15 Temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Üsküdar Doğancılar Parkı Forum Notları (15 Temmuz)

Üsküdar Doğancılar Parkı Forumu Notları ( 15 Temmuz2013)

ÖN NOT:
Forumumuz parkta iftarını yapan arkadaşlarımız ve diğer arkadaşlarımızın iftar sonrası katılımıyla saat 21:40'ta başladı.Bugün konuğumuz Mısır'da yaşamış ve araştırmalar yapmış Yazar-Gazeteci Sean David Hobbs'la söyleşi yapıldı.
ÖNERİLER, DUYURULAR ve KARARLAR
-16-07-2013'te 20:30'da Üsküdar Turyol iskelesi yanında Antikapitalist Müslümanlar,Devrimci Müslümanlar,İcadiye Forum,Kuzguncuk Forum ve Koşuyolu Forumunda katılımıyla yeryüzü iftarı yapılacağı bilgisi verildi.
-Bir katılımcı 2008 yılında Üsküdar'da babası tarafından eşcinsel olduğu için öldürülen Ahmet Yıldız'ın katili olan babasının henüz yakalanmadığını ve bununla ilgili bir şeyler yapmak adına bir metin hazırladıklarını,hazırlanan metin oylandıktan sonra çeşitli portallarda ve bloglarda Üsküdar Dayanışma olarak yayınlayabileceğimiz nerisinde bulundu.Öneri oylandı ve kabul edildi.
-Heybeliada'da yapılacak etkinlikle ilgili kesin tarih ve bilgi paylaşımından sonra koordine olup etkinliğe destek verme önerisi yapıldı.Yine Sivriada ve Yassıada için yapılacak etkinliklere katılım önerisi yapıldı.
-Kuşadasına gidecek bir katılımcı Üreticiden-Halka organizasyonu için oradaki üreticilerle iletişime geçebileceğini söyledi.
-Forumda oluşturduğumuz masalar için yeni gelen katılımcılardan destek istendi.
-20-25 Ağustos'ta Göztepe Özgürlük Parkında diğer forumlarında katılacağı organizasyon için Pazar günü saat:17:00'de Gezi  Parkında toplanacağı bilgisi verildi.
-Abbasağa Forumuna katılan bir katılımcımız oradaki forum işleyişini örnek alabileceğimizi belirtti.Özellikle konuşma sırası ile ilgili işleyiş için.
-BirGün gazetesi'nin Hava Yollarında uçağa ve bekleme salonlarına bırakılma eyleminin devam etmesi gerektiği ve gazeteye açılan davaya tepkimizi göstermemiz gerektiği önerildi.
-Yeditepe Ünv.Asistan Dayanışmasından bir katılımcı üç arkadaşlarının işine son verildiğini ve sigortasız çalıştırıldıklarını söyledi.Haklarını aramak için kamu oyundan destek istediklerini belirtti.

Sean David Hobbs konuşmasından satır başları;
-Ordunun 1952 Nasr dönemi sonrası aslında hep iktidarda olduğu,Nasr'ın diktatör ama sosyalist yasaları barındıran bir yönetim şeklinin olduğunu belirtti
-1970 sonrası Mısır'ın kapitalist düzene yöneldiği ve İsrail-Mısır-ABD barışının kurulduğunu ve bu dönemin Mısır için çok önemli olduğunu belirtti.Bu dönemden sonra Neoliberalizm'i benimseyen ve uygulayan bir devlet olduğunu söyledi
-Mübarek döneminde daha kapitalist bir ülke olduğunu(özellikle 1980 sonrası)
-iki buçuk yıl önce Tahrir'de Gezi eylemine benzer bir Halk ayaklanması olduğunu,buna rağmen Gezi ve Tahrir'in birbiriyle benzeşmediğini söyledi
-Mursi'nin Amerika'da eğitim aldığını ve seçim dönemi birden ortaya çıkıp bir anda parladığını söyledi.Şu anda bir sembole dönüşmüş durumda dedi.
-Mısır'daki ordunun halkın ordusu olduğunu düşünmediğini söyledi
-Mısır'daki kadınlar çok zor şartlar altında olduğunu,yaşayan yabancı kadınların %86'sının,Mısır'lı kadınlarlarında %99'nun sürekli tacize maruz kaldığını ve bunun için öncelikle erkeklerin bir araya gelip bir şeyler yapması gerektiğini söyledi.
-Mısır halkının seçimlerde Türkiye ile benzeştiğini ve halkın fikir değiştirebileceğini söyledi.
-Mursi yanlılarının silahlandığını ve tepkilerinin seçimle gelmiş birinin bu şekilde indirilmesine olduğunu belirtti.
-Fethullah Gülen'le ilgili de araştırma yaptığını söyledi.Buna istinaden gelen sorulara cevabı;Amerika'da genel olmasada bazı güçlerin Gülen'e destek olduğunu düşünüdüğünü çünkü okullarının önemli bir yerde olduğunu.Gülen'in kendini iyi bir din adamı ve iyi bir kapitalist olarak tanıttığını söyledi.

25 Temmuz 2013 Perşembe

4. Levent Sporcular Parkı Forum Notları (15 Temmuz)

Forumumuza Uzman Dr. Zeynep Civelek’in konuşması  ile başlandı. Zeynep Hanım hastanelerde uygulanan “Performans Sistemi” nden bahsetti. Bu sistemin doktorun kaç hasta aldığı, kaç operasyon yaptığı vb. puanlama sisteminden oluştuğundan ve puanlama da branşların da etkili olduğundan söz etti. Maaşlar alınan puanlarla orantılıdır. Ancak doktorumuz bu sistemin getirdiği dezavantajları açıkladı. Hastanelerde meslektaşlar arasında “Sen kaç puan yaptın?” gibi diyalogların yaşandığını söyledi. Bu diyaloglar verilen sağlık hizmetinin niteliğini artıracağı yere doktorlarımızı sayı rekabetine sokarak sağlık hizmetinin kalitesini yerlere indirmiştir. Doktorumuz Zeynep Hanım bunun eleştirisini yapıp forum halkına bu konuda aydınlatıcı bilgiler vermiştir.
- Daha sonra soru-cevap bölümüne geçildi. Gelen sorular üzerine bazı konularda daha ayrıntılı bilgiler verildi. Eczanelerde uygulanan ilaçlardaki fiyat farkları üzerine konuşuldu. Sigortalar piyasadaki benzer ilaçlar içinden fiyatı  en düşük ilacı baz alarak ilacın ücretini karşılıyor. Kalan fiyat farkı vatandaşın cebinden çıkıyor. Burada bazı  doktorların reçetelerinde özelilikle ilaç markası belirttiğinden söz edildi.
- Sorulan diğer bir soru doktorların sendikal hakları  ile ilgiliydi. Zeynep Hanım doktorlar için bunun bir sorun olduğunu söyledi. Çünkü sendikalı olan doktorlar işten çıkarılma korkusu ile karşı karşıyalar ya da hangi sendikanın üyesi ise ona göre davranılıyor o doktorlara. Yani burada sendikalı olma konusunda “Çifte Standart” tan söz edildi.
- Hastaneleri denetleyecek bir kurum olmadığından daha doğrusu denetlenen tek şeyin doktorların operasyon sayılarının olduğundan bahsedildi. Yani işin aslı sadece sayılar denetlenince verilen sağlık hizmetlerinin niteliği denetlenmiyor bu da hastaneleri denetleyen bir kurum olmadığı anlamına gelmektedir.
-Başka bir soru da “Sivil bir kurum veya kuruluş  nasıl denetlenmeli?” şeklindeydi. Bunu denetlemek çok zor değil. Misal siz bir bankada çalışıyorken maddi olarak kendi hesabınıza aktarım yapmanız veya herhangi bir şeyi menfaatinize kullanmanız pek olası değildir. 300 yataklı bir hastanede de iç  denetimle bunu gerçekleştirebilirsiniz. Doktor Hanım birkaç bilgi verdikten sonra konuşmasını bitirdi.
- Medya çalışma grubu katılımı ile serbest kürsü başlatıldı. Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı  tarafından Halk TV’ye ve Ulusal Kanal’a darbecilikten ötürü  dava açıldığından bahsedildi. Basına çok ağır baskılar yapıldığı  üzerine konuşuldu. Halk TV, Ulusal Kanal vb. televizyon kanallarına gün aşırı RTÜK cezaları geldiğinden ve düşük bütçeli bu kanalların aylık 70.000-80.000 TL gibi ciddi rakamları ödemek zorunda bırakıldığından söz edildi. Bir Gün Gazetesi’ne de bugün attığı manşetten dolayı soruşturma açıldığı bilgisi verildi.
- Forumumuz bugünlük noktalandı.

