standartlar var. Bu standartların hepsi hiçbir ülkenin iç işleri değildir artık. İnsan Hakları İhlalleri bütün dünyanın meselesidir. İnsanların kendi dillerini özgürce konuşabilmeleri hakkı bütün dünyanın kabul ettiği bir haktır artık. Yani Kurtuluş Savaşı'nda hep birlikte savaştık, bugünde hep beraber savaşacağız mantığıyla bakmak yerine, dünyanın geldiği noktada kime ne kadar hak veriliyor, azınlıkların hakları nelerdir sorularını sormak gerekiyor. Çerkezler Kafkasya'dan sürgün gelmişlerdir ve onlar ülke olarak orayı kabul ederler. Ama şöyle bir gerçekliği de hiçbirimiz inkar edemeyiz. Kürtler Anadolu topraklarında Türkler'den öncesinden beri yerleşik olarak yaşıyorlar. Vatandaşlık tanımlarını tartışmalıyız. Yoksa hepimiz kardeşiz, birbirimizi de seviyoruz. Birbirimize destek de olmuşuzdur. Bireysel olarak çok iyi durumlara gelmiş, Cumhurbaşkanlığına bile yükselmiş Kürtler olabilir. Ama bu Kürt halkının haklarının yeniden gözden geçirilmesini, değerlendirilmesini ve bu hakların teslim edilmesini engelleyecek bir durum değildir. Son olarak iki yıl önce Kürtlerle ilgili "Bildiğin gibi değil" adlı bir kitap okudum ve hakikaten bildiğim gibi olmadığını anladım. 90 ve 91'li yıllarında çocuk olan insanların gözüyle anı olarak, biyografi olarak yazılmış. Onlarla söyleşi yapılmış. Hepinize okumanızı tavsiye ediyorum. Çok güzel bir kitap.

-Ben de Arap kökenliyim. Arap alevisiyim. Sanırım bize zorla Türkçe öğretmediler diyen yine Arap kökenli bir ablamız vardı. Ona cevap vermek istiyorum. Asimile edildik diyebilirim. Belki bize kimse Türkçe öğretmedi. Biz Mısır kökenliyiz. Oradan Adana'ya geldik ve burada Türkçe konuşuluyordu. Öyle diyelim. Ancak Doğu kısmında bu olmuyor. Okul yok. Okul olsa bile sadece dikte ile eğitim yapılıyor. Almanya'da Türkçe ye tepki var dediniz. Ve Almanya faşist bir ülke dediniz. Emin olun Türkiye daha faşist bir ülke. Tüm tarihi boyunca böyle olmuştur.

- Şimdi burada kimse kimseyi ikna etmek zorunda değil. Bana kalırsa insanın kendi dünyasını ve kendi aklını büyütmesi için yapması gereken şey bildiklerini sorgulamasıdır. Yani eğer biz sürekli bugüne kadar öğrendiğimiz şeyleri daha da pekiştireceğiz diyorsak düşüncelerimiz aynı minvalde gider, hiçbirşeyde olmayız. Almanya faşist diyen kişi nerde, nasıl, neyi okudu da böyle söyledi bilmiyorum ama, Almanya faşizmi yendikten sonra, faşizmin nasıl bir bela olduğunu gördü. Dünyanın en demokrat ülkesi. Böyle bir şey diyebilir misiniz? Hitler bir zamanlar orada yaşadı, Almanlar faşisttir dediğiniz zaman yemezler onu. Onlar onun hesabını çok fena bir şekilde gördüler. Şimdi sıra bizim bu hesabı görmemize geldi. Biz bu hesabı görecek miyiz? Şimdi soru soracağız. Şimdi Kürtler asimile, Araplar asimile. Sanki asimile olmak güzel birşeymiş gibi söylüyorsunuz. Bu korkunç birşeydir ya. Bir insanın kültürel bağlarından kopması korkunç birşeydir. Şimdi siz birine diyorsunuz ki; Kürtler kürtçe öğrenmedi, öğrenemedi, Türkiye de yaşıyorsa Türkçe bilmek zorunda. Doğru olabilir. Mümkün olabilir. Bu ülkenin resmi dili şöyle falan. Ama allahaşkına bir dakika kendinizi onların yerine koyun. Varsayın ki bir tavuk hırsızı oğlunuz var. Kürtsünüz. Cezaevine girdi. Oğlunuzu ziyaret etmeye gidiyorsunuz. Kürtçeden başka bir dil bilmediğiniz için konuşamıyorsunuz. Ondan sonra da siz neden Türkiye'de yaşıyor diyorsunuz. Böyle birşey olabilir mi ya. Şu soruyu kendinize bir sorun önce. Kürtler niye ayaklandı? 3500 tane köy niye yakıldı? 17500 tane faili meçhul niye var? Bu adamların ne yaşadığını bilmem lazım. Bir soru daha soracaksınız. Apo Ermeni dölüdür. Ya Ermenilerin günahı ne? Hadi o Kürt, berbat birşey. O yahudidir. Bu dünyada müslüman sünni Türk'ten daha iyi bir kimse yok mu? Bu soruları kendimize sormamız lazım. Müslüman, sünni Türk bir sürü iyi adam vardır. Ama müslüman, sünni Türk'ten kötü adam da çıkar. Tıpkı Kürt şafi'den çıktığı gibi. Tıpkı Ermeni'den çıktığı gibi. Bence şimdiye kadar okuduklarımızı, bildiklerimizi yeniden gözden geçirmemiz, kendimizi sorgulamamız lazım geliyor ki şu faşizm diye sokağa çıktığımız şeyi yenme şansımız olsun ve yeni bir ülke kurabilelim.