*Çalışma grubu önerileri konuşuldu: “Siyaset Çalışma Grubu” kurulabilir.
*Yarın Ağır Ceza Avukatı Av. Yılmaz SUNAR konuğumuz olacaktır.
NOT: Katılımcı sayımız 70-75 kişiydi.

19 Temmuz 2013 Cuma

Abbasağa Küçük Forum Notları (15 Temmuz)

ÖZET: 15 Temmuz gecesi, 10 Temmuz Cuma günkü Küçük Forum’dan çıkan 7-8 maddelik ana başlıkların tartışılması amaçlanıyordu. Maddeleri hatırlayalım:
1.       Siyasi partiler kanunu ve seçim yasasının değiştirilmesi, %10 barajının kaldırılması
2.       Ekolojik talanın durdurulması  ve hayvan hakları
3.       Cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığına dayalı suçların önlenmesi
4.       İfade ve toplanma özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması ve basın özgürlüğü, sanat ve sanatçının bağımsızlık ve özgürlüğü
5.       Toplumsal barış, Kürt ve Türk halklarının ortak yaşam iradesinin tanınması, savaşın/çatışmaların durdurulması, mezhep temelli ayrımcılığın sonlandırılması
6.       Adil yargılanma hakkı
7.       Kentsel dönüşüm projelerinde barınma ve kent hakkı
8.       Emekçi sınıfların hakları

TARTIŞMA:
·         İlk değerlendirme konuşmalarında bu maddelerin talepler oluşturmaya, sanki bir merci olarak kendimizi kurup yine başka bir merciden bir şeyleri talep etmeye dönük olduğu söylendi. Bunun yerine ortak arzularımızın neler olduğunu, ne yapmak istediğimizin konuşulması önerildi. Örneğin savaşa karşı çıkabilmek için anti-militarist refleksi geliştirmemiz gerektiği söylendi. Buna cevaben bu başlıkların tamamlanmamış olduğu, buradaki derdin birleştirici, ortaklaştırıcı noktaları konuşmak olduğu aktarıldı. Dil olarak, eşcinsellerin öldürülmemesini istiyoruz, devletin kürt halkına yürüttüğü savaşın durmasını istiyoruz gibi bir dilin kullanımı önerildi. Kalıcı bir örgüt oluşturmanın sorun teşkil edebileceğinden bahsedildi. Her an değişen ülke ve dünya koşullarında, değişken bir örgütün nasıl yaratılabileceğine dair düşünmemiz gerektiğini tavsiye edildi (değişken örgüt tabirine bir açıklık getireyim, burada bahsedilen, gündemdeki olaylar ve önceliklere göre şekil alan, esnek bir yapı).
Ayrıca, bu “değişken örgüt” yaratım sürecinde, ortaya çıkması gerekenin bir “talep listesi” değil, bir çeşit “ortak değerler” listesi olması gerektiğinin altını çizdi. Kısacası sormamız gereken şey, “çevresinde toplandığımız ortak değerler nedir?” olmalıdır yorumunu yapıldı. Başka bir görüş olarak ortaklaşma gitmeye çalışmak yerine öğrenme ve sorular sormanın önemi vurgulandı. Her bir başlığın tartışmaya dönüştürülmesi gerektiği, birbirimize sunum da yapabileceğimiz söylendi.
·         Gündem dışı bir konuşma başlığı olarak şiddet ortamında şiddetsiz bir direnişin nasıl sürdürülebileceği, geçtiğimiz Cumartesi günü Taksim’deki esnaf saldırıları vb. provokatif bir ortamda ne yapılabileceği, şiddet içermeyen yaratıcı eylemlerin ne olabileceği önerildi. Bunun hareketin sürdürülebilirliği adına konuşulması gerektiği savunuldu.
Bu bağlamda, gelen önerilerden biri şu oldu: eylemlere “yaşam enerjisi” katmak. Örneğin barışçıl bir eylem yapılırken, barışçıl eylemcilere polis müdahalesi olduğunda, yapılabilecek en iyi şeyin ‘polisin geldiği alanı boş bırakmak’ olduğu söylendi. Sürekli yer değiştirerek şiddetin muhatap bulamaması söz konusu olabileceğini ve böylelikle polisin yıldırılabileceği önerisi getirildi.
Bu öneriye ise farklı karşıt görüşler çıktı. Böyle bir “kaybolma” organizasyonunun oluşturulmasının çok zor olacağını, ayrıca bunun sürekli devam ettirilmesinin de zor olacağına dair fikirler geldi.
·         Katılımcılardan biri devlet tarafından uygulanan şiddete artık direnişçiler tarafından da karşılık verildiğini ve bu durumun kendisini çok korkuttuğunu söyledi. Beyoğlu’nda yaşayan bu katılımcı, orada yaşadığı için bir çok olaya şahit olduğunu ve şiddet meselesinin giderek tırmandığını, bu nedenle bir an evvel “şiddetin ortamının yok edilmesi”ne dair bir şeyler yapılması gerektiğini anlattı. Feminist bir bakış açısından, İstiklal’deki olayların fazlasıyla “solcu erkek” izlenimi verdiğini ve bunun şiddetle de az-çok şiddetle de ilişkili olduğundan bahsetti. “Taksim’deki eylemlerin sürekliliği nasıl devam ettirilebilir?” sorusu soruldu. Aslında en başta bahsettiğimiz 7 ana başlığın hayata geçirilebilmesi için, bu eylemlerin sürekli olmasının mutlaka gerektiğinden bahsetti.

Bunun üzerine biz ne yaparsak polis müdahale etmez veya şiddet içerisine çekilmeyiz tartışmasının yanlış olduğunu vurgulayanlar oldu. Polisin en barışçıl eylemi bile provoke etmeye çalıştığını gördük, ondan da mı geri duracağız diye soruldu? Onun için bu bilince kavuşmak gerektiği, bunun için de örgütlenmek gerektiği söylendi. Örgütlenmekten oradaki bulunuşumuzun anlaşılması gerektiği kaydedildi.

Her Cumartesi Taksim’e gidenler, Taksim Dayanışması’nın duyurularına kulak verip toplananlar vs. genel olarak şuna işaret ediyor: “Toplumun bir isteği var.” Ama ne yazık ki, ortak bir amaç olmadığı için (bugünlerde herkesin amacı farklılaştı) bu topluluk tek ses haline gelemiyor ve haliyle toplanması bir işe yaramıyor. Taksim’de yaşanan şiddete gelince, AKP şu anda eski anlamda paramiliter bir güç kullanıyor Taksim’de, bu da esnaf. Ama öte yandan, BEYDER (Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği) açıklama yapıyor, tüm şiddet ortamı polis dolayısıyla çıktı diye. Bu nedenle bir öneri bile getirdi BEYDER, Cumartesi değil de Pazar günleri eylem yapın, değiştirin eylem gününü, dediler. Bunu neden direnişçiler olarak göz önüne almadık, bunu düşünmeliyiz. Ayrıca bazı esnaflar da, “Gaz değil müzik istiyoruz” diye pankart açtılar. Kısacası, Beyoğlu’ndaki bir kesim esnaf da, İstiklal’deki şiddet sorununu ve hayatın durmasını, direnişçilere değil, polise bağlıyor.

(katılımcımız bundan bahsettikten sonra, zaten facebook’tan bir haber aldık:

Beyoğlu Esnafı Forumundan çıkan sonuçlar:

1. Yarın (16 Temmuz) Galatasaray lisesi önünde “Beyoğlu esnafı masa savaşlarından ve polis müdahalesinden rahatsız” diye basın açıklaması.
2. Pazar günü bütün esnaf yürüyüş ve masa sandalyeli eylem yapacak.
3. Cumartesi günü eylemcilere saldıran Ayhan Işık Sokağı esnafı özür dileyecek.

Sokaktaki esnaf Beyoğlu’nun kendi ellerinden yavaş yavaş alındığının tamamen farkında.)
Bir başka katılımcı, esnaf saldırılarına karşılık olarak ne yapılabileceğini, Antakya’dan bir örnek vererek anlattı. Eylem anında direnişçilere saldıran esnafın direnişçiler tarafından tespit edildiğini ve ertesi sabah direnişçilerin kendilerine saldıran esnafı tek tek ziyaret edip konuştuğunu anlattı. Amaç, direnişçilerin barışçıl bir şekilde kendi dertlerini esnafa anlatması ve esnafın direnişi anlaması için uğraşmak. Bu taktik Antakya’da çok işe yaramış, zira direnişçiler tek tek saldırgan esnafla konuşmuş, dertlerini paylaşmış ve esnafın da direnişe destek vermesini sağlamış. Bu taktiğin İstiklal Caddesi ve diğer şehirlerde gerekli yerlerde kullanılabileceği söylendi.
·         Bir diğer katılımcı ise, öncelikle “örgütlenme”den ne anladığımızı sorgulamamız gerektiğini vurguladı.
Örgütün bir sürü tanımı var, biz Gezi Direnişi sürecini devam ettirirken nasıl bir örgütlenme içinde olacağız, bunu anlayabilmek için, önce örgütlenme tanımını yapmamız gerekir.
Ayrıca, teoriye dayalı eylemler hiçbir zaman gerçek hayatta işe yaramaz, bizim pratiğe dayalı eylemler yapmaya devam etmeliyiz. Eğer direnişin sürekliliğini sağlamak gerekiyorsa, pratiğe dayalı eylemler mutlaka gereklidir.
Bana göre, şu anda biz herhangi bir örgüt kurma ya da eylem aşamasında değiliz, bizim şu anda geçirdiğimiz süreç “bir tanışma”dır. Bu forumlar bir tanışmadır ve örgütlenme süreci zamanla oluşacaktır.
·         Bir diğer katılımcı ise şiddet ve örgütlenme meselesine dair konuşulanlara yönelik bazı yorumlarda bulundu.
Öncelikle geçenlerde foruma katılan Boğaziçi Sosyoloji’de öğretim görevlisi olan Nazan Üstündağ’ın yaptığı konuşmadan bahsetti:
Her ne kadar pasif direnişi desteklesem de, N.Ü.’ın teorisi şu: Güneydoğu’daki Kürt hareketi, Gezi Parkı Direnişi’ne de aslında güç kattı.  Şimdi kendi görüşüme gelirse, dediğim gibi ben pasif direnişten yanayım. Ama açıkça belirtmek gerekir ki, zaman zaman barikatlar önünde polisle birebir çarpışanlar, aslında direniş için çok yararlı oldular. Onlar olmasaydı, direniş bu kadar güçlenemezdi, çünkü Gezi Parkı’nı bizim gibi pasif direnişçilere açanlar yine onlar oldular.
Örgütlenme meselesine gelince: Baktığımız zaman, Türkiye’deki birçok örgütlenme sürecine baktığımız zaman, inanılmaz büyük bir “teorik” boşluk görüyoruz. Bu nedenle bizim öncelikli olarak teorik bir birikime ihtiyacımız var.
·         Bir başka katılımcı ise, şu anda Gezi Direnişi’nin “ortak amaç” yoksunluğu sorununa, 3.Köprü yapımına karşı bir tavır alarak çözüm getirebileceğimizi söyledi. Önerisi şuydu: Garipçe’ye giderek orada eylem yapalım.
Ama bu öneriye bazı karşıt görüşler geldi. Mesela Garipçe’ye 70 kişilik bisikletli bir gruba dâhil olarak barışçıl bir eylem yapmaya giden bir katılımcımız, bunun mümkün olmadığını, çünkü Garipçe’deki arazinin çoğunun askeri alan olduğunu ve 70 bisikletli olarak yolda ilerlerken Jandarma güçleri tarafından durdurulduklarını söyledi. Garipçe’nin hem coğrafi olarak zor bir arazi olması, hem uzak olması, hem de Jandarma kuvvetinin bölgeyi sürekli kontrol ediyor olması, Garipçe’de büyük bir topluluk yaratmaya engel teşkil edeceğinden bahsetti.
Yine de 3.Köprü için bir eylem yapılacaksa, bunun yine Taksim’de yapılması gerektiğini söylendi: Zira devlet şu anda Taksim’i bir finans merkezi haline getirmeye çalışıyor ve göstericilere Kazlıçeşme’ye gidin diyor. Ama inadına Taksim’e-Kadıköy’e gitmeye devam edilmelidir.
Katılımcılardan biri de, şöyle bir ekleme yaptı: Sadece Taksim üzerinden konuşulmaması gerekir, çünkü bu direnişin bir çok şehre de yayıldı, bu nedenle direnişin “nerede” yapıldığı değil, “sürekliliğinin nasıl korunacağını” tartışmak gerekiyor.  Çok fazla gündem konusu var; 3.köprü, yeni anayasa, yasaklar, kentsel dönüşüm vs. Tüm bunlara yetişmek çok zor, ama belki de tüm şehri bir direniş mekânı haline getirmeliyiz. Samatya-Yedikule-Garipçe ve diğer yerler için aynı anda farklı direnişler de ortaya çıkarılabilir. Böylelikle polis de hangisiyle ilgileneceğine karar veremez.
(Yine de genel olarak özetlersek, Küçük Forum 3.Köprü yapımına karşı bir duruşun Gezi direnişinin devamlılığını sağlamak için somut bir tavır olduğu konusunda hemfikir.)
·         Ve en sonunda Küçük Forum’da 7 maddelik listeyi tartışma kararı aldık. İlk öneri, 1. Madde, yani Seçim barajı sorunu.
-          Şu anki Seçim Yasası, 12 Eylül’ün dayattığı bir seçim yasasıdır. Bunun değiştirilmesi için bir önerge verilmelidir. CHP bu önergeyi vermiş, ama reddedilmişti. Tekrardan önerge verilebilmesi için, 1 sene bekleme kuralı var. (ilgili haber için buyrun: http://www.radikal.com.tr/politika/yuzde_3_secim_barajina_gerekcesiz_ret-1135394)
-          Dilekçe kampanyası yapılabilir. (Zaten change.org’da var, buradan seçim barajının düşürülmesi desteklenebilir. Ama bir sürü açılmış sayfa var, forumdan bir arkadaş en çok oy toplayan sayfanın linkini bizimle paylaşacak).
-          Daha net bir eylem ne yapılabilir? Meclis önünde gösteri? (bu noktada bir sürü fikir ortaya çıktı, bazı fikirler bir hayli eğlenceliydi, meclis önünde yatmak gibi :) )
-          1961 anayasasındaki seçim sistemi, hukukçu bir katılımcı tarafından açıklandı. 61 anayasasının çok iyi bir profesyonel grup tarafından hazırlandığını ve aslında çok önemli bir anayasa olduğundan bahsetti. 61 anayasasına dair bilgilendirmelerde bulunan hukukçu katılımcımız, kısaca bu anayasadaki seçim kurallarının daha iyi olduğunu, çünkü atılan hiçbir oyun boşa gitmediğini anlattı.
-          Ayrıca katılımcılardan biri, 61 anayasası ile bir Senato’nun da kurulduğundan bahsetti.
[Bahsedilen senato konusunda 61 Anayasası’ndan kısaca bilgi verelim:
b) Cumhuriyet Senatosuna Üye Seçme Hakkı
Madde 71- Millet Meclisi seçimlerinde seçmen olan her Türk, Cumhuriyet Senatosu seçimlerinde de aynı şartlarla oy kullanır.
c) Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine Seçilme Yeterliği
Madde 72- Kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış bulunan ve milletvekili seçilmeye engel bir durumu olmayan her Türk, Cumhuriyet Senatosuna üye seçilebilir.
Cumhurbaşkanınca seçilecek üyeler, çeşitli alanlarda seçkin hizmetleriyle tanınmış ve kırk yaşını bitirmiş kimselerden olur. Bunlardan en az onu bağımsızlar arasından seçilir.
d) Cumhuriyet Senatosu Üyeliğinin Süresi
Madde 73- Cumhuriyet Senatosu üyeliğinin süresi altı yıldır. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.
Cumhuriyet Senatosunun genel oyla ve Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerinin üçte biri her iki yılda bir yenilenir.
Millet Meclisi, genel seçimlerinin yapılacağı yıla rastlayan yenileme seçimleri, Millet Meclisi genel seçimleriyle birlikte ve rastlamayanları ise, genel seçimlerden sonra gelen ikinci yılda genel seçimler için kanunun belirttiği ayda yapılır.]
·         Günümüzde Türkiye’de bağımsız adayların nasıl seçildiği üzerine konuşuldu. Ne kadar oy almaları gerektiği, bu sistemde var olan ve onlar açısından avantajlı/dezavantajlı durumlar nelerdir, bu meseleler konuşuldu.
·         Türkiye’deki bağımsız adaylar bakımından en önemli örnek BDP, BDP nasıl şekilde bağımsız adaylarını meclise soktuğu anlatıldı. Bu örnekte “örgütlenmenin” önemi de ortaya çıktı.
BDP’nin tabanına bakarsak eğer, BDP destekçileri arasında bir hayli okuma-yazma bilmeyen var. Ama yaratıcı çözümlerle Doğu’daki halk, temsilcilerini TBMM’de görme şansına erişti.
Doğu’da BDP’nin örgütlenmesi ve seçimlerde başarı elde etmesi, AKP tarafından engellenmeye çalışılıyor. Şu anda tarikatların örgütlenmesi de söz konusu ve tarikat çevresinde toplanan kesim, AKP’ye oy veriyor.
Ama yine de BDP, örgütlenme açısından BDP önemli ve iyi bir örnek. Sivil halkın oy vermesini sağlamak konusunda çok başarılı çalışmalar yapıyorlar.
Bizlerin de bir noktada seçim sürecinde yaratıcı çözümlerle bağımsız adaylarımızı mecliste görme şansımız olabilir.
·         Seçim sistemiyle alakalı birkaç sorun da ele alındı:
-          Parti içinde delege seçimleri meselesi sorunlu: AKP, CHP, MHP gibi partilerin başları seçilerek bala gelmiyor aslında. Delege seçimi diye bir şey, formalite icabı.
CHP bunu biraz düzeltmeye çalışsa da, başkana yalakalık yapanlar MM oluyor. AKP’de ise durum daha vahim, tüm parti üyeleri ve MM’ler, RTE’nin eş dostlarından oluşuyor.
-          Bağımsız MM adayları bu sistemde zorlanıyor, hatta bazı bölgelerde haksızlığa uğruyor.
-          Yüksek Seçim Kurumu ne kadar güvenilir? Oyların sayımı, bilgisayar sistemine girilmesi ne kadar dürüst bir şekilde yapılıyor… Kontrol mekanizmaları neler?
Kontrol mekanizmasının işlemesi için yine bizlerin adım atması gerekiyor, bulunduğumuz mahallelerde seçim sandıklarını izlemek gibi gönüllü bir görev edinebiliriz. (tabii gözlem yapmamız engellenir mi, onu bilemiyoruz, ama denemekte yarar var).
·         Bir katılımcı da genel seçimlerden önce yapılacak yerel seçimlerin önemini vurguladı:
Yerel seçimlerde baraj gibi bir sorun yok ve yerel seçimlerde alınan oy oranı, sonraki genel seçimlerde illa ki bir etki yaratıyor. Seçim yasasının değiştirilebilmesi için bir sene gibi kısa bir zaman var, ve bu süreç çok zor. Ama eğer ki yerel seçimlerde iyi bir şekilde örgütlenilir ve AKP gücü azaltılırsa, bu genel seçimlerde de işe yarar.
Ayrıca, asıl yapmamız gereken şey, “ortak değerleri” mutlaka belirlemek, ve AKP karşısında en fazla oy potansiyeline sahip CHP’yi ikna etmektir: “CHP’ye oy veririm, ama benim hazırladığım şu,şu,şu maddelere altına imza atacak birine oy veririm ben. Siz bu maddeleri kabul ederseniz, biz de size oy veririz” gibi bir yaptırımla CHP’yle uzlaşı yoluna gidilebilir.
Sonuç olarak, Abbasağa Küçük Forumu’nda genel görüş, mutlaka ama mutlaka seçim barajının kaldırılması gerektiği oldu.
·         İstanbul büyük şehir belediye başkanlığının önemli olduğu bir kere daha vurgulandı.
Barış tv de çalışan bir arkadaş; sokak röportajları sonucu vardığı noktanın halkın Sarıgül e soğuk bakmadığı yönünde olduğunu belirtti.
-          Belediye seçiminin kazanılması halinde örgütlenme sorunu da büyük anlamda çözümleneceği fikri,
-          AKP harici belediyelerin ciddi baskı altında olduğu ,
Büyük şehir belediye başkanlığı için CHP nin aday çıkarmasının kaçılnılmaz olduğu belirtildi.