- Ben Türkmen alevisiyim. Herkesin cebinde taşlar var. Kimisi Kürt, Kürt taşı var, kimisi Arap, Arap taşı var. Kimisi Türk, Türk taşı var. Arkadaşlar bizim derdimiz cebimizde ki taşı bir Kürdün kafasına atmak değil. Ya da bir Arabın ve ya bir Türk'ün kafasına atmak değil. Bizim derdimiz üretim araçlarına sahip olanlarla, üretenler arasında ki sınıf farkını ortadan kaldırmaktır. Ben de bir örnek vereyim. Bu da bir taştır. Özellikle Kürt arkadaşlarıma sormak istiyorum. İdirisi Bitlisi kimdir arkadaşlar? Yavuz Sultan Selim alevileri katlederken yanında kim vardı? İdirisi Bitlisi vardı. Yani demek istediğim tarihin daha öncesine gittiğimiz zamanda başkaları da başkalarını ezmiştir. Bu taşları atalım arkdaşlar, bu direnişin ruhuna özgü bir şekilde. Herkes üretim araçlarının ortak mülkiyeti için neler yapabilecek bunu düşünelim. Ya hepiniz oy kullandınız. Bana söyler misiniz ya! Bir milletvekili adayı, milletvekili olmak için ne kadar para harcıyor. Trilyonlar harcıyor. Devletten alacağı maaşla mı harcadığı parayı yerine koyacak. Bu kadar mı insanları salak yerine koyuyorlar. Biz bunu teşhir etmek zorundayız. Amacımız burdaki kumpası ortaya koymaktır. Benim yanımdaki arkadaşımın Kürt olması, Türk olması önemli değildir. Biz ekmeğimizi götürebiliyor muyuz? 

- Bu konuşmaların konusu burada olmamalı. Etnik meseleleri bir kenara bırakacaksınız. Size bir örnek vereceğim. 12 Eylül 1980 günü bu ülkede 2,5 milyonun üzerinde sendikalı işçi vardı. Ülkenin nüfusu 45 milyondu. Bugün bu ülke 75 milyon. Peki kaç sendikalı işçi var bugün biliyormusunuz? 650 bin kişi. Etnik meselelerin içinden çıkılamaz. Burada önemli olan gelir dağılımının adaletli olmasıdır. Birinci sorun budur. Yine 12 Eylül 1980 de bu ülkenin milli gelirinin % 40'ını nüfusun % 30'u alıyordu. Milli gelirin % 60'ını da nüfusun % 70'i alıyordu. Bugün ise milli gelirin % 40'ını nüfusun % 10'u alıyor. % 60'ını da % 90'ı alıyor. Bu ülkeyi idare etmeye başladıklarında dış borç 120 küsür milyar dolarken, bugün 600 milyar dolara çıktı. Bu nedenle biriken sermayeyi adil bir biçimde dağıtmazsanız, burada Kürt, Arap, Türk lafını çok edersiniz ve birbirinizi de kırarsınız. Esas olan refahtır.

- Konu biraz farklılaştığı için hangisinden bailayacağımı şaşırdım. Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Ülkemizde bir sürü sorun var, dünya da bir sürü sorun var. Irk sorunu var, sınıf sorunu var, gençlik ve kadın sorunu var. Hepsine ayrı ayrı değinilebilir. Yalnız şuna katılmıyorum. Bu forumlarda bunları çözemeyiz diye birşey yok. Ben 19 yaşındayım. Şimdiye kadar ne bu saatlere kadar Atatürk Parkında oturulduğunu gördüm ne de bir sürü farklı görüşte insanın burada hep beraber konuşabildiğini gördüm. Buradaki dayanışma, çadır süreci çok güzel birşey. Çatışmada insanların birbirine yardım etmesi ve bunun buraya evrilmesi çok güzel. Bunu değerlendirmek gerekiyor. Forumlardan bir sürü şey çıkarabiliriz. Bir Kürt kendi sorununu konuşabiliyorsa, bir Türk kendi sorununu, bir işçi kendi sorununu konuşabiliyorsa buradan çok şey alabiliriz. Biz bugüne kadar bunu görmedik. Etnik sorunlara çok girmeyeceğim. Arkadaşlar yeteri kadar dile getirdiler. Katılıyorum arkadaşlara. Gezi Parkı Direnişi birkaç ağaçtan çıkmış ve yayılmış olabilir ama artık mesele bu değil. Mesele özgürlük, eşitlik, adalet kavgasına dönüştü. Ben artık buraya YÖK'e karşı olduğum için geliyorum. Ben sokakta tacize uğradığım için, bana laf atıldığı için geliyorum. Ben artık üniversite de paralı eğitim gördüğüm için geliyorum. Ben burdaki dayanışmayı gördüm, burdaki eşitliği, kardeşliği gördüm. Ben bir kadın olarak, bir genç olarak, bir işçi çocuğu olarak bütün bunlara karşı olduğum için burdayım. Ve artık Forumlardan neler bekleyebiliriz, yarına nasıl daha güçlü bir ses çıkarabiliriz bunları da konuşalım. Benim burdakilere önerim, eşimizi, dostumuzu, kardeşimizi ,arkadaşımızı, yolda gördüğümüz herkesi çağıralım. Atatürk Parkını kazandık. Ve gençlik oturup YÖK'ü konuşsun. Kadınlar erkek egemen toplumu, tacizi, tecavüzü konuşsun. Gezi direnişi ile başlayan olayı daha nasıl eşit, sömürüsüz bir yarına taşıyabileceğimizi konuşalım. Ve kitle önemli arkadaşlar.

- Şu an yeni bir sayfa açmaya çalışıyoruz. Ve bu sayfayı açarken önyargılarımızdan, tabularımızdan ve birçok şekilde ister sitemez edindiğimiz yanlış bilgilerden sıyrılıp yeni yeni şeyler araştırmamız gerektiğini düşünüyorum. Kendimizi bir çok şekilde, bir çok alanda geliştirmeliyiz. Kendimizi geliştimeye çalıştığımız zaman otomatik olarak bir mücadele içerisine giriyoruz zaten.

- Zulmün olduğu yerde direniş meşrudur diye bir şiar öğrendik biz burada. Bütün zulümlere karşı mücadele etmek için bize daha örgütlü, daha argümanlı, daha büyük birşey lazım. Örgüt kelimesi bize hep korkutucu geldi. Ama böyle gelmemeli aslında. Örgütlenmeyi desteklemek gerekiyor. Çalışmak zorunda olabiliriz. Çocuklarımız olabilir. Kadınlar ev emekçisi olabilir. Ama bir yerinden mücadeleye destek vermek çok basittir aslında. Örneğin sokakta size gazete satmak isteyen bir devrimciye yüzünüzü çevirmeyin. Ondan bir gazete almanız bile yeterlidir. Ben bu kadar mekanizmalı bir devlete karşı her alanın bağımsız örgütlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Parasız eğitime karşı gençliğin bağımsız bir örgütlülüğü olmalı. Kadınların da öyle.