ÖNERİLER VE KARARLAR: Öne çıkan bir diğer konu seçim barajının düşürülmesi konusunda nasıl ses getirebiliriz?
-          Nasıl bir eylem?  Kitlesel Eylem-Miting?
-          İçeriği?
-          Ne zaman?
-          Nerede? 
-          Konuları irdelenmeye çalışıldı. Planlama sürecinin uzun olacağına ve bu belirtilen içeriklerin altını doldurana kadar bu konu haftada bir konuşulmalı görüşü vakıf oldu. (Şimdilik Pazartesi günleri)
-          Ortaya atılan birkaç fikir şöyleydi;
ü  SPK tamamen değişmeli, Kenan Evren yasaları yargılanmalı,
ü  Bu eylem planlama sürecinde sırasıyla forumlar, sendikalar, siyasi örgütler harekete geçirilmeli,
ü  Büyük bir miting ya da eylemin, bir kampanyanın başlangıcı olacağı ve sokaklarda ‘ses getirme’ olmalı ve bu kampanyanın devamlılığı için ; -eş zamanlı hayatı durdurma (81 il de) , örn: barajlara gidilip oralarda eylemler düzenlenebilir fikirleri sunuldu.
ü  Bu eylem ya da mitingin Eylül Ayında yapılması görüşü ortaya atıldı.
ü  Bu kararları büyük foruma taşımanın ve orayla iletişim halinde olmanın gerekliliği vurgulandı.
ü  Yer konusu çok tartışılan konulardan biriydi. Taksim, Ankara, Kazlıçeşme (dünya çapında düzenlenen triatlon organizasyonuna katılım konuşuldu), Kadıköy, Beşiktaş gibi yerler ön plana çıktı.
Bu planlanan eylem için sloganlar çıkmaya başladı bile J
-Darbeci AKP barajı düşür!
-Demokrasiye baraj istemiyoruz!

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Ankara Anıtpark Forum Notları (15 Temmuz)

Katılımcı Sayısı:30

Moderatör’den gelen forum günlerinde değişiklik yapılması önerisi sonucunda aşağıdaki karar alındı:

KARAR: Pazartesi,salı,perşembe,cuma günleri forum yapacak. Cumaları organize edilebildiğimiz oranda oranetkinlik yapılması yoksa forumla devam edilmesi. Çarşamba günü koordinasyon grubunun toplantısı yapılması. Cumartesi pazar günlerinde ise forum yapılmaması etkinlik ve diğer forumların etkinliklerine katılınmasına Bugünden itibaren yeni günlerin uygulamasına karar verildi.

KARAR 2: Cem’in geçen hafta getirdiği öneri kabul edildi. Forum günlerinde ilk yarım saat gündem, sonraki yarım saat konuşmalar ve sonrasında 45 dakika gruplerın çalışması yapılacak son 15 dakikada da gruplar aldıkları kararları paylaşacak.

Konuşmacı: Pazar Günü saat 18.30’da ODTU’de “At” isimli bir oyun sergilenecek sonrasında da forum yapılacak Anıpark Forumu da bekliyoruz.

KARAR 3: Gidebilecekler tiyatroya ve foruma katılacak. Anıtpark Forum ismi de izleyiciler arasında yeralacak.

Konuşmacı: Forum notlarının ortaklaştırılması üzerine Parklar Bizimdir’in çağrısını iletti.

KARAR 4: Parklar bizimdir’de paylaşılmak üzere bugüne kadar tutulan forum notları tutan katiplerce formata bir hafta içinde çevrilecek. Anitpark Forumda üzerinde konuşulduktan sonra parklar bizimdir’e iletilecek. Ses Kaydı yapılmayacak.

Konuşmacı: Forumun görünürlüğünü artırmak için diğer parkları dolaşma önerisini gündeme getirdi.

KARAR 5: Tartışmalardan sonra park yerini değiştirilmemesine karar verildi. Fakat Haftada bir gün forumun gündem maddesi konuşulduktan sonra diğer parklara yürüyerek geçip diğer çalışmaların oralarda yapılmasına ilk park gezisinin de Perşembe günü Eser Park’a yapılmasına karar verildi.

Konuşmacı: Ankara Direniş Ağı’nın toplantısı Çarşamba günü saat 19.00’da. Kalabalım katılalım.

KARAR 6: Direniş ağı toplantısına 2-3 kişinin katılmasına sonrasında saat 21.00’de Anıtpark’ta koordinasyon Toplantısı yapılması

KARAR 7: Cuma günü Dikmen’de kurulmuş olan Tiyatro gösterisinin ve resim sergisinin Anıtpark forumda gösterilmesine, duyuru çalışmalarına başlanmasına

Bozcaada Forumu Notları (15 Temmuz)

"Bozcaada Forumu" forumuna katılım günden güne artıyor. Bugün yapılan foruma 40 kişinin üzerinde kişi katıldı. 

İletişim, etkinlik ve araştırma çalışma grubuna, "imar-yapılaşma" ve "kanalizasyon" çalışma grupları da eklendi. 

Belediye ve Kaymakamlığa daha önce verilen dilekçeler ortak bir havuzda toplanarak bilgi bankası oluşturuluyor.

Çanakkale Valiliği, İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü, Mimarlar Odası ile Çevre Mühendisleri Odası'yla iletişime geçilme kararı alındı.

Çalışma grupları öncelikli konularla ilgili itiraz ve şikayet dilekçelerini hazırlayarak, perşembe günkü forum katılımcılarının oylamasına sunacak.

15 Temmuz Pazartesi - "Bozcaada Forumu" notları
- Forum “kanalizasyon” ve “imar yapılaşma” başlıklı 2 gündem maddesiyle açıldı. 2 gündem maddesi sonrasında gündem dışı konuşma ve öneriler kısmına geçileceği belirtildi.

- Foruma 40 kişi katıldığı ve ilginin günden güne arttığı görüldü.

- Forumumuza İstanbul’dan gelen konuklar da katıldı. Forumların yapısı ve önemi üzerine tespitleri paylaşan konuklar, İstanbul’daki Gezi Parkı’nda ki dayanışmadan ve “Müşterekler” grubundan bahsettiler.

- “Bozcaada Forumu”nda daha çok konuşulan yerel sorunların Türkiye genelindeki sorunlarla aynı olduğu ve yerel sorunlardan hareketle aslında siyasi bir tavır takınıldığı tespiti yapıldı. Bu fikirden hareketle yerel sorunların konuşulmasına devam edildi.

- Adanın önemli sorunlarından birisi olan ve ilk gündem maddesi olarak belirlenen “kanalizasyon alt yapı çalışması” konusunun konuşulmasına geçildi.

- 2010 yılında Çanakkale il çevre müdürlüğüne verilmiş olan Poyraz Limanına arıtma yapılmadan verilen deşarj ile ilgili dilekçe ve bu dilekçenin Çanakkale İl Müdürlüğü tarafından zabıt tutularak tekrar Bozcaada Belediyesine gönderildiği anlatıldı. Bu dilekçeye cevap olarak evlerin ve işyerlerinin kanalizisyona kaçak olarak bağlantı yapıldığı belirtilmiş.

- Konuşmacılardan bir kişi sadece dilekçelerle bu problemlerin çözülemeyeceğini daha somut eylemlerin yapılmasını talep etti ve imar planı değişikliğinin daha önemli bir konu olduğunu ve imar planı değişikliğinin ön plana alınmasını söyledi.

- Konularla ilgili olarak Çanakkale’den çevre hukukçularıyla iletişime geçildiği ve ayrıca Güney Marmara Doğal ve Kültürel Çevreyi Koruma Derneği (GÜMÇED) ile birlikte hareket edilme önerisi getirildi.

- Nasıl daha etkili olabiliriz konusunda verilecek dilekçe ve imza sayısının artmasının ve hem Bozcaada’ya hem Çanakkale’ye verilmesinin daha etkili olacağı belirtildi

- Çevre mühendisi olan katılımcılardan biri, kanalizasyon konusunda bazı projelerde sokaklardaki alt yapı çalışmasının ön planda olduğu, bazı projelerde ise önce arıtma sisteminin öne çıkabileceği, her iki yönteminde uyguladığını söylendi. İller bankasının ve Çevre bankasının proje listeleri olduğunu ve bu listelerde Bozcaada’nın ne durumda olduğununun öğrenilmesi gerektiğini söyledi

- Evsel atıkların vidanjörlerle toplanıp atılmasının belli kriterleri olduğunu ve bu kriterlere uymadan bu uygulamanın yapılmasının suç oluşturacağı ve üniversite veya bazı kuruluşlarla iş birliği yapıp bilgi dahilinde çalışma yapmak gerektiği vurgulandı.

- İletişim, Etkinlik ve Araştırma çalışma grubundan sonra, Bozcada Kanalizasyonu konusunda ilk çalışma grubu oluşturuldu. Bu konu ile ilgili bir dilekçe örneği okundu.

- Kanalizasyon çalışma grubu 16 temmuz salı günü toplanarak, 18 Temmuz Perşembe günü foruma sunulmak üzere dilekçe üzerinde çalışmasına karar verildi.

- Evsel atıkların Göztepe Tepesi’nin arka tarafına atılıp atılmadığının ispatının yapılmasının önemli olduğu söylendi. Benzer bir tespitinde mevcut olan kanalizasyon pompasının çalışıp çalışmadığı için yapılmasının çok önemli olduğu eklendi. Kaçak bağlantıların mevcut sistemi bozabileceği söylendi.

- Dernekleşme işe yarayabilir mi fikri daha öncede ortaya konulmuştu. Gezi parkı ile başlayan yeni oluşumların dernekleşmeden daha hızlı bir şekilde işlediği ve faaliyet geçebildiği belirtildi.

- Toplantının ikinci ana maddesi olan imar planı değişiklikleri konuşulmaya başlandı. Belediyenin bu değişklik sürecinde şeffaf olmadığı farklı kişilerce dile getirildi. Değişikliklerin yapıldığı haritanın belediye tarafından incelenmek üzere verilmediği söylendi.

- Fabrika alanları, günü birlik turizm alanları ve bağ evleri ile ilgili konularda itirazların yapıldığı ve belediye tarafından 15 günlük süre içerisinde itirazlara cevap verilmesi gerektiği halde itirazlara cevap verilmeden, itirazlarla beraber projenin bakanlığa sunulduğu söylendi.

- Kıyı şeridi mesafesinin 100 metreden 50 metreye düşürüldüğü Ayazma bölgesinde ise bu mesafa artık 0 metre gibi yapılaşmanın olabileceği söylendi.

- Belediyenin haftalık, aylık ya da 3 aylık periyotlarla bülten oluşturması ve tüm konularda halkı bilgilendirmesi gerektiği söylendi.

- İmar planınının mimar mühendis grubundan teknik destek alınması karar verildi. Bir katılımcı konuyla ilgili mimarlar odası’yla irtibata geçildiğini açıkladı.

- İmar planı ile ilgili olarak mera’ların ne durumda olduğu ve bu mera’larda bir çok endemik türün yaşam sürdüğü, doğal sit alanlarında herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığı ve bu konunun takip edilmesi gerektiği belirtildi. Meralardaki bir çok bitkinin aslında tıbbi bitki olduğu söylendi.

- 1/25000 lik planın genel plan olması gerekirken 1/25000 lik planın 1/1000 lik planla bazı durumlarda iç içe girdiği fakat 1/25000 lik planın esasında bu işin anayasası olması gerektiği ve 1/1000 lik planda yer alması gereken şeylerin 1/25000 lik planda araya sıkıştırma yöntemi ile yer aldığı söylendi.