2 Temmuz 2013 Salı

Elvankent Forumu Notları (29 Haziran)

Elvankent Halk Meclisi (Ayyıldız Forum) 1. Toplantı Tutanağı
29.06.2013
Cumartesi     

1)     Ramazan ayında yapılması planlananlar
i)        Hacivat karagöz gösterisi
ii)       Müzisyen çağırmak yada aramızda varsa saz-gitar çalan bir etkinlik düzenlemek
iii)     Beraber iftar açmak

2)     Hukukçu çağırılabilirse ondan yardım istemek (bildiri dağıtmak vb. konularda)
3)     Sivas katliamı ile ilgili yürüyüşe Salı günü hep beraber katılma
4)     Yürüyüşler ve forumlar için ses sistemi araştırılması
5)     Sloganlar kesilince arabada marş çalınsın önerisi
6)     Sloganların seçilerek kışkırtıcılıktan uzak durmak
7)     Kısa vadede muhtar seçimi , uzun vadede belediye başkanı seçimi
8)     Cami anons sistemine girilmeye çalışılması ve slogan atılması (araştır)
9)      30 ağustozda yada başka bir günde meşaleli yürüyüş yapılması
10)  Çin balonuda denen helyum gazlı balonların hep birlikte uçurulması
11)  Grupta anket yapılması
12) Parkımızı çeşitli resimlerle ve görsellerle donatmak

ŞU ANA KADAR YAPILANLAR
1) Üst kademe belirlenip uygun bir iş dağılımı yapıldı
2)Yürüyüşler pazartesi,çarşamba,cuma forum cumartesi
3)Parkımız ayyıldız
4)Yürüyüş durumu belirlendi (hangi düzende yürünecek)

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Ankara Anıtpark Forum Notları (29 Haziran)