- Kanalizasyon projesi ile ilgili tekrar gündeme gelen bir konuda kanalizasyonun şu anki haliyle artık çalışamayacağı ve yapılan masrafların boşa gittiği, zamanında lokal küçük arıtmalar yapılabilecekken mevcut foseptiklerinde şu anda bozulduğu ve gecici varil sistemi ile hastalık ve cevre kirliliğine yol actığı söylendi. Mevcut projede arıtma için tespit edilen yer olan poyraz limanının yanlış olduğu ve iğdelik mevki veya tuz burnu mevkinin daha iyi bir lokasyon olduğu ve denize doğru 200 metrelik bir boru sistemi ile yapılması gerektiği söylendi.

- Bozcaada’nın çöl olmadığı, ağaç ve bitkilendirme çalışmalarında çok dikkat edilmesi gerektiği ve bitki çeşitliliğinin korunması gerektiği belirtildi. 18 Mart Üniversitesi’nin bu konuda çalışması olduğu ve istenilirse bu çalışmanın kişileri tarafından foruma sunum yapılacağı belirtildi.

- Poyraz limanı deniz batıklarının olduğu ve Bozcaada’nın arkeolojik sit alanı olduğu ve yapılan bir çok hafriyat çalışmasında kepçe kullanılmasının aslında yasak olduğu söylendi. Ama geçen yaz kepçelerin hiç durmadan çalıştığı, Belediye Başkanı’na konuyla ilgili müracat yapıldığı ama konunun geçiştirildiği belirtildi.

- Kanalizasyon sisteminin kapalı bir sistemde mi yapılıyor, farklı bir sistemde mi yapılıyor bilgisinin halka anlatılmadığı, projenin ne olduğunun belediye tarafından halktan kopuk olarak yürütüldüğü söylendi.

- Gündem dışı konuşma sırasında, bir katılımcı butik bağcılık ve butik şarapçılık konusu gündeme getirildi ve yerel üzüm çeşitlerinin korunmasının önemli olduğu dile getirildi. Kontrollü ve ölçülü bir şekilde bağ evlerinin yapılması gerektiği fikri söylendi. Geçmiş tarihlerde üzüm kilo fiyatının 60 kuruştan 45 kuruşa düşmesi sonucunda bir çok bağın kökleniği söylendi. Bozcada’ya ait olan üzüm türlerinin daha ön plana çıkması gerektiği vurgulandı. Endemik türlerin ve yeşil alanların korunmasının önemli olduğu bir kez daha vurgulandı.

- Dilekçelere imza toplamak için bir masa kurulmasına karar verildi. Dilekçe masasında gönüllülük esası ile belirli saatlerde çalışılmasına karar verildi.

- Katılımın daha da arttırılması için forumun “Adalılar Dertleşiyor “ başlığıyla duyurulması ve 18 Temmuz Perşembe günü yapılmasına karar verildi.

- Forumların saati gelen bir öneriyle saat 17:30 – 19:30 arasında, pazartesi ve Perşembe günü yapılmasına karar verildi.

16 Temmuz 2013 Salı

Küçükçekmece Forumu Notları (15 Temmuz)

Küçükçekmece Dayanışması’nın 15 Temmuz Pazartesi günü gerçekleştirdiği forum için 21:30’da amfi tiyatroda buluşuldu.
Moderatörün ve gündemlerin belirlenmesinin ardından forum başladı.
-          Cennet Forum’da gerçekleştirilen takas masasının Küçükçekmece Forum’da da açılması önerildi. Bu öneri kabul edildi.
-          Cennet Forum’un son forum kararları Cennet Forum’dan gelen biri tarafından okundu.
-          Pazartesi günleri genel tartışma-planlama yapılması, Çarşamba günleri Siyaset Atölyesi, Cuma günleri de etkinlik gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.
-          Kentsel Dönüşüm Atölyesi: Küçükçekmece’yi tehdit eden kentsel dönüşüm uygulamaları ile ilgili daha ayrıntılı araştırma yapılacak. Bu konu ile ilgili Küçükçekmece Dayanışması’ndan bir şehir plancısı ve bir avukat görev aldı.
26 Temmuz Cuma günü amfi tiyatroda kentsel dönüşümle ilgili etkinlik gerçekleştirilecek. Bu etkinliğe konunun uzmanları da davet edilecek. Ayrıca katılım için derneklere çağrı yapılacak. 20 Temmuz Cumartesi’den itibaren el ilanı-bildirilerle bu etkinliğe çağrı yapılacak.
21 Temmuz Pazar günü de kentsel dönüşümün öncelikli tehdidi altında olan Kanarya Mahallesi’nde bir yürüyüş gerçekleştirilecek. Bu yürüyüş için 16:00’da Kanarya İstasyon çıkışında buluşulacak.
-          Siyaset Atölyesi: Siyaset atölyesi her Çarşamba “Nasıl bir dünya istiyoruz?” üst başlığı ile gerçekleşecek. Her hafta gelen önerilere göre bir alt başlık belirlenecek. Bu Çarşamba (17 Temmuz) gündemdeki anayasa tartışmaları ile de bağlantılı olarak “Anayasa” başlığı tartışılacak.
-          Gezi Tutsaklarına Özgürlük Etkinliği: 19 Temmuz Cuma günü amfi tiyatroda hem Taksim şehitlerini anmak hem de gözaltı ve tutuklamalara dikkat çekmek için etkinlik düzenlenecek. Etkinlik programında müzik dinletisi, tiyatro, resim sergisi, pandomim gösterisi olacak. Bu etkinliğe çağrı yapmak için 17 Temmuz Çarşamba günü 19:30’da Küçükçekmece Taş Köprü üzerinde buluşulacak ve el ilanı dağıtılacak.
-          Ağır yaralı olan direnişçilere ziyaret gerçekleştirilmesi önerildi. Bununla ilgili net bir karar alınmadı. Çarşamba günü netleştirilecek. Ayrıca Çarşamba günü gerçekleşecek Siyaset Atölyesi öncesinde forumlar arası koordinasyon üzerine de konuşulacak. 

Esenyurt / Esenkent Havana Park Forum Notları (15 Temmuz)

Saat 21.00’e geldiğinde her şey hazır gibiydi. Gezi şarkıları bir yandan gecenin karanlığında katılımcıları foruma çağırırken, diğer yandan da Boğazköy’den yürüyerek gelenler için bekleme müziği anlamına geliyordu. Çaylar içiliyor, birazdan başlayacak belgesel gösteriminin provaları yapılıyordu. İki ağaç arasına dört ucundan gerilmiş beyaz beze düşen görüntüler caddeden geçenlerce dikkat çekiyordu.

Önceki foruma 160 kişi katılmıştı. Gelenlerin yarısı Esenyurt Dayanışması’ndandı. Bu kez sayı daha düşük olabilirdi. Zira, bu akşam Esenyurt’ta forum vardı. Oradan arkadaşlar gelemeyeceklerdi. Boğazköy’de ise Belediye’nin iftar sofrasının hemen karşı sokağında, anti kapitalist müslümanların da katıldığı yer sofraları kurulacaktı. Buradan da bir kısım arkadaşlar oraya desteğe gitmişlerdi.

Önden gelenler Boğazköy’ü anlatınca rahatladı herkes. İlk olmasına karşın, katılımın çok iyi olduğu bir iftar yaşanmış. Gezi coşkusu ve sloganları öylesine etkili olmuş ki, AKP yanlıları yemek biter bitmez sofraları terk ederken, diğerleri de yer sofralarına katılmışlar. Süper haber. Hepimiz mutlu olduk. Dahası var: İftar bitimi Havana Park Forum duyurusu yapılmış. Boğazköylüler, “Her Yer Taksim Her Yer Direniş” vb. sloganlar eşliğinde yola düşmüşler. Buraya geliyorlarmış.

Gece ilerliyor. Sayımız da ilerliyor. 40-50 gibi bir katılım beklerken 180 olduk bile. Sonunda göründüler. Sesler buluştu önce. Sonra havada yumruklar. “Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam” sesleri geceyi ortadan ikiye bölüyor. Bir arkadaş sayıyor. “250 iyi mi ?” diyor. Daha ne olsun!?

Zaman kaybı olmasın diye genç moderatör arkadaş, hemen forumu açıyor. Belgesel üzerine kısa bir tanıtım konuşmasının ardından gösterime geçiliyor. Birkaç dakika sonra ilgi tümüyle beyaz perdede. Katılımcılar yüreğinden konuşuyorlar sanki. HES’lere kaşı direnen köylüleri alkışlıyoruz. Tortum’da jandarmaya karşı direnen kadınlar da, Tonya derelerini sattırmamak için direnen köylüler de kazanmışlar. HES şirketleri projelerinden vazgeçmişler. Direnişin iki tanığı durumu anlatınca, “ Direne Direne Kazanacağız” sloganı tadından yenmez oldu.

Yedi kişilik yürütmenin güçlendirilmesinin ardından, önceki forumda dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz adına getirtilen kiraz fidanı; Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük ve Medeni Yıldırım’ın kiraz fidanlarının yanına dikildi. Fidan kimlik kartları da dallarına bağlandı.

Forumun işlevi, beklentilerimiz ve görevlerimiz üzerine görüşler alındı. Perşembe gecesi yeniden buluşmak üzere evlerimize dönüverdik..

Maçka Parkı Forum Notları (15 Temmuz)

Duyurular

Anket cevaplanması üzerine duyuru yapıldı... Ortak fikirlerin paylaşılması olumlu yönde forumun evrilmesi için önemli. Bu yönde paylaşım yapılması kararlaştırıldı. Eski sayfada paylaşım yapılacak. Tüm hesapların koordinasyonu yapılacak. 
Mail grubu 190 facebook grubu 130 kişi kadar. 

Çocuk atölyesinin posterlernin yenilenerek tekrar basılması ve dağıtılması istendi. 
Vicdani red derneği sunum yapmak istiyor. Önceden duyuru yapılması öngörüldü. 
Hukuk sunumu çarşamba günü yapılması kararlaştırıldı. Gelecek sorulara yönelik de cevaplar araştırılacak. 


Gündem önerisi: 
Anket vurgulanması ve konularının konuşulması...
Büyük Fransız devriminin yıldönümü... Sonda serbest kürsü yapılarak bu konuda bir sunum yapılabilceği önerisi geldi. 
Sivriada ve Yassıada imara açılması tehlikesi var. Bu haftasonu bu konuda etkinlik var, Pazar günü bu etkinliğe katılım önerisi var. 
Park içinde legal haklarımız üzerine konuşulması önerisi geldi. Parktaki yasallık başlığı ile görüşülüp soruların belirlenmesi kararlaştırıldı. 


....
Vali Abbasağa ve Yoğurtçu Parkında yapılan forumların da yasal olmadığını eksi sözlük röportajında söylemiş. Evimizde sohbet ile parklarda yapılan sohbet arasında hukuki fark yok denildi avukat arkadaşlartarafından. Yine de sebepleri açısından da araştırılıp kesinleştirilmesine karar verildi. Halkın yakın çevreden rahatsızlık nedeniyle şikayetçi olduğu paylaşıldı. Kamuya açıkmalanda çk içilmesine dair de problemli bir durum var. Anayasa veya yasalara ek olarak tüzük ve düzenlemeler ile yapılan uygulamalar olduğu üzerine konuşuldu. Anayasa ve burada işaret edilen yasa arasındaki çelişkili olarak orumlanabilecek farklar konuşuldu. 


Rıza Türmen'in (daha önce Ahim'de yargıç olan Chp milletvekili) bir makalesi bu konuda... 1. Toplanma ve eylem için "bildirim" diye bir tanım var, izin değil. Bildirimin hukuken gerekçesi "ilgililere toplantıyı duyuruyoruz kimbizim güvenliğimizi sağlayın" dır. 2. İdare gösterinin amacının şiddet olup olmadığını yargılayamaz ama gösterinn gidişi o yönde olursa ancak ve ancak uyararak müdahale edebilir. 3. Hatta bir grup şiddet gösterse bile idarenin onları ayırıp şiddet göstermeyen eylemcileri koruması gerekli. 


Ahim'in kararalarını Türk hükümeti uygulamıyor, ancak tazminat veriyor. Devlet memurunun haksız fiilinden çıkan teminatlarda devlet bu bedeli o memurun ücretnden alabiliyor. Bu konuda baskı yapılabilme olasılığı konuşuldu. Ancak "benm valim" mantığı ile hareket ediliyor. Alt kademelerin de hukuka uymalarını sağlamak için baskı yapılması olasılığı görüşüldü. 
....
Pazar forumunu adaya taşıma olasılığı... yassıada ve sivriadanın imara açılması olasılığı üzerine büyük eylem isteği var. Tüm adalar forumlarının ortak eylemine İstanbul'dan da katılım isteniyor. Yassıada siyasi geçmişi nedeniyle yanlış taraflara çekilebilir endişesi oluşmuş. Fiziki koşulların Sivriada'da daha olumlu olduğu konuşulmuş. Tüm gün sürecek, etkinlkler içeren ve belki iftar ile bitecek bir eylem planı amaçlanıyormuş. Yeni rant alanlarna karşı yapılan bir başka eylem olacağından buna destek verilmesi önerildi. 


Her iki ada için de bir aidiyet / tapu konusu görüşüldü. Tescil dışı alan özelliği olması olası. Adalar ile ilgili özel bir durum yakalanırsa bu diğer alanlar için de kullanılabilir. 


Tolga arkadaşımız (Heybeliada forumundan): İki adanın mülkiyeti Kültür Bakanlığında şu anda. Yeni 1/5000 ve 1/1000 planlar askıdaydı. Adalar olarak dilekçeler ile itirazımızı yaptık. Bu pazar günü Sivriadaya saat 16:00'da kalkacak 1000 kişi ile ulaşım desteği veriyor belediye. Ancak cumartesi günü keyif için sivriadaya gidince 15 kişilik bir ekip ile karşılaştık çalımaya çalışan. Geçen hafta bir çalıştay düzenlendi bu konuda. Ama zamanlama açısından bir sıkıntı var program açısından net değil. Çarşamba Hebeliada forumundan net çıkacak karar üzerine sizleri bilgilendirebilirim. Az bir sürede örgütlenmesi gereken bir eylem olması önerilmiş. Ama kararın askıdan inmeden yapılması için acele ediliyormuş. Çok daha kalabalık bir eylem tablosu çıkarılabilir iyi bir koordinasyon ile. Bu konuda Taksim dayanışması ile de iletişime geçilmesinde fayda olduğu konuşuldu. 


Beşiktaş'taki iskele konusu de ilgili olarak gündeme geldi. Aynı şekilde üçüncü köprü güzergahı da önemli. Beykoz ormanlarında çıkan yangınlarda kundaklama riskleri söz konusu. Haliç tersanesi, Galataport, Zetinburnuport, Şişhane metro köprüsü projesi. İlla sokakta olması gerekmeyen bir eylem modeli benimseyip bu konuda daha aktif olunması önerisi yapıldı. Bu konuda çalışan sivil toplulukları yalnız bırakma durumu var. Bireysel dilekçelerin de yapılması gerekiyor. 


Özellikle belediyelerde dilekçelere 15 günde cevap verilemesi söz konusu. Aynı metin üzerine sadece isim ve kimlik bilgileri değiştirilerek aynı tip dilekçe gelmesi durumunda, anı içerikle gelen dilekçelere tek kalemde cevap verme yoluna gidildi. Bu anlamda dilekçelern kendi dilimiz ile mümkünse el yazısı ile dilekçe yağmuru yapılması önerildi. Matbu dilekçe değil çalakalem dilekçe yağmuruna tutulması önerliyor. Verilen dilekçelerin sayısı ile bunu ilan ederek hareket edilmesi önerildi. Hukuken mücadele etmeye devam etmek gerekiyor. 


Haftasonu dilekçe atölyesi önerisi geldi. Bir liste ile konuları gösterip ana kelimeleri vererek, boş kağıt lar ile hazırlık yapılarak dilekçe toplanabilir. 
Abbasağa parkında yapılan bilgi edinme dilekçesi yapılmış. Buna da destek verilebilir. Matbu dilekçeye dair bir engel olmadığı usulen bir farkı olmadığı konuşuldu. Kamuoyu oluşturmak için sayı önemli denildi. Bu anlamda matbu olup olmaması nüans olarak görüldü. Bundan sonraki pikniklerde örnek dileçelerimizin olması ve toplananları postalayarak gönderilmesi önerildi. Olumsuz görüş olmadı. 