Genel
  • Ağaç eylemi belirtildi
  • AOÇ’ye katılanlar bilgi paylaşımında bulundu
  • Facebook vs. yazılanların hepsinin kaydı var, silseniz de durur bu kayıtlar ve devlet isterse verebilir.
  • Polise verilmiş bir emir kanundışı ise polis ne yapmalıdır? Bu emir uygulanırsa hm emri veren hem de uygulayan kanunlar karşı sorumludur. Polis memuru müdahalede bulunabilmesi için bir direnişle karşılaşmış olmak zorundadır.
  • Forumlara katılmak bir kaynak harcanması da demek (zaman, para). Sendika vb. Örgütlerin tepkilerini koymaları için uğraşmalıyız. Forumdaki enerji somut işlere dönüştürülebilmeli.
Öneriler
  • 2 Temmuzdaki forumumuz 21:00’de yapılsın, Koleje yapılacak katılımdan dolayı.
  • "Gelişmiş ülke yoksulların bile arabaya bindiği değil, zenginlerin bile otobüse bindiği ülkedir" bunu sticker, rozet haline getirelim.
  • Forum olarak direnişe nasıl yön verebiliriz, iktidara gelmemizin yolları nelerdir bunları tartışmamız lazım.
  • Çaldıran forumunu burada ağırlayalım, bunun için bir güne karar verelim.
  • Mısırdan gelen bir arkadaş Foruma katılıp tecrübelerini aktarmak istiyor. Yarın gelecek.
  • Gezi olaylarında kırsal halk ile şehirli halk arasındaki farklar çok net görüldü – tepkisel farklılıklar. AVM’ye birkaç ay gitmeyelim, araba yenileme gibi harcamalarımızı erteleyelim. Sistemin muhafazakar ılımlı İslamla olan ilişkilerini zedeleyelim.
  • 2 Temmuza giderken Anıtpark forum pankartını hazırlayıp bunun arkasında katılalım.
  • AOÇ de halk ne istiyor bunu somutlaştırıp projeye dönüştürelim bu işi kovalayalım.
Kerem Altıparmak – Sosyal Medya, İfade Özgürlüğü ve İnsan Hakları
  • Türkiyedeki ifade özgürlüğü ve bunun korunması üzerine çalışmalar yapıyorlar. Demokratikleşme konusunda iktidar önemli adımlar attı deniyor ama kolluk mevzuatı konusunda bir şey yapılmadı, terörle mücadele yasası, polis.. selayet kanunu, toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası. Kolluk mevzuatı ile ilgili olarak: İlk günden itibaren gaz kullanıldı, ama kolluk gaz kullanamaz, tek yasal dayanağı selayet kanunu ama Ali Güneş davasında gözaltına alındıktan sonra yüzüne gaz sıkılan bir kişinin davasını inceliyor AİHM, ve gaz kullanımının ne zaman kullanabileceğinin etaylı bir şekilde belirlenmesini istiyor, şekil, miktar ile ilgili, ne zaman sıkılacağpına kim karar veriyor, gaz sıkacak kişi hangi eğitimlerden geçirilmeli vs. Olaylar bitti ve 130000 gaz bombası atıldı ancak bunun ardından içişleri bakanlığı genelge ile bunu düzenlediğini söyledi ama genelge bunun için yeterli değildir. Ve bu metin hala gerekli detayları içermiyor. Bu kadar kötüye kullanma varken hala düzenlenmiyor.. Tükiye’de 100000leri bulan mobese kameraları var ama bu kameraların kullanımına dair bir mevzuat yok, ne kadar saklanacak, kim kullanabilir vs. belli değil. Reyhanlı’da kameralar kapalıydı mesela ama kimi sorumlu tutacağız belli değil bu mevzuat yokluğundan. Sosyal medyada da bir düzenleme yok. Ama bütün bu mevzuat eksikliklerinde önceliği sosyal medya neden veriyorlar ki?
  • 2008, 1 Mayısında korkunç bir gaz kullanımı oldu ve konu AİHM’ye götürüldü, Diyarbakır valisi yine Vali Mutlu idi. AİHM de gaz kullanımının sözleşmeyi ihlal ettiği kararı çıktı. Ama bu 2008 olayına dair bir soruşturma henüz açılmış değil.
  • 2000 Hayata dönüş operasyonunda 30 kişi öldü. Kimyasalların kullanıldığı ve vahşi yöntemlerin kullanıldığı ortaya çıktı. 2010 yılında AİHM soruşturmaların yeterli olmadığına karar verilince soruşturmaya başlandı, ama kimi soruşturdular 39 eri.
  • 2006 Mart ayında da bir kalkışma oldu 14 kişi öldü bir kısmı kafasına gelen gaz fişeği ile öldü ve bunlar raporlandı, ve bir dava var sadece belirsiz durumda. Ama gösteriye katılanlara karşı dava açıldı ve mahkumiyetler verildi.
  • Toplumsal olaylarda görevi kötüye kullanan memur için soruşturma iznini Validen vsç alması gerekiyor savcının oysa insan hakları ihlalinde bu izne gerek yok; yalnız toplumsal olaylar bunun dışında bırakılıyor. Müdahale iznini veren Vali, soruşturma iznini verecek olan da Vali ve bu bir çelişki.
  • Yaşam hakkı ve işkence yasağı konularında etkili soruşturma kullanılmalı: şeffaf, kamunun açıkça takip edebildiği, ailelerin soruşturmaya katılma hakkı olduğu soruşturmalardır. Ama askeri soruşturmalar böyle yapılmadı.
  • Hukuk için internet çok yeni bir mecra. İnternet sitelerinde yapılan hakaretlere karşı erişimi engelleme yoluna gitti mahkemeler, medeni hukuka dayanarak, ama bu da kötüye kullanıldı, örneğin Adnan Oktar Richard Dawkins’in sitesini kapattırdı, orada bir yorumda kendine bir hakaret var diye. 300 e yakın siyasi nedenle engellenen site var. Bunların istatistiği yayınlanıyordu ama durdurdular. Engelliweb diye bir site de bu bilgiler oldukça doğru verilmeye çalışıyor. 30000’e yakın engellenen site var.
  • Filtreli internet uygulaması var. 4 çeşit filtre önerdi BTK, çocuk, aile, yurtiçi, standart. Şu andaki filtre yönetmeliği aile ve çocuk şeklinde. 2011 sonrasında da sıklıkla bir filtre kullanılmaya başlandı. Bir kamu görevlisi Başbakanla ilgili video paylaşımında bulunduğu için işten çıkarıldı ama disiplin hukukunda bu yok. Fazıl Say ve Sevan Nişanyan başbakana hakaret ettiği için ceza aldı.. ve bunlar jet hızıyla yapıldı, Türkiye hukukunda görülmeyen bir şekilde.
  • Sosyal medyaya yönelik olarak . İfade özgürlüğü bir bütündür. 216 ve 217. Türk ceza kanunu maddelerinden twittera yönelik gözaltılar yapıldı. Bu mesajlar ambulansları yönlendirme, şurada toplanalım gibi mesajlardı. Orada 32 kişi gözaltına alınınca herkes tedirgin olmaya başladı – chilling effect. Türk ceza kanunun 115. Maddesi tehdit ve cebirle başkalarının ifade özgürlüğünü kullanmaya engel olmayı suç olarak tanımlıyor ve devletin yaptığı suç bu bağlamda.. Kanunlardaki hükümler AİHM insan hakları kanununa aykırı olamaz.
  • Başkalarının hak ve özgürlüklerini sınırlayan , nefret söylemi içeren, doğrudan şiddet ve illiyet taşıyan mesajlar suçtur sadece.
  • İfadeler de görüşler de mallar gibi pazarda satılır, eninde sonunda doğru olanı belli olacak ve çekilecektir. Hakikatı ortaya çıkarma yönündeki etkinliğine bakıldığında belirli görüntüleri paylaşmak nefret söylemi içeren bir mesaj olmaz (Ethemin öldürülmesinin görüntülerini paylaşmak mesela).
  • Çok az takipçisi olan bir kişinin ifadesi ile binlerce dinleyeni takipçisi olan bir kişinin söyledikleri aynı güçte değildir.
  • Bir kişiyi tehdit eden mesajlar twitterda da olsa bu kişiler insan hakları bağlamında cezalandırılmalıdır.
  • Başbakan da eleştiri yapabilir ama ne zamanki bu bir nefret söylemi haline geliyorsa ya da başkalarının haklarına ya da ifade özgürlüklerini kısıtlama etkisi yapabilecek ifadeler suç teşkil edebilir.
  • Sosyal medyayı yasa ile düzenlemek. Ölüm cezası, kürtaj, içki yasağı vb. Konulardaki düzenlemelerine başka ülkelerdeki )Brezilya, İsiçre, İrlanda gibi) düzenlemeleri örnek göstererek meşru göstermeye çalıştılar. Ama ölçüt uluslararası insan hakları olmalı. Başka ülkedekiler buna karşı ise onlar da hata yapıyorlar demektir. Anonimlik bir haktır ve getirmeye çalıştıkları yasa buna aykırı: kişilerin kendine ait olmayan hesapların kapatılması gibi. Fake hesap yapmanın ceza konusu olmasına çalışıyorlar.
  • Ne zamanki barışçıl bir eylem kullanma hakkı kullanılamaz hale gelirse o zaman barışçıl eyleme müdahale edilebilir, mesela bir ambulansa geçecekse açabilir orayı. Parkta oturmak hangi başka kişinin hakkına engel oluyor onu göstermek gerekli. 12 Eylül yasasında insan hakları ile çelişkili ifadeler var. Müdahale de orantılı olmak lazım. İllegal örgüt varsa yürüyüşte, yapılması gereken tüm grubu dağıtmak değil illegal olanları ayırıp geri kalanına izin vermek şeklinde olmalıdır.
  • İfadenin kendisi kadar şekli de insan hakları dahilinde korunur. Bir mesajın en güçlü verileceği yer neresiyse orada verilebilir o mesaj. 1 Mayıs eyleminin Taksimde kullanılması anlamlıdır, başka biryerin kullanılmasında diretemez iktidar. Polisin Kennedyde trafiği kapatırsanız müdahale ederiz söyleminin doğru olmadığına dair..
  • Kamu görevlisi tarafsız ve bağımsız olmalı ve işvereni olan devlete sadık olmalı. Kamu gücünü kullanabilecek kamu görevliler (mesela Vali) gösteri yürüyüşüne katılamaz. Hakim, subay, kolluk gidemez.
  • Tıp etiği kuralları insan haklarının gereğidir. Anayasanın 90. Maddesi çözüyor bunu dolayısıyla tıp etiği her şeyden öncedir.
  • Ulaşım hakkı engellendiğinde görevde ihmal var cezai işlem yaptırmaya çalışacaksınız. Cevap vermeleri gerekecek, vermezlerse de idari yargıda vb. Dava açılabilir.
  • Meşru müdafaa: hala saldırı altındaysanız olur. Barikatlar meşru müdafaaya girmeyebilir.
  • Dikmende yapılan müdahale orada yaşayanların gaza ve tazyikli suya maruz kalmasına, pencere açılamamasına neden oluyor. Vatandaş buna karşı ne yapabilir. Bir gün öncesinden Anayasa Mahkemesine gaz kullanımına karşı tedbir kararı alması istenebilir. Mahkeme bunu 4 kere vermez reddederse AİHM’ye gidilebilir tedbir kararı için.
  • İ Melih 1300 dava açıyor adedi minimum 2000 TL olsa 2600000 TL eder, Belediye başkanının bu kadar parası nereden geliyor?
  • Foruma katılmak devlet memurları açısından sorun yaratmaz. Tarafınızı belirten bir olaya katılmak sorun yaratabilir.
Duyurular
  • Stand açılamadı bugün. Pazar günü 15:00’te açılacak stand. Standa gelmek isteyenler numaralarını paylaşsın bir nöbetçi çizelgesi oluşturmak istiyoruz.
  • 30 Haziranda 17:00 de Seğmenler forumda toplanılıyor genel olarak. Buna katılabiliriz.
  • 30 Haziranda Mısırlı birisi gelerek orada yaşananları anlatacak. Forum bunu
  • 2 Temmuzda Sıhheye’deki Toros sokakata 17:00’de toplanılarak Koleje yürünecek.
  • Ethemin vurulduğu yerde nöbet tutan arkadaşlara destek olamk için forum çıkışında isteyenler destek vermeye gidebilir.
Kararlar
  • 2 Temmuz’da Anıtpark Forum olarak Kolejdeki toplantıda pankart açacağız. Pankartta yazılacak yazı belirlenecek . Çalışkanlar organize edecek pankart yapımını.
  • Ağaç insan eylemini sürekli kılacağız. Haftada bir gün, haftaiçi 19:30 gibi tekrarlanacak duruş.
  • 101 direniş şarkısı önümüzdeki hafta bir gün forum sırasında banttan çalınacak.
  • 80 dakikaklık bir direniş filminin gösterimi de perdeye yansıtılarak yapılacak.
  • Anıtpark forum sticker ve rozetleri hazırlanacak.
  • Sağlık politikaları ile ilgili bilgi vermek için bir arkadaş önümüzdeki hafta bir konuşma yapacak
  • Mısırlı bir arkadaş Arap baharı ve Tahrir meydanı olayları ile ilgili olarak bilgi vermek için bir konuşma yapacak.