Yassıada konusu gündeme geldi. Menderesler ile bu ada özdeşleştirilmesi söz konusu olduğu tartışıldı. Adanın tarihinin de bu anlamda önemli olduğu dile getirildi. Demorasi müzesi paravanı ile tüm alanı imara açma söz konusu. 


...
Yasal sorular:
- parkta kalıcı olabilecek bir alan için izin alınabilir mi?
- parkta sürekli kullanılacak malzemelerin depolanması için alan alınabilir mi? 


...
Fransız devrimi 234. yıldönümü sunumu (psikiyatr arkadaşımız Evren)
- Halkın büyük bir askeri başarısı dışında tarhte ilk defa bir monarka baş eğdirilmesi en önemli yanı
- Kast sistemi, aristokrasi ve ruhban sınıflar var; savaşlar sonrası ekonomik kriz oluyor. Son çare olarak olağanüstü meclis toplanıyor. Aristokrasi ve ruhban sınıf taviz vermek istemeyince bu meclis aracılığıyla diğer sınıflardan sonuç alınması hedefleniyor. Aristokrasi ve ruhban sınıfın özel imtiyazları nedeniyle bu mecliste daha fazla oy hakkına sahip oluyor. 
- O dönem bir aydınlanma dönemi söz konusu. Bu aydın çoğunlukla burjuvazi gruptan. 
- Olağanüstü meclisin seçimleri 2 dereceli yapılıyor. Aristokratlar kendileri yapıyor. Diğerlerinn seçimi 2 aşamalı, önce temsilcileri seçecekler seçiliyor. 
- Versay sarayında yapılmasını istiyor kral. Halen monarşi söz konusu. 
- Olağanüstü meclis toplanınca "diğerleri"nden oluşan grup Mayıs ayında başlatılan kampanya ile duyururarak kendini Fransa'nın tek temsilcisi ilan ediyor. 
- 9 Temmuzda 3. Kesimin bulunduğu meclis kendini kurucu meclis olarak ilan ediyor. Aristokrasi ve ruhban kısmın bir bölümü de burada yer alıyor. Kral bu meclisi tanımıyor diğer aristokrasi ve ruhban grup ile. Ama arada yine de kral bu meclise gelip konuşmak durumunda kalıyor. 
- Kralın adamları arasında güvenilir gözüken tek isim olarak bakılan maliye bakanı. 11 Temmuzda bu bakan kral tarafından azlediliyor. Ulusal meclisin dağıtılması amaçlandığı inanışı hakim oluyor. 11 Temmuz gecesi pek çoğu mecliste sabahlıyor ve ölümü göze alarak meclisi terk etmeme kararı alıyor. (Meclis kralık Versay sarayındaki tenis salonu)
- Kralık kolluk kuvvetleri pek çok isyanı bastırmak için dağılmış durumda bu sırada. Birlikler Paris'e toplanmaya çalışılıyor. 
- Halk meclis önünde bekleşerek Paris'e bilgi ulaştırıyor. 12 Temmuz öğlen sularında şehrin hareketli bir merkezde öfkeli nsanlar birikmeye başlıyor. Doğal hatipler ortaya çıkıyor. Yavaş yavaş motve olan kitle öğleden sonra ilk tiyatrolara doğru ilerliyor ve akşamki gösterileri iptal ettirmeye çalışıyor. Bu şekilde olağanüstü bir durumun olduğu yayılmaya çalışıyor. 
- Akşam saatinde kenti korumakla görevle bir alay kitleye müdahale edip dağıtmaya çalışıyor. Kitle geri çekilerek taş atarak karşılık veriyor. 
- Şehrin başka yerlerinde de çatışmalar oluyor. 12 Temmuz itibariyle bu hareketliliğe rağmen ölü sayısı 3. 
- İlk kararlaştırılan konulardan biri bir milis gücünün oluşturulması. Aynı günde (12 temmuz) 40,000 kişi gönüllü oluyor. Ancak bu grubun silahlandırılması pek mümkün değil. Az sayıdaki silah satıcıları da ya ikna ya da yağma ile malzemelerini bu güce veriyor. Askeri müzeden eskis silahlar ele geçiriliyor. 
- Ayaklanmaya katılanların 2/3 kısmı okuma yazma biliyor ki bu dönem için oldukça iyi. 
- Bariyerler kuruluyor... Bu kelime kente geçişleri düzenleyen kontrol noktaların devrlmesi ve ateşe verilmesi ile oluşuyor.
- 13 Temmuz sabahtan içinde elektörlerin de bulunduğsu bir grup yeni bir belediye kurulmasını öneriyor. Seçim yapacak sukunet olmadığı için nüfuslu nsanlar eçici olarak yeni halk belediyesini kuruyor. 
- Yağma gün boyunca devam ediyor. Zaten milis gücünün bir amacı da kent içinde huzurun tesis edilmesi. 
- Kışlaya başvururak silahları istiyorlar. Kışlayı koruyan askerler Fransız olduğundan ateş emrine rağmen emre uymuyor. Ve halk kışlayı basıp halk silahlanmaya başlıyor. 
- Kimsenin ateş etmek hazır olmadığını gören komutan kolluk kuvvetlerini geri çekiyor. 
- Cephane ihtiyacı söz konusu. Bastille kalesinde cephane olduğu dedikodusu oluşuyor. Şöhretli mahkumların kaldığı bir yer idi Bastille. 14 Temmuz saat 10:30 itibariyle yeni meclis Bastille'e cephane talebi, kale üzerindeki topların açısının değiştirilmesi talebi ile bir delegasyon gönderiyor. Halk da buraya geliyor bu arada. Delegasyon çıkmayınca halk huzursuzlaşıyor. Oysa içerideki delegasyon komutan tarafından oyalanmakta. 
- Bu arada Bastille çok korunaklı bir alan. Halk bu zorlukları birkaç saat içinde geçerek ilerliyor. Bu sırada ilk delegasyon çıkıyor ikincisi giriyor. 
- İçeride ise az sayıda ve yaşlı askerler bulunuyor. Bir grup İsviçreli asker de yer alıyor. 
- Halk içeri doluşmaya başlayınca kumandan ateş emri veriyor ve ölenler oluyor. 
- Bu sırada sabah işgal edilen kışladan birkaç top Bastille önüne getiriliyor ve ateşlenmeye başlıyor. Bir süre sonra özellikle Fransız askerler ateş etmeyi reddediyor. Kumandan anlaşma istiyor ama halk kapıların açılmasını talep ediyor. 
- Halkın içeri girmesi ile kumandan ile askerler tutsak alınıyor. Bu konvoy yol boyunca linç edilmek istemiyor. Bir kısmı yol boyunca infaz ediliyor. Kumandanın kafası kesilip sırıkla dolaştırılıyor. 
- Özellikle kalenin halk tarafından ele geçirilmesi haberi hızla yayılıyor. Krala da bu haber gidiyor. Panik oluşuyor. 
- 15 Temmuz sabahı kral ulusal meclise gidip yarım ağızla olsa da geri adım attığını açıklıyor. Aynı gün kente yürüyen askeri birliklerin durdurulduğu söyleniyor ki bu doğrulanmış. 
- 16 Temmuz günü kral azlettiği maliye bakanını tekrar göreve çağırıyor. 
- 17 Temmuzda yanında kral 50 kadar temsilci ile şehre iniyor ve yeni belediyeye gidiyor. 
- Yeni oluşan milis gücünün muhafaza edilmesi karar veriliyor ve başlarına da LaFayette isimli kumandan olarak getiriliyor. Aristokrat kökenli Amerika'da bazı başarılar kazanan sevilen bir insan. İlk yaptığı her gönüllüye 3 renkten (mavi, kırmızı ve beyaz) birer kokart veriyor. Mavi ve kırmızı Paris kentin rengi, buna kralın rengi beyaz da ekleniyor. 
- İngiliz elçisinin notunda bu olayın çığır açıcı olduğu belirtiliyor; "artık Fransayı özgür ir ülke olarak kabul etmek zorundayız" şeklinde bir mesaj yer alıyor.