Abbasağa Parkı Küçük Forum Notları (29 Haziran)


Abbasağa Küçük Forumda 29 Haziran Cumartesi günü konuşulanlar

Abbasağa Küçük Forum Cumartesi günü, Lice olaylarını protesto etmek için, Taksimde toplandı. Eylem yapıldıktan sonra, Küçük Forumun daimi katılımcıları Abbasağada tekrar toplandı. Kısa bir süre Taksim deki eylemin değerlendirmesi yapıldı. Taksim Dayanışmanın, bildiri okunduktan sonra dağılma çağrısı yapması üzerine bir eleştiri getirildi ve bu konu konuşulmaya başlandı…
Taksim meydanında yapılan eylem üzerine yapılan değerlendirme bittikten sonra, foruma sürekli olarak katılan arkadaşlardan biri, devamlı olarak katıldığı, “duramıyoruz o halde dönüyoruz” eyleme katılma çağrısı yaptı.  Eylem ile ilgili bilgi verdi. Eyleme katılmak isteyen arkadaşların nasıl katılacakları ile ilgili oluşturuldu.  Bu bilgilerin eylemden bir önceki gün gözden geçirilmesi ve hareket için son çağrının yapılması için Pazartesi bir açıklama yapılacak!

                 Duramıyoruz o halde dönüyoruz” eylemi için konuşulanlar…

·       Eylem saati 19:00 ile 20:00 arası bir saat.
·       Bisiklet sahibi olmayan insanların bisiklet kiralaması için önerilen yerler..
·       Toplu bisiklet kiralamalarında indirim yapılıp yapılmayacağına dair inceleme…
·       Salı gülü yapılacak eyleme katılımın yoğunlaşması için çağrı yineleme…
Bu eylemin planlanmasının ardından yeni madde olarak, Dünya Olimpiyatlarının alınma sürecinde bir aksilik olduğunda İktidar Partisinin “muhtemel argüman” olarak gezi Parkı direnişini göstereceği düşüncesinden hareket ile, önlem niteliğinde ve “biz olimpiyatları istiyoruz, hatta Başbakan dan daha çok istiyoruz! Algısı yaratmak için birkaç eylem geliştirilmeli anlamında bir fikir ortaya atıldı.

Biz olimpiyatları istiyoruz, hatta Başbakan dan daha çok istiyoruz! Algısı yaratmak üzere yapılan tartışmada ortaya çıkan fikirler
·       Olimpiyatlar neye ve kime hizmet ediyor bunun ile ilgili bir araştırma yapılması gerektiği…
·       Alternatif bir olimpiyat düzenlemek gerekebileceği…
·       Olimpiyatların ve diğer pek çok şeyin gündeme alınış biçiminin bir gezi parkı ruhu üzerinden değerlendirilmesi ve yapılacak eylemlerin b ruh üzerinden oluşturulması…
·       Bir internet sitesi kurup bu meselenin organize edilmesi, hatta iki internet sitesi adresinin şimdiden satın alınmış olması.
Olimpiyatlar maddesinin konuşulmasının ardından gündeme Gezi Parkını Halka açılması ve sonrasında içeri girilme biçiminin nasıl olacağı ile ilgili konuşmalar yapıldı. Taksi Dayanışmanın Gezi Parkı kullanıma açıldığında parka gireceği ve çadırını kuracağını açıkladı. Çadır kurulduktan sonra bizim ne yapmamız gerekir üzerinden bir tartışma yapıldı.

                  Gezi parkı açılınca parka girmek! nasıl girmek…
·       Gezi Park açıldıktan sonra herkesin tekrar girmesi gerekir…
·       Gezi Parkı açıldıktan sonra, gezide olunabilir ama bir yandan burada da olunmalıdır…
·       Gezi Parkı süreci pek çok ek süreç yarattı. Bu ek süreçlerden biride başka parklardaki forumlar oldu. Bu forumların asla terk edilmemesi gerekiyor…
Gezi Parkına girme meselesi tartışıldıktan sonra, konu Polisin net hedef olarak önümüze sürülmesi ve asıl hedefin gözden kaçırılması gibi bir durum yaratıldığı üzerine bir konu açıldı. Bu maddenin üzerinden “bu hareketin asıl dili ne?” sorusu ile bir ek madde oluştu. 

Asıl hedef polis mi, medya mı, yoksa başka bir hedef var ve o konuşulmuyor mu?
·       Medya asıl hedefimiz olmalı, ama biz polise bakmaktan buna ulaşamıyoruz…
·       İnternet üzerinden alternatif bir medya yaratılmalıdır. Dolayısı ile var olan medyanın zaten bir anlamı yoktur.
·       İnternet üzerinden yayın yapan medya sınırlı yerlere ulaşmaktadır. Bunun gelişme gerekir.

Los Angeles Forum Notları (29 Haziran)

Los Angeles’ta yapilan bu ilk foruma toplam 40 kisi katildi, 34 kisi oylamaya katildi.

Forumumuzda konusmalara yon vermek icin su sorular vurgulandi:
·      Türkiye'deki durum üzerinde somut bir etki yaratmak için Los Angeles'tan ne yapabiliriz?
·      Hedefimiz ne olmalı?
·      Hedefe ulaşmak için en etkili strateji ne?
·      Nasıl bir altyapı oluşturup, nasıl örgütlenmeliyiz?

Forumun akisi ise su sekilde yurutuldu:
1. Oturum
-      Giriş konuşmaları (amacımız, yöntem, kurallar, diğer forumlar)
-      2'şer dakikalık serbest konuşmalar

2. Oturum
-      Önerilerin sunulması, öncelik oylaması & seçilen önerinin eylem planına dönük tartışılması
-      Gelecek forumlar için düşünce ve öneriler
Birinci oturumdaki ikiser dakikalik serbest konusmalardan cikan notlar gruplanarak ortaya cikan iki ana oneri ozetlendi:

1)    Gezi Parki olaylarina destek icin yerel grup olusumu
a.     Dogrudan demokrasi konseptini kendimiz uygulayarak Turkiye’ye ornek olusturmak
                                              i.      Grup ici iletisim araci olarak google moderator ve facebook anket kullanimi
                                             ii.      Soru: Liderlik yapilasmasinin detaylarinin belirlenmesi
b.     Kendi icinde birlesik ve “otekisiz” olusum
                                              i.      Ozelestiri
                                             ii.      Daha once ne yapmadik ta bu noktadayiz sorusuna cevap arayarak vizyon ve eylem listesi olusturmak
                                           iii.       Ortak vizyonda birlesen kucuk gruplarin eyleme gecmesi
                                           iv.      Soru: “Ataturkculuk“ grup tanimi icinde ismen yer almali mi?
c.      Turkiye ve dunyadaki network’ler ile isbirligi
                                              i.      Isbirligi yapilacak networklerin belirlenmesi
                                             ii.      Ornek: osce.net, milli merkez forumu
                                           iii.       Mevcut birlesimlere destek, olasi bosluklara cozum arayisi
                                           iv.      Notlarimizi parklarbizim.blogspot.org gibi networklere asmak
                                             v.     Websitesi/ blog olusturulmasi
                                           vi.      Soru: Grup Los Angeles’i mi kapsasin, Guney California mi?
2)   Egitim ve sosyal dayanisma
a.     Oy kullanma bilinci:
                                              i.      Los Angeles’ta konsolosluktan oy kullanmak
                                             ii.      Turkiye’de sandik denetimi calismalarina destek
b.     Tabana inme calismalari
                                              i.      Turkiye ve dunyada mevcut yapilanma bilgilerinin arastirilip paylasilmasi
                                   (ornek: osce.net, milli merkez forumu)
                                             ii.      Kisisel sorgulama ve ozelestirinin tesviki
                                           iii.       Dogrudan demokrasi kavrami uzerine bilinclendirme
                                           iv.      Birlesik ve “otekisiz” yaklasim
                                             v.     Egitim videolari yapimi ve yayilmasi
                                           vi.      Infographics yonteminin kullanilmasi
Diger oneriler:
3)   Obama’ya mektup yoluyla baski uygulanmasi
4)   Turkiye’ye gaz bombasi ithalinin denetimi ve yasaklanmasi
5)   Turkiye’deki Gezi olaylarindan dolayi madur olanlarin hukuk mucadelesine destek olunmasi
6)   AIHM davalarina destek saglanmasi
7)   Erdogan’a ABD’den dava acilmasi
8)   Halk TV, Ulusal Kanal ve Hayat TV gibi televizyon kurumlarina maddi destek saglanmasi

Yapilan oncelik oylamasinda 33 oy ile ilk etapta bir yerel grup olusumunu ongoren secenegin eylem plani calismalari icin oncelikli olarak ele alinmasina karar verildi. Egitim ve sosyal dayanismaya oncelik ongoren oneri ise bir oy aldi.
Forumun ikinci kisminda oy cogunlugu ile onceliklendirilen yerel grup olusumu tekrar ikiser dakikalik konusmalar ile yukarida belirtilen maddeler dahilinde tartisildi. Forumun ikinci kisminda soz alan konusmacilarin gorus ve onerileri maddelerin altinda ozetlenmektedir. Kisaca oncelikli olarak grubun vizyon ve yapilasmasi, ikinci etapta isbirligi yapilabilecek gerek Turkiye, gerek dunyadaki mevcut olusumlarin belirlenmesi konulari uzerinde duruldu. Bu konu basliklarinin daha sonraki forumlarda ele alinmasiyla yerel grup olusumunun sekillenmesi ongoruldu.
Forumumuz, forum notlarinin duyurulmasi bilgisi ve gelecek forumlara dair olumlu fikirlerin belirtilmesi ile sonlandi.

İstanbul Büyükdere Forumu Notları (30 Haziran)


Büyükdere Forumu 3. Köprü, Kanal İstanbul ve çılgın projelerle orman alanlarının ranta açılmasını protesto etmek amacıyla  “Suyuma, ormanıma, yaşam alanlarıma dokunma” sloganıyla 30.06.13 Pazar günü bir eylem ve basın açıklaması gerçekleştirdi.

Belgrad Ormanı Neşet Suyu mevkiinde buluşan forum katılımcıları ve İstanbullular, basın açıklaması öncesinde yanlarında getirdikleri bezler ve boyalarla pankartlarını hazırladıktan sonra burada küçük bir forum gerçekleştirdi. Forumun ana gündemlerinden birisi 3. Köprü, kuzey ormanlarını talan projeleri ve su havzaları iken diğer bir gündemi de ormanların özelleştirilme yoluyla parası olmayana kapatılması konuları oldu. Bunun üzerine 1 Temmuz Pazartesi  günü 3. Köprü ve orman alanlarının yağmalanması konusunda gerçekleştirilecek olan foruma çağrı yapılarak, eylem programı çıkarılması kararlaştırıldı. Her yaştan insanın, bisikletçilerin, orman mühendislerinin, çevrecilerin, 3. Köprü yerine yaşam platformu bileşenlerinin söz alarak konuştuğu forumun ardından basın açıklamasına geçildi.
Büyükdere Forumu adına basın açıklamasını okuyan Romina Özipekçi; AKP hükümetinin halkın yaşam alanlarının ve doğanın yağmalanmasına karşı gelişen direnişini görmezden geldiğini belirterek kuzey ormanları, tarım alanları ve yaban hayatın tahrip edilmesini seyretmeyeceklerini buna karşı harekete geçtiklerini ve başta Gezi Parkı, 3. Boğaz Köprüsü ve 3. Havalimanı gibi halkın sağlığı ve geleceğini doğrudan ilgilendiren, bilimdışı projelere ve diğer rant projelerinin getireceği yıkıma karşı mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek basın açıklamasını sonlandırdı. Basın açıklamasının ardından üzerinde “Suyuma, ormanıma,yaşamıma dokunma” yazan pankartlarıyla, ormanlık alanın içine doğru yürümeye başladılar. Belgrad Ormanı için büyük adım koşucularının organize ettiği yürüyüşün başlangıç noktasında doğa ve çevre sevgisini simgelemek açısından bir grup gösterici ağaçlara sarılarak “ormanıma, suyuma, yaşamıma dokunma” sloganı attı.  Grup pankartıyla önceden belirlenen parkurda yürümeye 

Ankara 100.Yıl İzci Parkı Forum Notları (29 Haziran)


Bu gece tartışmalar ve açık kürsü Lice olaylarıyla iç içe girmiş vaziyette seçim barajı, temsili siyasetin krizi ya da varolan siyasi rejimin içinde ne gibi çözümler yaratılabileceği, halk meclisleri, yerel seçimler vb konuların tartışılmasıyla devam etti.

Konuşanlar, konuşulanlar:

  • Ülkede hali hazırda varolan siyasi Doğu-Batı ayrımı ve kopmuşluğunu beslemek yerine ortadan kaldırmaya dönük eylemlerde bulunmak lazım. Kopmuşluk yaşandı, Kürdistan-Türkiye ayrımını yapmayı, bir türlü Türkiyeli hissedememeyi ortadan kaldırmak için bütünlüğü korumak lazım. Kürtler onları düşündüğümüzü bilmeliler. İki halk barışmalı ve birbirini anlayabilmeli. Bu olaylara sessiz kalamayız. Ancak birbirimizi anlamaya başlarsak birarada yaşama pratiğini oturtabiliriz.
  • İktidar Gezi direnişini itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Kanmayalım.
  • Hükümet 12 Eylüle sitemine dayanarak bir çoğunluk sağlamaya çalışıyor. Bunu şöyle açıklamaya çalışalım. Ak Parti %10 barajından dolayı %50 görünüyor. Mecliste bu barajın kalkması için teklif verildi ama AKP reddetti. Gerekçesi partiler çok çalışsınlar bu barajı geçsinler. Diğer partiler işin içine girdiğinde bu partinin oylarının %35’e düşeceği uzmanlar tarafından hesaplanmış durumda. Temsili demokrasi sandıktan ibaret değil. İnsanlar kandırılmakta. Hitler de sandıkla gelmiştir ama neler yaptığını biliyoruz. Kuvvetler ayrılığı bu nedenle getirilmeye çalışıldı. Temsili demokrasi nedir, burjuva demokrasisi nedir, katılımcı demokrasi nedir bunları iyi ayırt etmek lazımdır. Bugün dünya’da temsili demokrasinin krizi tartşılmaktadır. Siyasi kriz de var, bu forumlar bu nedenle değerli, doğrudan demokrasi örneğidir.
  • % 33 bir önceki seçimde zaten oy kullanmadı. %67’nin %50sini hesaplıyorlar.bu da %33.5 gibi bir şey yapar. Ve %10’u geçemeyen partilerin oyları da ona eklendiği için, onun içinden ciddi bir miktar azalıyor. Kaldı ki SEÇSİS siteminin verdiği usulsüzlükler de hesaba katıldığında o miktar çok daha aşağı iniyordur. %50 psikolojik baskıdır sadece. Ama esas rakam çok daha az.
  • Seçim barajı bize ısıtılıp ısıtılıp önümüze koyulan bahanelere dayanıyor. Diyorla ki, bu %1 lik dilimi alan bütün partiler bir araya gelir, bir koalisyon kurulur fakat devletle anlaşamadığı için hiçbir şey yürümez.
  • Neden baraj altında kalan sol partiler birleşmiyor?
  • %10 seçim barajından farklı bir şey daha var, her parti hazineden yardım alıyor ve bu yardımın oranı çıkardıklarımilletvekili sayısına göre belirleniyor ve barajı geçemeyenler yardım alamıyor. Bu yardım neyi belirliyor? Bir dahaki seçimlerde daha fazla çalışma ve duyuru imkanı demek bu. Ya da AKP’nin şu an elinde olan medya gücü ve sermaye ve cemaatten aldığı para gücüyle iyi manipule edebiliyor. Bu güç, üştünlük olduğu sürece demokratik seçimden bahsetmek mümkün değil. Son seçimde 10-12 milyon oy çöpe gitti. Buna karşı bizim yapabileceğimiz şey demokratikleşme talebi, partiler arası ittifakın önünün açılması. En önemlisi de hazine yardımlarının eşit dağıtılmasını istemek.
  • Düzeltme yapalım hazine yardımı milletvekili sayısına göre değil oy oranına göre yapılıyor. Akp açılan davayla hazine yardımı kesilmiş bir parti. Partiler hazine yardımıyla hayatta kalamazlar sadece. Seçim barajı, yeni parti kurmak fikirleri 8 ay sonra yapılacak yerel seçimlere etkisi yok. Solu birleştirmek bizim yeterliliğimizi çok arttırır. Mecliste hakimiyet lazım. Sokaktaki güçle meclisteki diktayı yıkabiliriz. Bu nedenle bu mahallelerden bir parti çıkması önemli. Oy oranında oynamalar yapıyorlar. 
  • Parti çatısı altında birleşme fikri bir çok solcunun özlediği birşeydir. Bu ilk 2000-2002 yıllarında solu birleştirme hareketi ÖDP tarafından denendi. Fakat bazı aksaklıklar oldu süreçte ve ideolojik yetersizliklerden dolayı bozguna uğradı. Tutmadı ve ÖDP dağıldı. Şu an böyle bir girişim yine var, HDK (halkaların demokratik Kongresi) toplandı ve yine bir girişimde bulunup çağrı yaptı. Bu kongre kurulmadan önce blog adayları dediğimiz vekillerce bunun çalışması yapılıyordu; Sırrı Süreyya, Ertuğrul Kürkçü, Sebahat Tuncel, Levent Tüzel. Bu arada amacım kesinlikle propaganda yapmak değil, bilgi vermek. Bu oluşumun içinde bir çok sol örgüt yer almakta. Emek, ESP, DSP, BDP, Yeşilller ve Sol vb. Örgüt ve derneğin bulunduğu bir oluşum. Önümüzdeki seçimde HDPartisi olmaya doğru gitti. Birleşme şu an mecliste bu vekiller tarafından çalışılıyor. Belki bu hareket üzerine araştırılabilir, eksikleri tartışılabilir. Zaten bir oluşum varken yenisine gerek yok fikrimce. Amaçları zaten demokrasiyi getirmek.
  • HDK’nin yaptığı çalışmaları takdir etmemek mümkün değil. Ancak eş başkan Ahmet Türk gezi parkı eylemlerindeki olumsuz tutumunu gözardı etmemek lazım. Gezi parkı direnişi sürecinde HDK’nin öngöremediği bir profilde insan çokluğu sokaklara çıktığı aşikar. Fakat bu noktada ertuğrul Kürkçünün mecliste yaptığı konuşma ve Sırrı Süreyya’nın sokaktaki tavrını inkar etmemek lazım. Solun birleşmesi önümüzdeki seçim süresi için geç bir sorudur. Doğudaki halkın yaşam alanlarından kovulmasını bunu görmeyenlere anlatmak uzun sürecek bir iş. Batıdakilerin öz eleştisi yeni başlayan bir süreç. 70 yaşındaki bir insana bir yüzbaşı dışkı yedirirken biz hiç merak etmedik. Şimdi yeni yeni sokağa çıkmışken bunları sorguluyoruz. Çok acil birliğe ihtiyacımız var ve bu birlikteliğ devam ettirmemiz lazım.
  • BDP’nin bu süreç içindeki tutumu birileri tarafından eleştirildi. Bu konuda onları dinlemek ve bir uzlaşma sağlamak gerekiyor. BDP sürecin başında temkinliydi. Bu çok anlaşılabilir bir şey çünkü Türkiye’de yıllardır bir savaş var. Ve şu an için bir yerde bir barış süreci olduğunu kabul etmek lazım. Biz yine devletin barışı getireceğinden kuşkuluyuz ama. Bu süreci baltalamamak, bozmamak adına bu sürece duyarlı ve temkinli yaklaşmak çok önemli bir şey. Yani orada insanlar ölürken bugün ve dün, ve daha fazla insanın ölmesini istemiyorken böyle bir süreci kimse riske atamaz. BDP’nin direk olaylara dahil olmasını beklemenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Olylar başladı ama nasıl gideceğini bilmiyoruz. BDP’nin alanlara girmemesinin diğer büyük sebebi alanlarda şöven söylemlerin olmasıydı. BDP alanlardayken milliyetçi söylemlerin olması muhtemelen BDP’yi kıran bir şey. Bu anlaşılamayacak bir şey değil. BDP bu süreçte alanlardan çıkarılmak da istendi, ankara, istanbul, izmir buna örnek. Böyle bir süreç içinde BDP’nin tamamıyla tabi olmasını bekleyemeyiz. Öncelikle bizim kendimize sormamız lazım söylemlerimize dikkat ediyor muyuz? Birleştirici bütünleştirici mi gerçekten söylemimiz? Bunları yeterince sorguladıktan sonra belki BDP’ye eleştirilerimiz olur. Biz bunları yapmıyoruz öncelikle, bütünleştiricilik diyoruz ama meydanlarda ırkçı, cinsiyetçi söylemlerimiz var. Neresi birleştiricilik bunun? Meydanda küfürler dönüyor ama orada kadınlar, lgbtt bireyleri ve translar da var. Meydanlarda sadece Türkler yok, sadece kemalistler yok. Ama biz bunu bütün kitleye maletmeye çalışıyoruz. Böylece insanları kırıyoruz. Evet çoğunluk olarak belki batı illerinde Türküz. Biz burda seslerimizle diğerlerini bastırabiliriz Türk olarak, ya da çoğunluk olarak erkeğiz kadınları da bastırabiliriz. Çoğunluk olarak heteroseksüel bireyleriz eşcinselleri de bastırabiliriz. Ama bu bütünleştiricilik değil. Bunun AKP’nin yaptığı şeyden farkı yok. SKP politikasının bir başka biçimi oluyor sadece bu. Karşısında duran ama aynısı olan bir biçim. Kendimizi önce eleştirelim sonra ötekileri eleştirelim.
  • Gezi olaylarının başından beri bu birleştiricilik meselesine katılıyorum. Fakat hükümetin tavrı bunun üzerinden bir ayrımcılığa gitmek oldu. Gezi için haykırıp Lice için susmak yanlış! Her iki yönde de bu özen gösterilsin.
  • Bizim bu forumlardan bir takım örgütlenmeler yaratmamız lazım, direnişin başından beri taleplerimiz vardı. Bu ortak talepleri dillendirdik hepimiz. Bu talepler doğrultusunda bir parti oluşumuna gitmek mantıklı bir fikir. Keşke sol partiler bu areketin gerisinde kalmasaydı da 100 binlerin mücadelesini öteye taşıyamadılar. Kitle örgütleri kitlenin gerisinde kaldı. Parti kurmak sağlıklı değil. Sokağa çıan insanlar karar alsın ve bu mahalle ve direniş komitelerinden partiler çıksın. Farklı politik görüşlere sahip insanlar ancak ve ancak belli ortak talepler etrafında bir araya gelebilir. Meclis bizi temsil edebilir mi? Sırrı bunun örneği, meclisi böyle kullanalım. Çapulcular partisi konuşulabilir. Böyle bir örgütlenme içine gireceksek eğer bu yalnızca mahallelerden çıkacak komitelerle olmayacaktır. Bizim üretimden gelen gücü kullanmamız gerekiyor. Çalışan insanların iş yerlerinde bu tür komiteleri kurmaları şart. Beyaz ve mavi ayrımı yapmadan çalışan insanlar iş yerlerinde geziye dair farkındalık yaratmalılar. İşyerlerinde direniş komiteleri kurulmalı.